E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- TRT 6/Memo Şahin
- Sünniler Kürtlere rest çekti
- TV 6/Cennet Bilek
- Öcalan: Devlet kendi Kürdünü yaratıyor
- İsrail: Ağır darbe vurduk, Hamas: Zafere yürüyoruz
- Bahoz Erdal, Türk devletinin yeni askeri planını açıklıyor
- 100 ünlü Kürt TRT Şeş'i değerlendırdi
- Serok Apo'dan Serokomar Abdullah'a /Nazım ALPMAN
- TRT Şeş, PKK’nın başarısı mıdır?/TÜRKER ALKAN
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Son günlerde yoğunlaşan PKK ve Öcalan endeksli 'çözüm' tartışmalarını değerlendiren Koma Civaken Kurdistan (KCK) Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, tek taraflı ateşkesin sonuç vermeyeceğini belirtti. Karayılan, 'Operasyonlar durdurulsun tek mermi patlamaz' diyerek Kürt sorununun çözmeye her zamankinden daha fazla hazır olduklarını da kaydetti. ANF'ye konuşan Karayılan, yerel seçimlere yönelik devletin hukuk dışı uygulamaların devam etmesi halinde seçimlerin meşruluğunun da kalmayacağını ifade etti.
Hareketiniz gelinen aşamayı 'çözüm süreci' olarak değerlendiriyor. Bununla birlikte Türkiye'de de çözüm tartışmaları da yürütülüyor ama Kürt sorununda PKK'siz çözümü dile getirenler var. Ayrıca çözüm için öncelikle PKK'nin silah bırakması gerektiği ifade ediliyor. Bu değerlendirmelere ne diyorsunuz?
Bu tür değerlendirmeler çeşitli çevrelerden, değişik sivil kesimlerden gelişmiş olsa da özünde Türk devletinin sömürgecilik sisteminin bir yansıması ve etkilemesiyle oluyor. Ya da bu sistemin yürüttüğü özel savaşın bir biçimde farklı bir tarzda ifade bulması olmaktadır. Yani tasfiye etme girişimidir. Bu toplumu bu parti ve bu Önderlik ayağa kaldırmış, şimdi bu topluma diyeceksiniz ki 'ben sizi tanıyorum ve sorununuzu çözeceğim ama size ruh verip canlandıran önderliğinizi affetmiyorum, yok edeceğim.' Bu olabilecek bir şey midir? Hayır, bu tasfiyedir. Yani sanki PKK olmasa, Önder Apo olmasa zaten Kürt sorunu kolay çözülecekmiş gibi bir hava yaratıyorlar. Zaten 'sorun yok' deniliyordu. Kimliksizleştirme, onursuzlaştırma, başkalaşıma uğratma çözümü katliamlarla oturtulmak istenen bir amaçtı. Sömürgeciliğin temel politikası buydu. 'Kürt sorunu diye bir sorun yok ben çözmüşüm' derken bu kastediliyordu. Şimdi yapılan bu tür değerlendirmeler değişik söylemlerle aynı kapıya çıkan değerlendirmelerdir. Önder Apo'yu, PKK'yi ve Kürdistan gerillasını artık bu toplumdan ayrı düşünmek mümkün değildir. Bu Kürt toplumunun bir gerçekliğidir. 30 yıldır cisimleşmiş bir gerçekliktir. Dolayısıyla ayrı düşünmek abestir ve bu anlayışın getireceği de çatışma ve savaştır.
Diğer bir şey, gerçekten barıştan yana olan, kan dökülmesinin önüne geçmek istemesine rağmen konuyu iyi teşhis etmeden beyanat veren bir takım çevreler olmaktadır. Bunlar da zaman zaman silah bırakmaktan, tek taraflı ateşkes yapmaktan bahsediyorlar. Biz bu tür değerlendirme sahiplerinin de gerçeği görmediklerini veya görmek istemediklerini ya da bilgi yetersizliği içinde olduklarını düşünüyoruz. Nasıl? Biz bir halkız ve biz 25 yıldır bir gerilla savaşı yürütüyoruz. Şimdi bir güç olmuşuz, dağdayız. Örneğin ben on yıllardır bu dağlardayım. Yani bir yaşam kurmuşuz, bir gücüz şimdi sen bu güce herhangi bir çözüm projesini geliştirmeden 'silah bırak' dersen işi ya yokuşa sürmek istiyorsundur ya da durumu bilmiyorsun demektir.
Nasıl silah bırakılacak?
Nasıl silah bırakılacak? Karşımızdaki bizi yok etmek istiyor. Bir taraf bir tarafı yok etmek isterken bir tarafın elinden silahı almak onun katledilmesine yol açmak demektir. Bu bir, ikincisi; bu mücadelenin bir hikayesi vardır, onu bilmek gerekiyor. Biz Kürdistan'da daha silah elimize almamışken, bir tabancamız bile yokken Özel Harp Dairesi bize karşı silah kullanmıştır. Hareketimizin en etkili öncülerinden biri olan Haki Karer arkadaş katledilirken bizde silah diye bir şey yoktu, yine bir yıl sonra Halil Çavgun arkadaş bölgedeki feodal güçler, MHP'li militanlar ve polisin işbirliğiyle katledilmiştir. Biz o zaman silah kullanmıyorduk, silahlı mücadele vermiyorduk, daha parti bile değildik sadece ideolojik bir gruptuk. Partimiz Hakilerin anısına partileşme sürecini geliştirmiştir. Çünkü orada bir karar vermek gerekiyordu. Yani ya onurundan, şerefinden, haysiyetinden vazgeçip teslim olacak, bir teslimiyetçi çizgi geliştireceksin ya da direneceksin. Direnmek için örgütleneceksin, örgütlenmek için öncü güce ihtiyaç var işte PKK böyle doğmuştur. Yani devletin şiddet kullanmasına karşı PKK'nin kuruluşu gündeme gelmiştir. Daha sonrasında cuntanın gelişi ve yaptıklarını izah etmeye bile gerek yok, herkes neler yaşandığını biliyor. Bu temelde gelişen bir silahlı mücadele gerçeği vardır, yok edilmeye karşı var olma mücadelesi olarak gelişmiştir. Bir insanın en meşru hakkı olan, bir toplumun en meşru hakkı olan var olma hakkı temelinde gelişen bir silahlı mücadele durumu vardır. Keyfi bir biçimde geliştirilmemiştir. Bazıları zannediyor ki bizler can sıkıntısından bu dağlara çıkmışız. Hayır, öyle değil.
