Portre: İbrahim Kaypakkaya

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 3 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


 “Hıncımız derya gibi kabarmakta” 
 

“İşte İbo’nun ayağını bastığı toprak: Dağ ve zindan...
İşte direncin karşısında zalimin çaresiz kalışı...
Ve işkenceye karşı direnişiyle efsaneleşen bir hayat...”
Nihat Behram, bu kısa dizelerle ifade etti ‘Ser verip sır vermeyen yiğidi’.

Emekle içiçe geçen bir hayatın adıydı İbrahim Kaypakkaya, yani İbo. Ve kendisini emekle tanıştıran, emekle büyüten ve hep emekçiden yana olan duruşunun gelişmesinde önemli rol oynayan yoksul babası, bir gün evladının parçalanmış cesediyle karşılaşacağını bilemezdi. Bir anne veya baba için bundan daha acısı yaşanabilir mi? Üstelik oğlunun intihar ettiğine dair bir belge imzalamak zorunda bırakıldı acılı baba.

İbrahim Kaypakkaya’nın hayat hikayesi 1949 yılında, her tarafında en eski tarihlerden bugüne kadar gelmiş değişik medeniyetlerin izlerini taşıyan Çorum’da başladı. İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Çorum’da da halk ciddi ekonomik sıkıntılar ile karşı karşıyaydı. Henüz 2-3 yaşlarında iken annesi ve babası ayrılan İbrahim, ilkokulun 1. ve 2. sınıflarını Karamahmut köyünde, 3. sınıfı Ortakışla köyünde, 4. ve 5. sınıfları da Alacahöyük’te okudu. Bu kadar sık okul değiştirmek zorunda kalan bir çocuğun derslerinde geri kalması çok normal bir durum olarak değerlendirilebilirken, İbo derslerinde her zaman çok başarılı oldu. Daha çocukluk yaşlarından itibaren herşeye meraklı olan İbo, bilgi açlığını gidermek için önüne çıkan her fırsattan yararlanıyordu. Öyle ki, koyun gütmeye giderken bile yanına defter, kalem, kitap almayı unutmazdı. Erken yaşlarda sorumlulukla tanışır ve okuldan arta kalan zamanlarda yapılması gereken bütün işlere yetişmeye çalışırdı.

Maddi imkansızlıkları okumaya engel olarak görmeyen İbo, ilkokuldan sonra devlet parasız-yatılı sınavlarını kazanır ve Ankara Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na yatılı öğrenci olarak alınır. Yazları ve ara tatillerde köyüne döner, diğer öğrencilerin aksine elinden ne iş gelirse ailesine ve köylüye yardım eder. Devrimci düşüncelerle bu dönemde tanışan İbo, gittikçe daha net bir politik duruşun sahibi olur. Öyle ki, okulda “yeşili sevmiyorum” başlığı ile yazdığı bir kompozisyondan dolayı öğretmeni “peki kızılı mı seviyorsun” diyerek sert tepki verir. Okulu “pekiyi” derecesi ile bitirir ve sınavları kazanarak İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na kayıt olur. Çorum’un neredeyse zıttı konumundaki kocaman İstanbul’da kısa zaman içinde devrimci öğrencilerle tanışır, gittikçe Çapa’daki devrimci çevrenin önde gelen liderlerinden biri haline gelir. Bu süreçte de her fırsatta köyüne dönen İbo, sol yayınlar götürerek, oradaki insanları örgütler. Yeni dostluklar ve ilişkiler kurar, bu faaliyetleri sonucu polis tarafından fişlenir.

Okuldaki çalışmaların örgütlü bir şekilde yürütülmesi gerektiğini düşündüğünden arkadaşları ile FKF’ye bağlı olarak Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü’nü kurar ve başkanlığına seçilir. Derneğin kuruluş bildirgesini kaleme alan ve bildirgede herkese gericilere ve faşistlere karşı mücadele etme çağrısını yapan İbo, okul yönetimi tarafından bir ay uzaklaştırma cezası alır ve savcılığa ihbar edilir. Artık değişik dergilere yazı yazmaya da başlayan, FKF’nin 2. kurultayına delege olarak katılan ve artan saldırılara karşı bildiriler yazıp dağıtan İbo, bu kez okul disiplin kurulu ve faşistlerin işbirliği ile okuldan atılır. Okuldan atılma ile ilgili karar daha sonra Danıştay tarafından bozulmasına rağmen, atılan 9 arkadaşı okula geri alınır, ancak bu karar İbo için uygulanmaz.

Okuldan atılınca önce bir süre ortelde çalışır, ardından geçimini matematik dersleri vererek sürdürmeye çalışır. Yine bu dönemde İşçi-Köylü gazetesinin İstanbul’daki bürosunda çalışan İbo, 69-70 yıllarında Aydınlık Sosyalist Dergi ve Türk Solu’nda çeşitli yazılar yazar. Mücadelenin daha da geliştiği ve sertleştiği bir yıl olan 1970’de Trakya Değirmenköy’de toprakları için ağaya karşı mücadele eden köylülerin arasında yerini alır. Bu direnişten dönerken polis tarafından tutuklanır ve işkenceden geçirilir. Türkiye tarihindeki ilk işçi sınıfı ayaklanması olan 15-16 Haziran olayları, siyasal mücadelesi açısından önemli dönüm noktalarından birisidir. Bu mücadeleden çıkarılması gereken derslerle ilgili tartışmalar yürütülür ve İbo bu tartışmaların ardından o döneme kadar içinde bulunduğu PDA/TİİKP merkezi ile ters düşer.

