PKK hangi koşullarda silahı bırakır?

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 6 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


 KCK Yürütme Konseyi üyesi Mustafa Karasu, Kürt halkının kimliği, dili ve kültürüyle ciddi bir tehdit altında olduğunu belirterek, ‘’Kürt halkı da bu nedenle direnmektedir. Sadece ve sadece kendi hakları için direnmektedir’’ diyerek, haklarının tanınması durumunda silahların bırakılacağını söyledi.
 
Özgürpolitika gazetesinde ‘Kürt vardır, ama hakları da vardır’ başlıklı makalesinde Karasu, Demokratik özerklik ve Kürt halkının temel demokratik haklarını kabul edilmesi durumunda silahların bırakılacağını ifade etti. İşte Karasu’nun yazısı…
 
‘’Bugün Türkiye siyaseti tam bir keşmekeşlik yaşıyor. Meclis'teki partiler içinde DTP dışında hiçbir siyasi partinin Türkiye'nin en temel sorunları konusunda bir düşüncesi yok. Tüm partiler sadece seçimi ve oy almayı düşünüyor. Bunu yaparken de temel sorunlara getirdikleri çözüm önerileri için oy istemiyorlar. Türkiye toplumunun geriliklerine ve hassasiyetlerine seslenerek kendilerini güç yapmak istiyorlar. Tüm partiler birbirlerini suçlayarak ya da töhmet altında bırakarak diğerine karşı baskın çıkmaya çalışıyor. Birbirinden farkı olmayanların, sorunların çözümü için köklü projeleri olmayanların demagoji ve suçlama dışında yapacakları başka bir şeyleri de olamaz.

Kürt halkı on yıllardır mücadele veriyor. En son İmralı'da yapılan fiziki saldırı karşısında halk ayağa kalktı. 7'den 70'e herkes devletin politikalarını karşı tavrını ortaya koydu. Bir halk tutumunu ancak bu kadar net koyar. Bu durum karşısında bastırma ve ezme dışında başka politika üreten olmadı. Sanki on yıllardır bastırma ve ezme politikaları denenmemiş gibi her zaman söylenenler tekrar edildi.

Erdoğan'ın politikasına karşı çıkan bazı aydın ve yazarlar ise sadece 'neden işi sertleştiriyorsun' diye yakındılar. Hatta 'eski dil ve yöntemlerle Kürtleri kandırma ve uyutma imkanlarımız vardı, neden bir çuval inciri berbat ettin' diyerek kızgınlıklarını dile getirdiler. 'Böyle yapmasaydın DTP'nin elindeki belediye başkanlıklarını da alırdık böylece bu sorundan kurtulurduk' dediler. Kürt sorunu esas olarak da Kürt kimliğinin inkarından kaynaklandığı halde Kürt kimlikli siyasetçileri saf dışı ederek bu sorunu ortadan kaldıracaklarını sanma demagojisi fazlasıyla dillendirildi. Başbakan'ın yanlışına karşı çıkanların bile ne kadar yanlış düşündükleri ve kafalarının ne kadar karışık olduğu görüldü.

Bu eylemler sonrasında bir daha görüldü ki kimse cesaretlice sorununun esasını ortaya koymuyor. Bu sorun şöyle çözülür demiyor. Bölücülük ya da vatan hainliği suçlaması korkusuyla doğruları söylemekten kaçındıkları gibi kafa karıştırıcı laflar ediyorlar. Doğrular açık ve net söylenmezse, söylenecek her şey kafa bulandırmaktan başka sonuç vermez.

DTP'nin Kürt sorununu demokratikleşme içinde çözme projesi olan demokratik özerkliğe bile sahiplenilmedi. Demokratik özerklik, Kürt halkının temel demokratik hakları olan anadilde eğitim, Kürt kimliğinin kabul edilmesi, Kürt kültürünün önündeki tüm yasakların kalkması ve Türk kültürüne hangi imkanlar tanınıyorsa onun tanınması, kendi kimliğiyle siyaset yapma özgürlüğü ve yerel demokratik iradelerin kabul edilmesidir. Bu makul proje sahiplenilmediği gibi neredeyse bu da nereden çıktı denilerek DTP suçlanmıştır. Kendilerine hem demokrat ve özgürlükçü sıfat verecekler hem de demokratik bir ülkede tanınması gereken haklara sahiplenilmeyecekler! Türkiye aydınlarının, yazarlarının çoğunun durumu böyledir.