Operasyonlar dursun tek mermi patlamaz
Biz yaşamı bilmiyor muyduk? Şehirde, köyde normal bir yaşamı bilmiyor muyduk da bu dağlara çıktık. Hayır, biz onur, şeref, haysiyet peşindeyiz. Biz kimliğimizi koruduğumuz için hedeflendik. Kurşuna dizildik. Her türlü hakarete uğradık. Halkımız bok yedirmeden tutun her türlü işkenceye maruz bırakılmıştır. Bu temelde gelişen, insanlığına, onuruna sahip çıkmak isteyen, bu şiddete dur demek isteyen bir savunma savaşı, bir silahlı mücadele var ve bu mücadele artık binlere ulaşmış, bir mevzi edinmiş, bir sistem kazanmıştır. Biz Kuzeyde, Doğuda, Güneyde her yerde bir sistemiz, bir gücüz şimdi. Nasıl sen bu sistem kendini bir çırpıda feshetsin diyebiliyorsun. Silah bıraksın diyenler sanki biz bir sendikayız, ya da 'işte şu işi bırakalım da bu işi yapalım' diyebilecek bir dernekmişiz gibi konuşuyorlar. Hayır, biz bir sistemiz binlerce insanın içinde yer aldığı ve milyonlarca insanın umut bağladığı bir sistemiz Yani biz öyle silah falan bırakmayız. Ama biz sorunu barışçıl, diyalog yöntemleriyle çözmeye sonuna kadar da varız. Şimdi Türk devleti bu sorunu silahla değil, diyalogla çözmek istediğini söyleyip, operasyonları durdursunlar tek mermi patlamaz. Biz saldıran taraf değiliz, biz savunmada olan tarafız. Biz kendimizi savunuyoruz. Biz her gün ABD'nin yüksek teknolojisine sahip araçlarla sağladığı istihbaratlara dayanarak çağın en ileri tekniğiyle gerçekleştirilen bombardıman altındayız. Her gün bu tekniğe dayalı on binlerce askerin araziye sürülüp kelle avcılığı yapmaya yollandığı hedefleriz. Biz nasıl silah bırakırız. Biz silahımız sayesinde yaşıyoruz.
Çözümün Türkiye için tek seçenek olduğu kamuoyunda yüksek sesle dile getiriliyor artık ve bu ciddi ciddi tartışılıyor. Çeşitli çevreler de bu konuda arayış içindeler. Bunun bir yolu yok mudur?
Vardır. Bu adam öldürmekle sonuca gitmek isteyen, kan dökmekle sonuca gitmek isteyen, Kürt sorununa çözümü adam öldürme olan devlet politikasında bir değişiklik olursa bunun yolu vardır. Erdoğan Amed'e geldi 'Kürt sorununu çözeceğim' dedi. Biz bunun üzerine bir aylık ateşkes geliştirdik ama sonuçta o da aynı çizgiye geldi. Şimdi AKP'nin ve Türk devletinin Kürt sorununu çözme politikası adam öldürme politikasıdır. Yani bizleri öldüre öldüre sözüm ona çözüme gidecekler. Bizler öldürmekle bitmeyiz çünkü katılım vardır. Doğru, kayıp veriyoruz ama karşısında Türk ordusu da kayıp veriyor, bunu basına fazla yansıtmıyorlar, kayıplarının sayısını az veriyorlar ama onlar da kayıp veriyorlar. Fakat nasıl ki Türk ordusu kayıplarının yerini dolduruyorsa Kürt halkı da yerini dolduruyor. Benim bildiğim uzun yıllardır gerillanın sayısında azalma yok tersine bir yükselme var. Bu noktada bir çağrı yapmak istiyorum; Türk devletinin bu adam öldürme politikasına karşı, sözüm ona katılımları önleme siyasetine karşı yurtsever Kürt gençliğini gerillaya katılmaya çağırıyorum.
Kendine güvenen, onuruna düşkün her Kürdistan genci gerillada yerini almalıdır. Çünkü gerilla halkımızın özgür geleceğini garanti altına alan en şerefli ve onurlu mücadele mevzisidir. Bu politikaya karşı tutumumuzu ortaya koymak amacıyla biz katılımları daha fazla güçlendirmeliyiz. 'Yol yoktur, kıştır, kardır' dememek gerekiyor. Bir kişi isterse ulaşır, hiç yol bulamıyorsa hangi komşu ülkeye giderse bizi bulabilir. Türkiye'ye komşu olan hangi ülkeye giderse PKK'yi bulabilir. PKK gizli kapaklı bir adres değildir, artık bir sistemdir ve bu her yerde vardır.
Saldırılar devam ederse orta yoğunluklu savaş gelişir
Herkes artık bu gerçeği görmek zorunda. Gerilla Kürt toplumunun bir gerçeğidir. Önder Apo Kürt toplumunun bir önderliksel gerçekliğidir. Türkiye bunu kabul etmez ve şiddetle bitirmek isterse bitiremez. Biz de Türk devletinin bu yönlü politikasına karşı bir karar aldık. Şimdiye kadar meşru savunma çizgisi çerçevesinde sınırlandırılmış bir savaş yürütmekteyiz. Düşük yoğunluklu, şiddeti oldukça aşağıya çekilmiş sınırlı bir savaş yürütüyoruz. Ama bu politika değiştirilmez ve hele hele bu biçimde Önderliğimize işkence, halkımıza baskı, şiddet, soykırım planları, ABD ile Güneyli güçlerle, her tarafla imha ittifakları geliştirilirse o zaman biz de bu bizi yok etme seferberliğine karşı artık bu sınırlı düşük yoğunluklu savaşı bırakıp, orta yoğunluklu bir savaş geliştirmek durumunda olacağız. Buna dönük kararımız ve hazırlıklarımız vardır. Eğer herhangi bir değişiklik olmazsa Türkiye'de gelişecek olan daha ileri düzeyde bir savaştır. Bu biz istediğimiz için olmayacaktır. Hareketimizi tasfiye etmek üzere bir seferberlik ilanı vardır. İlker Başbuğ ve Erdoğan hükümeti bu temelde tüm gücünü ortaya koyarak bir seferberlik içine girmişse buna karşı bizim de daha ileri bir düzeyde bir savunma refleksimiz olacaktır. Bu da nedir orta yoğunluklu bir savaşın gelişimidir. Ama biz diyoruz ki buna ihtiyaç olmadan daha fazla kan dökmeden gerçekleri görelim, gerçeklere saygılı davranalım ve barışçıl yöntemlerle sorunun çözümü için şiddeti bir tarafa bırakalım.
