E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 0 oy)
07 Mart, 2010 15:10:19 | Aktüel Bakış

Irak parlamento seçimlerinde bu sabah saatlerinden itibaren 325 milletvekilini Bağdat’a göndermek için halk sandık başına gitti. Kürtler ise Süleymaniye, Duhok ve Hewler’in yanısıra, başta Kerkük olmak üzere tartışmalı bölgelerde yoğun bir seçim seçim kampanyası ardından oy kullanmaya başladı.
Irak’ta bugünkü parlamento seçimleri öncesi 4 Mart’ta güvenlikçiler, sağlıkçılar, hastalar ve tutuklular oy kullanırken, 5 Mart’tan itibaren de yurtdışındaki Irak vatandaşarı oy işlemine başlamıştı. Seçim propagandası dün saat 07.00’de sona ermişti. Seçim komisyonlarına göre Süleymaniye’de yüzde 80’in üzerinde katılımın sağlandığı bu özel seçimlerde, katılım oranı Hewler’de yaklaşık yüzde 87’e çıktı.
19 MİLYON SEÇMEN SANDIĞA ÇAĞRILDI
325 milletvekilinin Bağdat’a gönderilmesi için 19 milyon seçmen sandık başına çağrıldı. Seçimlere 12 koalisyon ve 74 partiden 6 bin 200 aday yarışıyor. 38 ülkeden 662 gözlemci ile binlerce yerel gözlemcinin izlediği seçimlerde listelerin ciddi hile endişeleri var. Kürdistan bölgesinde üç liste, hile yaşanması halinde seçim sonuçlarını boykot edecekleri uyarısında bulunmuştu.
Kürt bölgelerinde seçim yarışı en yoğun olarak Süleymaniye ve Kerkük’te yaşandı. Hewler’de son bir kaç gün, kentte dolaşan konvoylar seçimi havasını hissettirdi. Ayrıca bir çok bölgede özellikle Goran listesi ile Kürdistan İttifakı seçmenleri arasında şiddet olayları yaşandı. Kürdistan Bölgesi’nde dört liste seçimlere katıldı: Kürdistan İttifakı, Goran, Yekgirto, Komala İslami.
HEWLER TEDİRGİN
Kürdistan İttifakı’nın Duhok ve Hewler’de birinci çıkacağına kesin gözüyle bakılırken, bazı anketler Süleymaniye’de Kürdistan İttifakı’nı gösterse de seçim havası ve gözlemcilerin yorumları Goran’ın kazanacağını gösteriyor. Hewler’de Goran’ın alacağı oy oranı esas tedirginliği oluşturuyor. Kürdistan İttifakı seçimlerde saha çok ulusal duygulara hitap ederken, Goran da başta yolsuzluk olmak üzere yönetim sorunlarına dikkat çekmeye devam etti. İslamcılar da kendilerine verilen oyun hem bu dünyada hem de diğer dünyada mükafatlandırılacağı iddiasıyla Bağdat’a gitmeyi umuyor.
KERKÜK VE MUSUL
Kerkük ve Musul’da Kürtler, Araplar, Şiiler ve Türkmenler parçalı bir duruşla seçim kampanyası yürüttü. Hewler’de 27 liste seçimlere katıldı. Kürt listelerde Arap adaylar yer aldığı gibi, Kürt karşıtı Hedba listesinde de Kürt adayların yer alması dikkat çekti. Kerkük ve Musul’daki sonuçlar Kürtler açısından önem arzediyor. Kerkük’te Kürtlerin çoğunluğu elde etmesi beklenirken, Musul’da Kürt karşıtı Arapların yeniden oyların çoğunluğuna sahip olacağı ifade ediliyor.
Federal Kürdistan Bölgesi’nin üç eyaletinin toplam 41 sandalye hakkı var. Süleymaniye’de 17, Hewler’de 14, Duhok’ta 10 sandalye, dört Kürt listesi ile diğer adaylar arasında paylaşılacak. Bununla birlikte Kerkük’te 12, Musul’da 31 ve Diyala’da 13 sandalye için yüzlerce liste ve aday yarışıyor.