Demokratik özerklik, Kürt halkının temel demokratik haklarını kabul etmenin tanımıdır. Bunları kabul etmemek ise büyük bir inkarcılık ve zulümdür. Buna karşı direnmek meşru bir haktır ve hiç kimse de karşı çıkamaz.

Bazıları da bu haklar verilse bile terör yine sürer, savaş bitmez gibi demagoji yapmaktadırlar. Böylece aslında 'bu hakların verilmesine ve tanınmasına gerek yok' demektedirler. En tehlikeli söylem budur. Bunu söyleyenler Kürt sorununun çözümünü istemeyenlerdir. Kürt özgürlük hareketi düşmanlığı yaparak siyasi ve ekonomik olarak nemalanmak isteyenlerdir.

Bu tür söylemlerde bulunanlar Türkiye halkını kandırmaktadırlar. Tam aksine demokratik bir ülkede tanınması gereken bu haklar tanınsın, yasalar ve uygulamalar buna göre düzenlensin Kürt özürlük hareketi bu sorun bir günde çözülür demiştir. Bunu söyleyenler Kürt özgürlük hareketinin defalarca kamuoyuna deklere ettiği barış projelerini ve çözüm deklarasyonlarını ya unutmuş olmalıdırlar ya da bilerek görmezlikten geliyorlar. Kürt özgürlük hareketi en makul çözüm önerileri sunuyor. Bunlar yerine getirilirse direnişi de silahı da bırakacağını açıkça ilan ediyor. Bunları hiç kimse yok sayamaz ve çarpıtamaz.

Biz bu zatların, sahtekarların ne istediğini biliyoruz. Kürt özgürlük hareketi direnişi bıraksın da bu Kürt sorunundan kurtulalım diyorlar. Bunlar bilmeli ki diyalog gelişmez ve Kürt halkının temel demokratik hakları güvenceye kavuşmazsa Kürt özgürlük hareketi bu mücadele yüz yıl sürse de devam eder demiştir. Bunların niyetinde Kürt sorununda çözüm olmadığı için bu savaşın bitmeyeceğini söylüyorlar.

Artık alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete devri bitmiştir. Kürtlerin hakkı tanınacak mı tanınmayacak mı? Bu sorulara verilecek cevap önemlidir. Artık Kürt vardır, böyle bir sorun vardır demenin de değeri kalmamıştır. Çünkü, Demirel de Çiller de Mesut Yılmaz da Tayyip Erdoğan da Kürt sorunu vardır, Kürtler vardır demişler, ama sonunda yine tek millet edebiyatı yapmışlardır.

Erdoğan da Vecdi Gönül de Türkiye içinde farklı bir ulusal kimliğin kabul edilemeyeceğini açıkça söylemişlerdir. Kürdistan hala Türk uluslaşmasının yayılma alanı olarak görülmektedir. Başbakan ve savunma bakanı Kürt özgürlük hareketinin neden direndiğinin somut kanıtıdırlar. Kürt halkı kimliği, dili ve kültürüyle hala ciddi bir tehdit altındadır. Kürt halkı da bu nedenle direnmektedir. Sadece ve sadece kendi hakları için direnmektedir. Türk devleti ise dış güçlere dayanarak ve her türlü baskı aracıyla bu direnişi bastırmaya çalışmaktadır. Tek ve yalın gerçek budur. Bunun dışındaki her söylem demagojidir.

Bazıları geçmişte yaşanan tehcirleri ve katliamları kınıyorlar. Bunun hiçbir değeri yoktur. Eğer bugün Kürtler üzerinde uygulanana benzer politikaya gevelemeden karşı çıkılıyorsa, bu tür söylemlerin anlamı vardır. Yoksa Kürt halkı bunları kandırma ve aldatma olarak değerlendirir. Kürtler yok edildikten sonra bazılarının yapılanları eleştirmesi ve hatta bu konuda özeleştiri vermesi olsa olsa Kürtlerle ve tarihle alay etmek olur.

Kürtler ne istiyor, PKK ne istiyor, DTP ne istiyor biliniyor. Bilinmiyor diyenler yalancıdır, sahtekardır ya da bilinçli bir çarpıtma yapıyorlar.

Kürtlerin ne istediği nettir. Bunlar tanınsa Türkiye'de savaş ve gerilim bir günde değil, bir saate biter.

Bitmez diyenlere söylüyoruz; bu sorun sözü edilen hakların tanınmasıyla çözülsün ondan sonra biter mi bitmez mi görsünler ve ondan sonra konuşsunlar. Bundan önce bitmez diye konuşmak sorunu çözümsüz bırakmak ve muğlaklaştırmaktır.’’
 
ANF NEWS AGENCY

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com