Ateşkes çağrısı gerçekçi değil
Tam da bu nokta da 'önce siz adım atın' denilirse ne olacak?
Biz daha önce kaç kere adım attık ama olmadı. Biz ateşkes çağrısı yapıyoruz karşı taraf habire saldırıyor dolayısıyla bize rağmen hiç birisi sonuç alıcı olmadı. Siyasal olarak kazanım elde ettik ama pratik olarak savaşın durması anlamında bu girişimlerimiz sonuç alıcı olmadı, şiddet durmadı. Çatışmasızlık durumu olmadı, onun için tek taraflı çabalarla sonuç alınamaz. Sonuç alınabilmesi için her iki tarafın aynı anda çatışmasızlık durumunu kabul etmesi gerekiyor.
Biz şunu görmek durumundayız, artık gelinen noktada Türk devletinin karar vermesi lazım Kürt halkıyla barış içinde bir arada yaşamak istiyorsa o zaman bu halkın hassasiyetlerine dikkat gösterecek ve gerçekleri tanımak durumunda olacaktır. Yok, eğer öyle değil 20.yy.ın siyaset anlayışıyla 'ben herkesi Türkleştireceğim bunu da zorla, adam öldürerek yapacağım' derse gelişecek olan bu çatışma durumunun tırmanmasıdır. Bizim tercihimiz bu değildir. Bunun için Önderliğimiz en son görüşmesinde de bizzat Başbakan Erdoğan'ın ismini vererek çağrı yapmıştır. Biz bu çağrıya bağlıyız. Eğer bu konuda bir adım atılırsa biz buna açığız. Yoksa sürecin tırmanış göstereceği şimdiden açık görülmektedir.
Sonuca gelirsek; iki taraf çatışıyorken bir taraftan silah bırakmayı istemek ölümü seç demektir. İki taraf çatışıyorken bir taraf habire daha fazla imha aracı satın alıp, uluslar arası ittifaklarla kapsamlı askeri seferler geliştirirken öbür tarafa 'ateşkes yap' demek gerçekçi değildir. Bu geçmişte de denendi. Dolayısıyla değerli barış yanlısı çevreler, başta Türkiye Barış Meclisi olmak üzere Türkiye'deki tüm demokratik çevreler, aydınlar, sanatçılar gerçekten sorunu kansız çözmek istiyorlarsa çift taraflı olarak şiddetin bir tarafa bırakılması için çaba göstermelidirler. Her iki tarafın şiddeti durdurması çağrısı yapmaları halinde biz buna varız. Ama tek taraflı denenmiştir, olmamıştır, sonuç almamıştır. Bunun doğru görülmesi ve bu temelde sürece yüklenilmesi halinde sonuç alınabilir. Yoksa diğer türlü çabalar ne kadar gelişkin olursa olsun sonuç almayacaktır.
İmralı'da işkence var
Bu tartışmaların merkezinde yer alan Sayın Öcalan'ın bulunduğu İmralı'ya yeni bir yerin yapıldığı, buraya başka mahkumların götürüleceği açıklamaları oldu. İmralı adasındaki koşullar değişiyor mu? Bu yönlü gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her şeyden önce şunu söylemem lazım, bu bakan zaman zaman bu tür şeyleri ifade ediyor. Daha değişik müdahaleler yaptığını söylüyor ama her nedense pratik farklı çıkıyor. Yani İmralı'daki şiddet ve sert uygulamada herhangi bir değişiklik olmamıştır. Ben burada açıkça söylüyorum bizim aldığımız izlenim, duyum şu ki, aslında Önderliğimize dönük baskıcı politika devam ediyor ama Önderliğimiz tansiyonu yükseltmemek için bunu fazla gündemleştirmiyor. İmralı'daki uygulama bu biçimde devam ederse bu ciddidir. Ben uyarıyorum. Bu tehlike işaretidir. Çünkü oradaki uygulama olduğu gibi devam ediyor. Bu bir işkence uygulamasıdır. Gerek psikolojik, gerek fiziki olarak işkencedir. İnsani bir yaklaşım yoktur. Bu bir, ikincisi; on yıla yakın bir süreçtir İmralı'da yapılan uygulama yeryüzünde hiç kimseye yapılmamıştır. İnsan toplumsal bir varlıktır. Nasıl ki ekmek ve suya ihtiyacı varsa sosyal ilişkiye, diyaloga da ihtiyacı vardır. Önderliğimiz on yıldır tek başına orda tutulmaktadır ve tecrit altındadır. Bu insan haklarının çiğnenmesidir. Hukuksuzluktur. Türk devleti bir tutukluya tanıdığı hiçbir hakkı Önderliğimize tanımıyor. İmralı'da bir tutuklunun sahip olması gereken hangi hak Önderliğimize tanınmıştır. Tek kanallı bir radyo verilmiştir -ki o da çeşitli sorunlar çıkardıklarından dolayı her zaman dinlenemiyor- bir de kendisiyle ilgili haberlerin kesildiği on, on beş gün gecikmiş gazetelerin verilmesi dışında ne veriliyor? Türkiye cumhuriyeti yasalarında tanınan hakların hiçbirisi verilmiyor. Çifte standart var, orda bir işkence var. Diyorlar ya 'yavaş yavaş öldüreceğiz' orda bu politika yürütülüyor. Bu politika değişir mi? Bakan bir şeyler söylüyor ama bu bir oyalama mıdır, bir yumuşama girişimi midir şimdiden bilinemez.
Adalet Bakanı samimi değil
Bakanın açıklamaları Kürt kamuoyunda şantaj olarak da değerlendirildi. Siz nasıl değerlendirdiniz?