ANF NEWS AGENCY
Irak’ta bugünkü parlamento seçimleri öncesi 4 Mart’ta güvenlikçiler, sağlıkçılar, hastalar ve tutuklular oy kullanırken, 5 Mart’tan itibaren de yurtdışındaki Irak vatandaşarı oy işlemine başlamıştı. Seçim propagandası dün saat 07.00’de sona ermişti. Seçim komisyonlarına göre Süleymaniye’de yüzde 80’in üzerinde katılımın sağlandığı bu özel seçimlerde, katılım oranı Hewler’de yaklaşık yüzde 87’e çıktı.
19 MİLYON SEÇMEN SANDIĞA ÇAĞRILDI
325 milletvekilinin Bağdat’a gönderilmesi için 19 milyon seçmen sandık başına çağrıldı. Seçimlere 12 koalisyon ve 74 partiden 6 bin 200 aday yarışıyor. 38 ülkeden 662 gözlemci ile binlerce yerel gözlemcinin izlediği seçimlerde listelerin ciddi hile endişeleri var. Kürdistan bölgesinde üç liste, hile yaşanması halinde seçim sonuçlarını boykot edecekleri uyarısında bulunmuştu.
Kürt bölgelerinde seçim yarışı en yoğun olarak Süleymaniye ve Kerkük’te yaşandı. Hewler’de son bir kaç gün, kentte dolaşan konvoylar seçimi havasını hissettirdi. Ayrıca bir çok bölgede özellikle Goran listesi ile Kürdistan İttifakı seçmenleri arasında şiddet olayları yaşandı. Kürdistan Bölgesi’nde dört liste seçimlere katıldı: Kürdistan İttifakı, Goran, Yekgirto, Komala İslami.
HEWLER TEDİRGİN
Kürdistan İttifakı’nın Duhok ve Hewler’de birinci çıkacağına kesin gözüyle bakılırken, bazı anketler Süleymaniye’de Kürdistan İttifakı’nı gösterse de seçim havası ve gözlemcilerin yorumları Goran’ın kazanacağını gösteriyor. Hewler’de Goran’ın alacağı oy oranı esas tedirginliği oluşturuyor. Kürdistan İttifakı seçimlerde saha çok ulusal duygulara hitap ederken, Goran da başta yolsuzluk olmak üzere yönetim sorunlarına dikkat çekmeye devam etti. İslamcılar da kendilerine verilen oyun hem bu dünyada hem de diğer dünyada mükafatlandırılacağı iddiasıyla Bağdat’a gitmeyi umuyor.
KERKÜK VE MUSUL
Kerkük ve Musul’da Kürtler, Araplar, Şiiler ve Türkmenler parçalı bir duruşla seçim kampanyası yürüttü. Hewler’de 27 liste seçimlere katıldı. Kürt listelerde Arap adaylar yer aldığı gibi, Kürt karşıtı Hedba listesinde de Kürt adayların yer alması dikkat çekti. Kerkük ve Musul’daki sonuçlar Kürtler açısından önem arzediyor. Kerkük’te Kürtlerin çoğunluğu elde etmesi beklenirken, Musul’da Kürt karşıtı Arapların yeniden oyların çoğunluğuna sahip olacağı ifade ediliyor.
Federal Kürdistan Bölgesi’nin üç eyaletinin toplam 41 sandalye hakkı var. Süleymaniye’de 17, Hewler’de 14, Duhok’ta 10 sandalye, dört Kürt listesi ile diğer adaylar arasında paylaşılacak. Bununla birlikte Kerkük’te 12, Musul’da 31 ve Diyala’da 13 sandalye için yüzlerce liste ve aday yarışıyor.