Sıkıyönetim ilan edilince aranır konumuna düşen İbo, devletin imha dalgasının yaşandığı ve yeni çıkış yollarına ihtiyaç duyulduğu günlerde Çorum’a gider, “Çorum İlinde Sınıfların Tahlili” başlığı altında kaleme aldığı kapsamlı bir araştırma çalışması yürütür. 1971 başlarında geldiği Çorum’da arkadaşları ile sürekli okuyup tartışır, kafasında yeni bir örgüt taslağını oluşturur. Ardından bu bölgeden ayrılıp, Kuzey Kürdistan’a geçmeye karar verir. 1972 yılı başlarında TİKKP revizyonistleri ile örgütsel bağlarını koparır ve TKP/ML’nin kurulmasına önderlik eder. Yorulmak bilmez bir enerji ile Malatya, Dersim ve Antep yörelerinde devrimci mücadeleyi örgütler, köy köy dolaşıp, köylülerle uzun sohbetler eder. Kitlenin ileri kesimlerine hitap eden okuma gruplarını oluşturduğu Malatya’da yürüttüğü çalışmalar sonucu “Malatya’da Sınıfların Tahlili” başlıklı bir incelemeyi hazırlar.

Aynı yılın Mayıs ayında Denizler idam edilir, İbo’nun çalışma bölgesinin yakınlarında da Sinan Cemgil ve arkadaşları, girdikleri bir çatışmada yaşamını yitirir. Devrimci dayanışmaya çok büyük bir önem veren İbo, Kahyalı köyü muhtarı Mustafa Mordeniz’in ihbarcı olduğunu ortaya çıkartır. Mordeniz, sorgulandıktan ve suçlu görüldükten sonra kurşuna dizilir. Bu olaydan sonra Dersim’e geçer, burada yoldaşlarıyla eğitim çalışmaları yürütür. Ancak ihbar sonucu burada olduğu öğrenilince devlet güçleri takviye edilir, halkın üzerinde yoğun baskılar uygulanır. İbo da önce İstanbul’a döner, ardından Malatya’ya uğradıktan sonra tekrar Dersim’e gider.

20 Ocak 1973’te gece yarısı dağdan Dersim’e inip, karakol ve lojman bombalayan TİKKO gerillaları, 24 Ocak’ta Vartinik’te köyde bulunurken kuşatma altına alınırlar. İbo, ateşten sıyrılıp kaçmaya çalışırken, ağır yaralanır. Kendine geldiğinde kafası kan içinde kalmıştır, can yoldaşı Ali Haydar’ın vurulmuş olduğunu görür. İntikam yemini edip, bulunduğu yerden uzaklaşır ve bir mağaraya sığınır. Vurulduğunun beşinci günü uğradığı köyde ihbar edilir ve ele geçirilir. Askerler tarafından Gökçe Karakolu’na kadar buzlu derelerin içinden yaya sürüklenir. Amaç, kendisini konuşturup, ardından imha etmektir. Ancak İbo konuşmaz. Konuşmayınca da korkunç işkencelere başvurulur. Daha önce sarfetmiş olduğu “Devrimci olmanın ilk koşullarından biri işkenceye dayanmaktır” sözünü yaşama geçirir. Şubat ayının başında Dersim’e, ardından Elazığ’a, oradan da Amed’e götürülüp, Savcı Yaşar Değerli’ye teslim edilir. Burada gittikçe ağırlaşan yaraları nedeniyle ölüm tehlikesinin belirmesi sonucu askeri hastaneye yatırılır, buzlu derede yürütülmesi sonucu yanan ayakları kesilir. Ardından sorgular ve bitmek bilmeyen işkenceler tekrar başlar. Ancak İbo yine konuşmaz, konuşturulamaz. Mayıs ayı başlarında işkenceye ara verilir. Sorgulamaların bittiğini düşünen İbo, savunmasını hazırlamak için defter ve kalem ister, savunmasını hazırlarken bazen şiir de yazar:

“... gider .... gider, nice koçyiğitler
senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir
Ey mavi gök! Ey yağız yer bilesin ki
yüreğimiz kabına sığmamakta
örsle çekiç arasında yoğrulduk
hıncımız derya gibi kabarmakta”

İbo teslim olmaz. Tek başına tek silahı onuru ile mücadelesini son ana kadar sürdürür. İnsan iradesinin herşeyden daha güçlü olabileceğini kanıtlar. Bu gerçeği gören işkenceciler, konuşturamayacaklarını anladıkları İbo’yu 18 Mayıs 1973’te Diyarbakır Zindanı’nda dört aylık işkenceden sonra kurşuna dizer.

Hazırlayan: Meral ÇİÇEK

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com