Bakanın konuyu dile getiriş tarzı ilginçtir. Yani on yıldır Önderliğimize geri adım attırmak için bu kadar uygulama yapıyorlar hiçbir sonuç almamışlardır. Şimdi utanmadan bir kez daha çıkıyor ve diyor ki 'bombalar dursun derse başkasıyla görüşme yapabilir', Buna 'şantaj' denildi, şantajdır tabi. Kısaca biz bunları samimi görmüyoruz. Oradaki koşulların iyileşmesi elbette ki iyidir ama bu sorunun çözümü değildir. Sorunun çözümü gelinen noktada köklü yaklaşmadır. Bu da Önder Apo'nun özgürlüğü Kürt sorununun demokratik çözümüdür. Kürt sorunu çözülecekse adresi İmralı'dır. Halkımız hergün meydanlarda bunu ifade ediyor. Eylemleriyle ortaya koyuyor. Artık açık konuşalım ve açık hareket edelim. Gizlemeye perdelemeye gerek yok. Bu halk Başkan Apo'yu önderi olarak görüyor. Siz eğer bu halkla barışçıl bir biçimde sorunları çözüp, Türkiye sınırları içinde ortak yaşamayı esas alacaksanız o zaman bu Önderliğin projesi de vardır, ilkeleri de vardır siz onu muhatap alacaksınız. Esas çözüm buradadır.
AKP'nin tutumu çok tehlikeli
Tamam ama bazı ilk adımlar, yumuşatıcı adımlar anlamında bu tür şeyler iyi değil midir?
Elbette ki iyidir ama söylüyor fakat pratikte bir şey yok. Olursa belki bir adımdır ama esas çözüm belirttiğimiz çerçevededir. Bir de bu AKP'nin oyalama girişimine benziyor, biraz CPT'yi biraz Kürt halkını dengeleme amacıyla geliştirmiş olduğu bir girişim gibi geliyor bize. Yani sorunun esaslı ele alınma durumu yoktur. Bugün gelinen nokta itibarıyla AKP'nin geliştirdiği tutum çok tehlikelidir. Erdoğan Kürt sorununa ilişkin daha 93'de rapor hazırlatmış olmasına, soruna yabancı olmamasına rağmen sorunu çözme anlayışı içinde değildir, böyle bir yaklaşımı da yoktur. Bu olmadığından, iktidarı için, çıkarı için sorunu askersel bir mantıkla şiddet temelinde çözme noktasına gelmiştir.
Başbakan 'Ben Diyarbakır'da söylediklerime bağlıyım söylediklerimde bir değişiklik yok' dedi...
İnsaf. Sen orda söylediklerinin tam tersini yaptın. Söylediklerine mi bakacağız yaptıklarına mı bakacağız. Sen orda Kürt sorunu 'benim sorunumdur' dedin sonra 'kadın da olsa çocuk da olsa vurun' dedin. Ortaya çıkıp pompalı tüfekle Kürtlere ateş edene hak verdin. 'Ya sev ya terk et' anlamına gelen şoven-faşist ifadeler kullanarak eğilimini ortaya koydun. Bu kadar şiddetin önünü açtın. Sadece ordunun operasyonlarını geliştirmesine de yol açmadın. AKP'nin yaptığı şey şudur. Ordunun daha önce bir politikası vardı belli bir tabanı da vardı. Şimdi AKP tabanını aynı noktaya taşıdı ve şiddet temelinde yani adam öldürme temelinde Kürt sorununu çözme mantığını böylece topluma mal etme, tabanını genişletme sonucuna yol açtı. Böylece AKP kendi tabanını Kürtlere karşı yürütülen özel savaşı besleyen bir taban haline dönüştürdü. Böyle bir politika izledi. Bu çok tehlikeli bir politikadır. Bunun vebali Erdoğan ve AKP'nin boynundadır. Onlar daha fazla çıkmaza sürükledi. Bize diyorlar ki 'ortamı geriyorsunuz'. Sen bu kadar bombardıman yapacaksın, bu kadar operasyon yapacaksın, bu halkın bütün hassasiyetlerini ayaklar altına alacaksın, Önderliğine işkence yapacaksın, her gün Kürt demokratik kurumlarını DTP'yi şunu bunu hedef göstereceksin sonra da diyeceksin ki 'germeyin' Sen bu ülkenin başbakanıysan ve bu ülkenin bir sorunu varsa, bu ülkede Kürt sorunu bulunduğuna inanıyorsan buna ateşe körükle gider gibi mi gitmek gerekiyor. Bu biçimde germek mi gerekiyor. AKP'nin sorunu getirdiği nokta bir çıkmazdır. Sorunu ağırlaştırmadır. Bunun sorumlusu da açık ki başbakandır.
Erdoğan'ın sürdürdüğü bu gerginleştirici üslup, Kürt halkının değer yargılarına karşı saygısız duruşu Türk halkında şovenizmi kamçılamıştır. Çok tehlikeli olabilecek bir sürecin gelişmesine yol açmıştır. AKP bir devlet olgunluğu, bir hükümet olgunluğu göstermemiştir. Çok makyavelist, çıkarcı davranışlar sergilemiştir. Ardahan'da DTP heyetine karşı polisin teşviki ve göz yumması sonucu MHP'lilerin olay çıkarması yaşandı -ki önceden hazırlandığı belli bir şey- bizzat polislerin taş attıkları belirtilmektedir. Yine duyuyoruz Silopi'de, Şemdinli'de başka yerlerde AKP'nin atadığı valilerin, kaymakamların ve ordunun bölgedeki subaylarının AKP ile birlikte ortaklaşa belediye başkan adaylarını belirlemesi yaşanıyor. Bütün bunlar gösteriyor ki hukuksal bir yaklaşım yok, bir olgunluk yok, böyle sorunun ağırlığına denk, gerçekten sorunu çözmeyi amaçlayan bir yaklaşım yok. Tamamen tarafgir, çıkarcı, ezme, iradesizleştirme yöntemiyle sonuç almaya çalışma vardır.
Kimlik siyasetinin sorumlusu Erdoğan
Başbakan, Kürt demokratik siyaset kurumlarını ve siyasetçilerini kimlik siyaseti yapmakla suçluyor ve bunun bırakılmasını istiyor...