ANF NEWS AGENCY
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen nazmi, 29 Nisan, 2011 19:11:50CHP, Askeriye ve diğer Türk İslam sentezcileri soykırım güçleridir. Kılıç sallayan devşirme Kemal, celladına tapmanın dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor. Irkçı-faşist-şovenist propaganda zehiri ve asimilasyondan oldukça etkilenmiş Alevi dernekleri, Kemalizmin kendilerinin gerçek duruşları olduğunu, onun da kılıç sallayan Arap kahramanı Hz. Alinin devamı olduğunu iddia ediyor ve Kemalin kendisinin Alevi-Kızılbaş olduğunu iddia edecek kadar ileri gidiyorlar. Derneklerine, başa M. Kemal resmi, arasına keskin bir kılıç (Zulfikar) ve onun yanına da Hz. Ali resimlerini asan, tam manası ile devşirmeliğe bürünmüş kör cahil topluluk halkına ihanet etmeye devam ediyor. Kılıç çı Kemal'e yeniden dönersek: şimdiki CHP başkanının, Alman Himler'in gestapo yöntemlerinden esinlenerek isminin değiştirilmesi insanlığın yüzkarasıdır. Himler herkesi gaz odasına göndermiyor, çoğu muhalif Almanların ailelerini yok ederken çocuklarının alınıp adlarının değiştirilmesi ve bunların özel eğitilerek "Hitler gençlik taburlarına" verilmesini sağlayan bir yöntem geliştirmişti. Dersim Soykırım döneminde ailesinden 7 kişi öldürülen ve öksüzler yurduna, daha sonra da yatılı bölge okullarına alınıp adı değiştirilen, Nazmiye nufus dairesine kayıtlı bu kişinin esas adı Hıdır dır. Ailenin soykırım öncesinde soyadı ise söylendiği gibi Karabulut falan değildir. Soykırım arifesinde bütün Dersimlilerin ad ve soyadlarının değiştirilmesi kanun yolu ile yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla bu aileye Karabulut soyadı da istekleri dışında verilmiştir. Hıdır isminin Kemal diye değiştirilmesi, Karabulut soyadının da Kılıçdaroğlu diye değiştirilmesi Türkiye topraklarında nasıl bir barbarlığın yaşandığını ispatlamaktan öteye gitmiyor. Çocuk yaşta beynine yağma ve talanın, "kafirlerin" kafalarının kesilmesinin(kılıçla simgeleniyor) kahramanlık olduğu, kendisinin esas Türk olduğu, Atılla" nın soyundan geldiği, Arap asılı Hz. Ali"den kahraman M. Kemal" e varan geleneğin devamı olduğu, Alevi derneklerine de asıldığı gibi 3 sembolü(ali-zülfükar-atatürk) entegre eden Kemal Kılıçdaroğlu isminin onu "yabani", "aşağılık" Dersimlilerden ayrıştıracağı sistematik olarak işlenmiştir. Bir kere Alevi Kültüründe Kılıç sembol falan değildir. Bu Şiilerde olabilir, Aleviler ile Şiiler ise tamamıyla zıt toplumlardır. Şii İslamın 5 şartınıda yerine getirir, camii ye gider, ramazanda oruç tutar ve hacca da gider, ama Aleviler bunların hiçbirini yapmaz...Alevilerin Arap Ali"sinin resimlerini asmaları ve evlerine Kılıç sembollerini yapıştırmalarının başlangıcı yeniye dayanıyor.Türk ırkçılığının yükseliş döneminde bir taktik olarak, Aleviliğin Müslümanlığın bir mezhebi olduğu ileri sürülmüş, otonomiye varabilecek hak ve toprak taleplerinin yokedilmesinin alt yapısı sağlanmıştır. Bu idolojik-politik bir proje olarak ortaya atılmıştır. Koçgiri isyanı döneminde bu projenin ana hatları çizilmiştir. Osmanlının dağılması ve ezilen halkların özgürlük bağımsızlık talepleri Alevi-Kızılbaş halklarının yoğunlukta yaşadığı Dersim - Koçgiri otonomisinin hala ayakta durması Kemalist Ittihat Terakkicileri korkutuyordu. Lübnan ve Suriyede de bağmsız devletlerin kurulması, artık sıranın Anadolu Alevilerinde olduğunu ve bunların bir an önce etkisiz hale getirilmesini acil kılıyordu. O dönemde Osmanlı padişahının en güvenilir adamı diye Anadolu"ya gönderilen M. Kemalin önündeki en önemli görev de bu idi. Fransız veya İngilizlere tek bir kurşun sıkmadan ilk yaptığı iş Koçgiri de isyan var diyerek İstanbul' a telegraf çeken M. Kemal yaklaşık 24 000 Aleviyi acımasızca katletti. İttihat Terakki artıkları Paşalar, Koçgiride Alevieri katlederken Padişah ve aynı zamanda onların ağababası olan İngiliz ve Fransızlara da rapor verdiler. Çünkü, M. Kemalin bölgeye resmi olarak gönderilmesinin sebebi, İngiliz istihbaratına göre, artan başıbozuk eşkiya eylemleridir. Yani o dönemde İngiliz ve Fransızlar için birincil konu çeşitli çetelerin devriye gezen askerlere saldırmaları bölgeyi yağma talan hareketleridir. M. Kemal müteffikler adına bu başkaldıranları kontrol altına almalıydı: Kocgiri katliamı ile bayram etmeye başlıyan Müteffik ordu komutanları, Kemalin daha sonraki faaliyetlerini kontrol etme gereğini bile duymadılar ve böylece Kemal bu fırsattan yararlanarak kendi çıkarları için bütün çeteleri bir araya getirmeye başladı. Dikkati çeken diğer bir nokta ise, bu katliamdan sonra tek bir Fransız veya İngiliz askerinin burnunun kanamamasıdır. 1920 lerden 1923 kadar sadece 2 İngiliz askeri yaralanmıştır ve bunlarda Beyoğlu' da RUM kadınlar yüzünden çıkan bir kavgada olmuştur... Koçgiride Alevilerin kitlesel imhasından 1 ay sonra M. Kemal Fransızlarla dostluk antlaşması imzaladı. Kurnaz İngilizler de onun göstermelik "asayiş problemi", nin kamufulajını iyi kullandılar ve sınıra dayanmış Bolşevik hereketine karşı gerekli tamponu sağlayacak tek liderin o olduğunu Londra' ya bildirdiler. İngiliz gizli arşivlerinden anlaşılacağı gibi M. Kemal hemen onların gözüne girmişdi. Laz Topal Osmanın bu katliama çekilmesi ise ona teklif edilen Sivas, Tokat ve Erzincanın kuzey alanlarındaki Alevi mal varlıklarııdır. İttihatçılar, Ermeni ve Rumların yokedilmesinde kullanılan yöntemi burada gene uyguladılar. Sözde topal Osman' a Lazkiye otonomisi verilecek ve Alevi Kızılbaşlardan boşalacak alanlar da onun topraklarına katılacaktı. Mustafa Kemal neden 1923 yılına kadar amaçlarının “Saltanatı ve Hilafeti kurtarmak olduğunu neden tekrarladı durdu? öyle yaptı, çünkü Milli bir Türk devleti için çalıştığını söyleseydi, yanında kimseyi bulamazdı. O dönemde bu görüş, onun gibi bir kaç komplocu ırkçı general ile sivil bürokrat dışında kimseden destek bulamazdı. Ne yazık ki Topal Osman bu vaadi 2 sene sonra M. Kemal' e hatırlatınca kellesi uçuruldu, Ama Alevilerin de bel kemikleri kırılmış ve otonomi talapleri büyük oranda yok edilmişti. Bu katliamla Dersim Alevilerinin en önemli batı cephesi yıkılmıştı. Doğu cephesi olan Ermeniler ise daha önce yıkılmıştı, Batıdan da savunmasız kalan halkın sonu şimdiden belliydi. Alevilerin esas sembollerine dönersek, bunlar genelikle doğanın birer parçalarıdır. Alevilik, sahte ideolojik poltik amaçlı projelerin yansıttığı gibi "ali evicilik, alicilik" değil, "alev" den gelmedir. Bir kere bu bir dil sürçmesi falan değil, açıkça ortada olan bir şeydir. Ali başka Alevi başkadır. Alev' e tapma is Mezopotamya toplumlarının ana kültürü olan güneş ve ateşin kutsallaşması temelindedir. Tepeden bir devlet yaratılması için uydurulan sahte ideolojiler ile jenositleri sistemleştiren kemalist kadrolar 1928 lerden itibaren tüm