Başbakan diyor ki 'kimlik siyaseti yapıyorsunuz benim kimlik siyaseti yapma sorunum yok' Sen nasıl kimlik siyaseti yapmıyorsun? Sen herkesi zorla Türk yaptırıyorsun sonra başkasını 'kimlik siyaseti yapıyorsun' diye suçluyorsun. Sen kimliksizleştirirsen elbette ki kimlik siyaseti ortaya çıkar. Sen kimliksizleştirmek istiyorsun. Toplumlar kimlik arayışında olurlar tabi. Bu durumlar gösteriyor ki AKP'nin öncülüğünde gelişen Türk devlet politikası her geçen gün tehlikeli bir noktaya doğru gidiyor.
Devlet böyle yaklaşırsa seçimlerin meşruluğu kalmaz
AKP'nin seçimlerde sağlayacağı başarı ile bugüne kadar izlediği politikalara meşruiyet kazandırma çabası içinde olduğu, bunun için de yukarda belirttiğiniz gibi her yöntemi denediği ve daha da deneyeceği dile getiriliyor. Siz bu konuda ne diyorsunuz.
Bu seçimler böyle yapılırsa çok o kadar belirleyici olmaz. Çünkü devlettir. Hukuk ve adalet olmazsa devletin kaymakamı, jandarma komutanı, AKP'si birlikte oturur ve sandıkları birlikte açarlarsa bunun bir anlamı olmaz ki, bunun meşruiyeti olmaz ki. Şimdiden bunun işaretleri görülmektedir. Evet, bu seçimler önemlidir ama devlet böyle yaklaşırsa bunun meşruluğu kalkabilir. Dolayısıyla AKP çok tehlikeli bir rol oynamakta, çok tehlikeli bir sürecin önünü açmaktadır. Bu yüzden biz çağrımızı yineliyoruz. Diyoruz ki gittiğiniz yol çok tehlikeli öyle tehlikeli ki siz de altından kalkamazsınız, siz de altında kalırsınız. Bu yol çıkar yol değildir. Çıkar yol sorunu doğru tanımlamak ve doğru yaklaşmaktır. Bu yapılırsa sorunun çözümü zor değildir.
Türkiye'nin gerçek bir liderliğe ihtiyacı var
Kürt sorunu Türkiye'nin en temel sorunu. Bunu herkes ifade ediyor. AKP sorunun ağırlığına denk bir anlayışı, Erdoğan buna denk bir vizyonu ve üslubu temsil etmiyor dediniz. Bu durumda ortada bir muhatapsızlık durumu yok mu?
Türkiye'nin gerçek bir liderliğe ihtiyacı var. Yani Türkiye'nin sorunlarına cesaretle eğilebilecek, çözümlerini koyabilecek, gerektiğinde bu konuda riskleri de göze alabilecek bir liderliğe ihtiyaç vardır. Sorun böyle bir liderliğin eksikliğidir. Erdoğan ve AKP'nin aşırı çıkarcı yaklaşması, iktidara bağlanması ve her şeyi bu eksende değerlendirmesi söz konusu. Türkiye'nin sorunlarını çözme ya da bunun için risk göze alma değil de, kendi sorunlarını çözme yaklaşımı içindeler. Dolayısıyla toplumun bu beklentisine cevap olamadılar.
Bakın, Kürt sorunu Cumhuriyetin kuruluşundan beri vardır. Hatta öncesinden vardır. Şimdi sıradan, basit bir sorun değildir, öyle ele alınamaz. Graham Fuller de diyor ya 'Türkiye Kürt sorununa hapsolmuştur' Gerçekten öyledir. Türkiye Kürt sorununu çözmeden ne refah gelişebilir, ne demokrasi gelişebilir. Dahası her gün bir öncekinden kötüye gider.
Askeri bakış açısıyla sorun çözülmez. Fakat isterlerse çözüm imkanı vardır. Biz demiyoruz bu hükümet tümden artık çözemez, bilakis konunun ciddiyetini idrak ederlerse ve çıkarlarını bir tarafa bırakılarsa ve Türkiye'nin sorunlarına eğilme sorumluluğu gelişirse aslında sorunun çözümü zor değil kolaydır. Çünkü biz Kürt tarafı olarak gerçek temellerde ciddi olarak çözmek istiyoruz. Ama bunun sorumluluğu tamamen Türkiye yöneticilerine ve AK parti hükümetine aittir.
Çözüme her zamankinden daha fazla hazırız
Tartışılan bir konu da Kürtlerin çözüme hazırlıklı olup olmadığı. Kürtler siyasal çözüme her şeyleriyle hazırlıklıdır diyebilir misiniz?
Biz hareket olarak evet, derli-toplu, güç kazanmış, örgütlenmeye ve siyasete hakim bir düzey yakalamış bulunuyoruz. Dolayısıyla Kürt sorununu çözmeye her zamankinden daha fazla hazırız. Şiddet yöntemiyle sorunu ortadan kaldırmaya yönelik yaklaşımlara ve anlayışlara her zamankinden daha güçlü cevap vermeye de hazırız. Sorunu çözmede silahların devre dışı edilebilmesi için öncelikle silahla sonuç alınamayacağına inanmaları gerekiyor. Buna inanmadan barışçıl yöntemleri tercih etmeyeceklerdir. Bu gerçeklik aslında uluslar arası düzeyde de böyledir. Sorunun tarihsel, toplumsal boyutları olduğu gibi, uluslar arası ve bölgesel konjonktürle ilgili yanları vardır. bütün bunlarla birlikte Kürt halkı partimiz öncülüğünde meşru savunma kuvvetlerine sahiptir. Bu kuvvetlerin 25 yıllık tecrübesi vardır ve Kürdistan'ın dört parçasında tüm coğrafyayı adım adım dolaşmış, bilen, kararlı kadroları bulunmaktadır, Kürt halkının ezici çoğunluğunun desteğine sahiptir ve hiçbir askeri güç tarafından tasfiye edilemez. Bu gerçekliğin Türk devleti tarafından görülmesi ancak askeri yöntemler dışındaki çözüm yöntemlerini gündeme getirebilir. Aslında bu gerçeklik çoktan beri gün yüzüne çıkmıştır. Türk devletinin tüm tersi iddialarına rağmen en son olarak eylül-ekim aylarında gelişen Dersim, Bingöl, Amed, Botan, Zagros ve Türkiye'nin bazı bölgelerine kadar uzanan gerilla eylemselliği onun bir gerilemeyi değil bir yükselişi yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır. Hem de Türk devletinin geliştirdiği bölgesel ve uluslar arası ittifaklara rağmen bu durum yaşanıyorsa nasıl bu gerillayı yenecekler? Bunun için biz güçlü olduğumuz bir dönemdeyiz ve barışa hazırız. Sadece sözle değil, gücümüzle hazırız.