alanlarda geniş ideolojik - politik çalışmalara girdiler. örneğin güneş dil teorisi saçmalığı almanya' da yükselen Nazi akımlarından esinlenerek uyduruldu. Alevilerin mentalitede yokedilmeleri için ise Koçgiri kırımı ile temelleri atılan "islamın bir mezhebi" şeklinde ki projesi yeniden ortaya sürüldü. Başta Şevket Süreyya Aydemir olmak üzere kadrocuların uzlaştığı bir nokta, Ermeni ve Rumlar gibi diğer kadim Anadolu milletlerinin de nihai olarak ortadan kaldırılmalarıdır. Hiristiyan dinine mensup olanların başarıyla yokedilmeleri Kemalist kadroların iştahını artıriyor ve mücadele şiddetle tırmadırılıyordu. Dersim'den Ankara' ya çağrılan bazı ileri gelenler ya satın alınıyor veya her yol denenerek beyinleri yıkanıyordu, ama o zamana kadar Alevilerin esas çekirdeğini oluşturan iç bölgelere ulaşamıyorlardı. Soykırım yapıldıktan sonra bütün dede, seyit ve pirler Malatyanın Akçadağ kazasında 3 aylık eğitime tabii tutuldu. Bu eğitim ile, dedelere, sehlere ve pirlere Atatürk posterleri, Hz. Ali posterleri ve Zülfıkar resimleri verilerek köylerine gönderildiler. Tamamen beyinleri yıkanan bu sözde ileri gelenler, halka " esas müslüman ve türk " olduklarını, islamın bir mezhebi olduklarını propoganda yapmaya başladılar. Köylerin her tarafı Arap Ali sinin resimleri ile doldu. TC nin geri kalan Alevileri asimile etme çalışmaları sistemli eğitim çalışmaları ile periodik olarak devam etti. Elbistan' dan Tokat'a ve Erzurum'a kadar Alevileri yaşadıkları bütün alanlardan toplanılıp getirilen bir sürü Türkçe bilmeyen insanlardan celladına tapan ucubeler yaratıldı... Alevilerin Arap Ali' sinin resimleri ile tanışmaları bu olaydan sonradır. Alevilere kılıç resmi bu şekilde dayatılmıştır. Çünkü o dönemde Müslüman olunca direkmen Türk olunuyordu. Yani alevilerin 500 senelik Osmanlı hükümranlığı döneminde Müslüman sayılmamaları ve şimdi birden bire "rütbe" almaları, Şevket Süreyya Aydemir ' in de dediği gibi 'Kemalizmin bir dehasıyıdı'. Bu proje başarıya ulaştı, hafıza kaybına uğratılan Aleviler hak ve özgürlük telaplerinden vazgeçerek düşmanlarının saflarına geçtiler. Inönü Anilarinda; "bunlarin hemen hemen hepsinin okuma yazmasi yoktur, Türkce bilmezler, onlari mecmua kitap ile degil, resimlerle ikna edelim yönünde butun kadrolardan oneriler geldi...Onlar kendi inanclarinin adina benzeyen ve "AL" ile baslayan bizim Alevilği hemen birden benimsemedilerse de kafalari allak bullak oldu....." der. Dersimliler, Rum ve Ermeniler Kemalizmin ırkçı milliyetçiliğinden ve Kemalist devlet dindarlığından çok çekmişlerdir. Kemal Atatürk dönemi Türkiye’nin en karanlık, diktatoryal dönemidir. Ermeni, Asuri-Süryani katliamları ve milyonlarca Rumu denize döken odur. Atatürk laik değildi, demokrat hiç olmadı. TC nin varlığı anlamına gelen Müslüman olmayanların yokedilmesi AKP’li devlet döneminde de hızında bir şey kayb etmemiştir. Müslüman olmayan aydınlar kurşunlanmış, boğazları kesilmiş ve masum insanlar ‘aklı dengesi yerinde olmayan’ genç Türklerin saldırı hedefi olmuştur. Ama ne hikmetse bu ‘akli’ dengesi yerinde olmayan genç Türkler hiç bir cami imamını rahatsız etmiyor sadece Müslüman olmayanları öldürüyorlar!?! Varlığı yağma ve talana dayanan dejenere olmus capulcu Anadolu guruhu, ırkçılık üzerine inşaa edilen Kemalist devletin çağdaşlaşmasını isteyenlere kuşkuyla yaklaşıyor. O ‘’Devlet yıkılırsa ben ortada kalırım’’ sendromundan hala kurtulmuş değil. Yani kendisine Türk diyen ama genetik olarak Anadolunu Türk olmayan eski yerlilerinin genetiğini taşıyan bu halkın yüzde doksanı hala onun parazitliğini garantileyen objeden yana, yani askerci-çeteci. Seçimini kendi refahına ve geleceğine göre değil, devletin bakiyesi ve onun devamlılığına göre yapıyor. Bu açıdan tercihi mevcut yağma ve talanın bekçisi olan devleti temsil eden partilerden yana olacaktır. AKP, CHP, MHP ve diğer devlet partilerinin aday listelerine bakmak yeterli. Bu partilerin adayları ya çete, ya hırsız, ya dolandırıcı ve ellerinde insan kanı var.Aralarına serpiştirdikleri ‘Demokrat’ gömlekliler ise sadece işin aşentiyonu. AKP ve CHP bu sahte maskeleriyle sadece toplumu daha derin kaoslara sürükleyeceklerdir. Hesapları tarihidir. Halkı daha rahat nasıl kandırabiliriz. Makarna, şeker, buzdolabı gibi şeyler dağıtmak yetmiyorsa halkı kandırmaya o zaman onların içinde, onlardan birilerini satın alarak onları kandırmak. Bu, devletin züzyıllara dayanan politikası. Aleviyi kandırmak için dedeyi, dindarı kandırmak için imamı, hocayı alacaksın. Dersimliyi kandıramıyorsan toplumda bir yere gelmiş birilerini ne pahasına olursa olsun satın almak. Bu gün AKP veya CHP saflarında yer alan ‘Ünlü’ Zazalar acaba hangi hesapları sonucu oaradalar. Kendi kimliği ve kültürü için mücadele eden birirnin Dersim soykırımını yapmış bir kimliğin ve kültürünün yanında ne işi olabilir ki? CHP DERSİM 38 SOYKIRIMINI YAPTI CHP’nin şovenizm, ırkçılık ve faşist politika ve pratiği oldukça açık ve net bir biçimde kör gözlerin bile göreceği kadar orta yerdedir. Sırf Dersim Jenosidi konusundaki faşist, soykırımcı, şovenist yüzü değil aynı zamanda Ermeni, Kıbrıs, Balkanlar, Kafkaslar, Azerbaycan vs gibi bir çok sorunda MHP’yi aratan taktik adımları ile söylem ve pratikleri tam bir gerçek kimliğine, sözde cumhuriyet kurucu kadrolarının da ruhuna uygun bir yere geldi. Aslına bakarsanız kendisine zoraki giydirilmiş sözde sosyal demokrat kimliğin de reddi de olsa; tam ve kesinlikle düzenin en önemli çekirdek örgütüdür. Kılıç sallayan devşirme Kemal celadına tapmanın en dramatik örneklerini sunmaya devam ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu hemen hemen bütün seçim konuşmalarında bu konuya ilişkin soru geldiğinde “Biz Atatürk ne yaptıysa onu savunuyoruz.” demeye devam ediyor. Utanmadan soykırımı haklı gösteriyor, taptığı celladın yaptığına aynen sahip çıkıyor. Gerçekte olan, ırkçı CHP’nin kendi kimliğine dönüşü ya da boyanın dökülüp altta gerçeklerin çıkması vardır. CHP İttihat terakkinin devamıdır. Ermeni soykırımı, Rum soykırımını ve Anadoludaki diğer yerli hakların yokedilmesi sürecini ilerleten bir akımın devamıdır: 1880 lerden beri başlatılan temizlik hareketlerini yöneten bir partinin mirasçısıdır. Soykırıma uğradığı halde sürgündeki milyonlarca insanı bu soykırımı hak etmiş gibi göstererek, ortada bir isyan ya da “terörizm” varmış gibi havalar yaratıp, yeni soykırımlara zemin hazırlayan neo faşist CHP zamanını tamamlanmıştır. O gün iktidarda olan kurucularının, bugünkülerden zerre kadar farkları yoktur ve kesinlikle aynıdırlar. Dersimlilerce farklı algılanması, korkunun hükümranlığında gerçekleri bile ters yüz edecek bir asimilasyonla celladın mentalitesini kabullenerek, diğer bölge halklarının yokedilmesi sürecine katılmak trajik bir olayıdır.