Siz çözüme hazır olduğunuzu söylüyorsunuz ancak AKP Kürtleri de temsil ettiğini ve sizin tüm Kürtleri temsil etmediğinizi iddia ediyor.
AKP'nin Kürt sorununa yaklaşımı çarpıktır. Mesela diyor ki 'Benim Kürt vatandaşlarım' işte bazı işbirlikçi Kürt milletvekilleri yanına almış ve 'Kürtleri ben temsil ediyorum' diyor. Daha önce de o işbirlikçileri CHP alıyordu, yani CHP'mi Kürt halkını temsil etti? Sen devletsin, sen sistem partisisin. Senin paran var, senin pulun var, sende çıkar var. Kürtlüğünü bırakıp çıkara gelenler senin yanına geliyor. Senin yanındakiler Kürtlüğü temsil edemez ki. Senin yanındaki insanlar kendi çıkarlarını temsil eden insanlardır. Kim demiş sistem içinde yer alan, bu kadar katliamda ve kanın akmasında yer almış biri Kürtleri temsil eder diye. Onlar Kürt halkını, Kürt kültürünü tüketme makinalarıdır. Bir bu var, ikincisi; Erdoğan Kürtler arasına fitne koyarak sonuç almak istiyor. Yani Güneyli Kürtleri bize karşı çıkararak, yine Kuzeyden bazı işbirlikçileştirilmiş Kürtleri çıkara bulaştırarak ve bize karşı çıkartıp, Kürtler arasına fitne koyarak, iç kavga çıkararak Özgürlük Hareketimizi zayıflatacağını ve sonrada 'ben Kürt sorununu temsil ediyorum' diyerek Kürt sorununu bitireceğini sanıyor. Bu mantık çarpık bir mantıktır.
PKK ezici çoğunluğu temsil ediyor
Bundan dolayı AKP bu soruna ehil yaklaşamadı. Bu giderek sorunu ağırlaştıran bir faktördür. Kürt sorununu doğru ele almama sorunun çözümsüzlüğü anlamına gelmektedir. Şimdi bu sorun için her şeyini ortaya koyup 30 yıl savaşmış biriyle, bu sorunu bitirmek için devlet adına 30 yıldır bu kadar adam öldürmüş ya da öldürme talimatını vermiş kişiyi aynı göstermek beyaz ile siyahı aynı görmektir. Yani şimdi Kürt halkının en temel insani hakları için 30 yıl mücadele vermiş bir militan ile Abdulkadir Aksu aynı olabilir mi? Belki köken olarak bir Kürt'tür ama keklik soylu bir Kürt'tür. O bu davanın karşıtıdır. Bu davanın sahibi değildir. Bu davanın sahibi yaşamını verenlerdir, fedaice bu uğurda mücadele yürütenlerdir. Bazı köşe yazarları bu insanların sayısının az olduğunu yazıyorlar. İşte bilmem yüzde kaçı temsil ediyor diyorlar. Tabi sen devletsin! Sen baskı yapıyorsun. Sen şiddet uyguluyorsun, bir sürü para döküyorsun. Hele eşit koşullarda bir seçim yapılsın o zaman bakalım halk yüzde kaç veriyor. Kürt halkının ezici bir çoğunluğu bu sorunu çözmek istiyor ve kimliğini özgürce yaşamak istiyor. Bu ezici bir çoğunluktur ve PKK bu ezici çoğunluğu temsil ediyor. PKK sadece DTP'ye oy verenleri temsil etmiyor. PKK kendi kimliğiyle özgürce yaşamak isteyen Kürtlerin ezici çoğunluğunu temsil eden bir güçtür. Nitekim DTP bizim etkilediğimiz tabanın tümünü kucaklayamıyor. Onlara karşı herhangi bir şey söylemiyorum. Elbette onların da bir mücadelesi var ama tüm tabanımızı henüz kapsayamadıkları da bir gerçektir. Bu açıdan o köşe yazarlarının yaptığı gibi sorunu çarpıtarak gündemleştirme yaklaşımı ve tarzı sorunu çözüme götürmez. Kürt sorunu var ve bu sorunun Önderliği var, savunma gücü var, siyaset gücü var. Bu sorun bunlarla çözülür. Başkasıyla çözülmez. Başkasıyla dedin mi çözümsüzlüğü daha da derinleştirmiş olursun. Önce bundan vazgeçmek gerekir. Yani yanlıştan vazgeçip doğru bakış açısına ulaşmak çözüm için en temel bir adımdır.
Devlet politikası miadını doldurdu
İçinde bulunduğumuz süreci ana hatlarıyla nasıl gördüğünüzü belirttiniz. Önümüzdeki sürecin gelişim seyrini nasıl görüyorsunuz?
İçinde bulunduğumuz ve dolayısıyla önümüzdeki süreç hassas ve önemli bir süreçtir. Türk devleti bu hassasiyeti dikkate alarak topyekün bir yönelimi gerçekleştirmek istemektedir. Ama hareketimizin 10.Kongre kararları temelinde geliştirmekte olduğu süreç Kürt sorununda çözüm sürecidir. Buna karşı Türk devleti ise şiddet temelinde bu süreci geriletmek istemektedir. Dolayısıyla iki gücün karşı karşıya geleceği bir dönem oluyor. Çözüm olasılığı mümkün. Çözüm olmazsa çatışmanın, gerginliğin yükseleceği bir dönemdir. Bir kırılma sürecidir. Ya Türk devletinin bu inkâr ve imha politikası kırılacak ve aşılacaktır. Ya da Türk devletinin saldırıları temelinde güçlerimiz darbe alıp gerilemeyi yaşayacaktır. Biz belli bir düzeyde hazırlığa sahibiz ve Türk devletinin inkâr imha politikasının miadının dolduğunu söylüyoruz. Çağdışı ve haksız bir politikadır. Yirmi milyonluk bir halkın inkarı ve şiddet temelinde haklarının ortadan kaldırılmasını öngören bir siyaset anlayışıdır. Dolayısıyla bunun aşılması gerektiğine kuvvetle inanıyor ve bu temelde de güçlü bir hazırlığa sahip bulunuyoruz. Ama elbette sürecin yönünü gelişmeler tayin edecektir. Bu anlamda biz hassas bir süreç diyoruz. Tüm kadrolar, yurtseverlerin, barış yanlısı, demokrat çevrelerin ağırlığını koyması, özellikle savaşın boyutlanmaması ve sürecin demokratik çözüm sürecine evrilmesi için rol oynamaları halinde büyük gelişmelerin de yaşanacağı bir süreç olmaktadır.
İran'ın yaptığı zorbalıktır
Öte yandan AKP 'Saldırgan bir politikanın önünü açtı ve inkâr imha politikasının tabanını genişletti' dediniz. Bunu diplomaside de yapıyor. İran ve Türkiye ilk defa AKP iktidarı döneminde hareketinize karşı eş zamanlı operasyonlar yapmaya başladı. Örneğin kaç günden beri İran alanlarınızı bombalıyor. İran Türkiye'nin politikalarına angaje mi oldu ya da bu saldırılarla neyi amaçlıyor?
Üç günden bu yana Medya Savunma Alanları ve Güney Kürdistan'ın birçok yeri bombalanıyor. Önce Türkiye'nin bombardımanı başladı. Herhalde partimizin kuruluş yıldönümünü onlar da bu biçimde karşılıyor. Türkiye'nin üç günlük bombardımanına son bir gündür İran da katılmış durumda. PJAK'ın üstlenme alanlarını yani Kandil'in çeşitli yerleşim alanlarını vuruyor. Ayrıca medya savunma alanlarından Xakurke, Lolan, Xınere gibi alanlarımızı da vurmaktadır. Özellikle Kandil'de halka zarar verecek şekilde köylerin ortasına doğru bombalar yağdırıyor, sivil halkta göç durumlarının olduğu bilgisini alıyoruz. Ben şunu söyleyeyim, özellikle İran'ın sebepsiz yere bu saldırısı üzerinde tüm Kürtler düşünmelidir. Yani bunun farklı amaçları olduğunu düşünüyoruz. Birincisi Türkiye ile son yaptıkları gaz anlaşmasının ve yükselen ticaret hacminin süreç üzerinde etkili olma ihtimali vardır. İkincisi İran devleti bu biçimiyle sadece PKK'ye ya da PJAK'a değil aslında tüm Kürtlere bir mesaj vermek istemektedir. Yani bu bombardımanlar Bölgesel Kürt Yönetimine de bir mesaj gibi gelmektedir. Özellikle sebepsiz yere bu kadar yaygın top atışının Irak'taki yeni gelişmelerle ve bölgesel Kürt yönetiminin politikalarıyla da ilgili olduğu bir tepki ve mesajı içerdiği anlaşılmaktadır.
Daha önce İran PJAK'ın eylemlerine karşı misilleme yaptığını söylüyordu. Bizim bildiğimiz kadarıyla bir süreden beri PJAK'ın öyle yaygın bir eylemliliği yok. Kıştır ve üslenme sürecidir. Belki bilmem Serhat'ta herhangi bir sınırda, herhangi bir askeri birimle karşılaşmış bir çatışma yaşanmış olabilir. Benim haberim yoktur. Diyelim ki böyle bir şey olsa bile böyle bir şey var diye bin kilometre ötede kalkıp Güney Kürdistan'ı niye bombalıyorsunuz. Bombalayacaksan çatışma bölgesini bombalarsın. Dolayısıyla İran devletinin bu yaklaşımı çok anlamsız, bayağı bir zorbalıktır. Zorla sana bir şeyler kabul ettiririm tutumudur. Biz bunu aslında İran halklarının çıkarına da uygun bulmuyoruz. Halbuki sürecin yumuşaması, giderek orda da silahlı çatışma suretiyle değil de daha farklı biçimlerde çözüme gitmesi mümkünken böyle yerel halkın zarar göreceği şekilde bombalamalarla süreç çözülmez. Yine bu devletler, özellikle de İran devleti sanıyor ki bu top atışları herhangi bir etkide bulunuyor. Hayır, bu tacizlerin yoksul bölge halkının zarar görmesi dışında askeri güçlere herhangi bir zararı olamaz. Şunu da herkes bilmeli Kürt halkı şiddete hiçbir zaman boyun eğmeyecektir. Kimse karşısında şiddet nedeniyle boyun eğmez. Bunu herkes bilmeli. Eğer ortada bir sorun varsa bu sorunu diyalogla çözmeye varız. Ama şiddetle baskıyla sonuç alma zamanı geçmiştir. Artık kimse bu biçimde sonuç alamaz. Dolayısıyla bu top atışlarının bu top atışlarını gerçekleştirenlere de fazla bir yararının olacağını sanmıyoruz. Ne bizim için ne de PJAK için herhangi bir etkisinin olacağını düşünmüyoruz.
Türkiye ve İran'ın hareketimize karşı daha önceden de bir yakınlıkları vardı son üç dört aydır bir mesafe konulmuştu. Bu eş zamanlı bombardımanlar muhtemel bir yakınlaşma sürecinin belirtileri gibi değerlendirilebilir.
Bu konuda özellikle bu tür sorunlarda daha fazla tecrübesi bulunan İran devletini Kürt halkına karşı bu sonuçsuz ve anlamsız politikasından vazgeçmeye, Kürt halkının barış ve diyalog çağrısını ve çabalarını doğru anlamaya çağırıyoruz.
Kutlamalar takdire şayandır
PKK'nin 30. Kuruluş yıldönümü Kürtlerin yaşadığı her alandı coşkulu bir şekilde kutlandı. Hatta gerillaların taziyeleri bile bir nevi kuruluş kutlamasına dönüştü. Bu yılki kutlamalarını nasıl buldunuz?
Öncelikle büyük bir coşku ve inançla kutlamaları gerçekleştiren tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum. Halkımızın partimiz PKK'nin 30. yıldönümünü bu denli örgütlü, düzenli sistemli ve kapsamlı bir biçimde kutlaması çok anlamlıdır. Halkımız partimiz PKK'nin kuruluş gününü bir bayram olarak karşılamaktadır. Hem kuruluşun hem de kuruluş ardından gelişen mücadele sürecinin kendisine neler kazandırdığını iyi bilmektedir. Bunun için de gerek yurt içinde gerek yurt dışında tüm yurtsever Kürdistanlıların 27 Kasım'ı anlamlı bir biçimde karşılaması takdire şayandır.
Partimiz, PKK bir şehitler partisidir. Parti hareketimiz yok oluşun eşiğinden yok oluşa karşı direniş biçiminde gelişen ve bir direniş kararlaşması olarak anlam bulan bir harekettir. Geliştirdiği mücadele süreçleri boyunca ortaya konulan büyük fedakârlık, cesaret ve kararlılık örnekleriyle kahramanlıklar yaratılmış, destanlar yazılmıştır. Bu temelde direniş geliştirilmiş, şahadetler verilmiş ve halkımız böylece ölümün eşiğinden alınarak bugünkü çözüm sürecine taşınmıştır. Bir yerde kuru bir ağacın kanla sulanarak yeniden yeşermesi güçlenmesi canlı bir ağaç haline dönüşmesi durumu yaşanmıştır. Bugün direnen, kendi onuruna, kimliğine, geleceğine, özgürlüğüne sahip çıkan bu halka tamamen bu kahramanlık destanlarıyla gerçekleşen direniş gerçeği ruh vermiş, inanç vermiş ve yol göstermiştir. Adeta yeniden yaratılan bir toplumsal gerçeklik ortaya çıkarmıştır.
Halkımızın bu bir hafta boyunca sürmekte olan anlamlı kutlama eylemselliği halkımızın bütün bu hususları çok iyi anladığının, partisini gerçek bir öncü halk partisi olarak kucakladığının açık göstergesidir. Bir kez daha görüldü ki PKK Kürdistan halkının gönlünde taht kurmuştur. Hiç kimse PKK'yi ayrı Kürt halkını ayrı gösteremez. PKK Önderliğini ayrı Kürt halkını ayrı gösteremez. Bir önderlik gerçeği ortaya çıkmış, partileşmeyi yaratmış ve bu partileşme geliştirdiği direniş mücadelesiyle bir toplumu yeniden canlandırmıştır. Canlanan bir toplum kendisini canlandıranları hiçbir zaman yalnız bırakmaz, her koşul altında sahip çıkar. Bu kutlamalarla bu durum bir kez daha görülmüştür. Bir kez daha halkımız Önderliğine ve öncü partisine her koşul altında sahip çıkacağını, her şeyiyle kendisine mal ettiğini ayrı düşünmenin imkansız olduğunu ortaya koymuştur.
Musul katliamında işbirlikçilerin rolü
Son bir soru, 30 Kasım tarihi, Kongra Gel Yürütme Konseyi üyesi Meysa Baki ve dört arkadaşının Irak'ta bir komployla katledilmelerinin yıldönümüydü. Bu temelde Güneybatı Kürdistan'da ve Kürtlerin bulunduğu birçok alanda yine gerilla alanlarında anma etkinlikleri de düzenlendi. Aradan dört yıl geçti, bugün bu katliamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şahadetlerinin 4. yıldönümünde Şehit Şilan, (Meysa Baki) Fuat, Cemil, Zekeriya ve Civan arkadaşların anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Konsey üyemiz Şilan arkadaş ve beraberindeki dört arkadaşın şahadetleri önemlidir. Bu şehitlerimiz Önder Apo çizgisinde tasfiyeci ihanete karşı mücadelenin yılmaz militanlarıydılar. Bu nedenle hedef olmuşlardır. Çizgi mücadelesinin şehitleridirler. Bu açıdan önemlidir. Özellikle Şilan arkadaşın öncülüğünde Batı Kürdistan'a dönük gerçekleşen müdahale, bu temelde harekete karşı tasfiye girişiminin sonuçsuz bırakılması yine Fuat arkadaşın hareketimizin değerlerini korumadaki tutarlı ve kararlı duruşu ve diğer arkadaşlarımızın çizgi temelindeki militan duruşları onların hedef seçilmesine yol açmıştır. Batı Kürdistan üzerinde bir çizgi savaşının sürmekte olduğu bir aşamada bu arkadaşlarımız Musul'da önleri kesilerek katledilmişlerdir. Bunda ihanetçilerin ve işbirlikçilerin parmağı ve rolü fazladır. Dolayısıyla başta Şilan arkadaş olmak üzere beraberindeki arkadaşlarımız mücadeleleriyle kahramanlıklarını ispatlamış, bu mücadelede belli bir rolü, işlevi ve pratiği olan arkadaşlardır. Kendilerini kanıtlamış anlamlı bir devrimci yaşam sürmüş ve bu temelde düşmana hedef olmuş arkadaşlarımızdır. Özellikle Güneybatı Kürdistan parçasının genel sorumlusu iken şehit düşen Şilan arkadaş, Önder Apo'nun geliştirdiği Özgür Kadın Çizgisi temelinde militanlaşan Kürt kadınının nasıl bir güce sahip olduğunun çarpıcı-pratik bir örneğidir. Şilan arkadaşın militanlaşmada yakaladığı düzey, kararlılık, cesaret ve öncülük kabiliyeti başta Güneybatı olmak üzere tüm Kürt kadınları için cesaret verici ve ön açıcı bir perspektifi ortaya koymaktadır. Anıları önünde bir kez daha saygıyla eğildiğimizi belirtiyoruz. Onların çizgisinin başarısı temelinde mücadeleyi daha da yükseltme ve onlara karşı verdiğimiz sözün gereği olarak Batı Kürdistan'da çizgilerini etkili kılma göreviyle karşı karşıya olduğumuzu bilmek durumundayız. Özellikle Batı Kürdistan'da görev yürüten bütün kadrolar, militanlar bu doğrultuyu iyi bilmek durumundadırlar. Bu arkadaşlarımızın çizgi şehitleri olarak şahadetleriyle bize verdikleri mesaj, çizgilerini orada en yetkin bir biçimde temsil etmedir. Biz bu şehitlerimiz karşısında bir kez daha bu görevimizin derinliğine farkında olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.
ERDAL ENGİN - BEHDİNAN / ANF



Güncel