E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

“Milyonluk ordusuyla 20 yıldır gerillayı bitiremeyen Türk ordusu, psikolojik savaşı tırmandırarak, savaştaki başarısızlığını örtmeye, kirli savaşını Güney Kürdistan’a yaymaya çalışıyor.
Biz hala savunma durumundayız. PKK’yi bitireceğiz, tasfiye edeceğiz diyenler bilsin ki, gerilla henüz son sözünü söylemedi.”
Gerillalar genç olmalarına rağmen yaşlarından daha olgun bir görünüş içinde. Kendi yaşındaki gençlerin birçoğuna göre daha bilinçli, duyarlı ve sorumluluk sahibi. Önemli bir özellikleri de doğayla olan bütünlükleri. Bun şöyle ifade ediyordu bir gerilla “Kürt özgürlük savaşçıları doğayla barışık, uyum içinde oldukları için yenilmezdir.”
Çarber başında uyumak
Karanlık basmadan kampa geri döndük. Kampta bulunan gerillaların hepsi gerilla dilinde adı ‘Çarber’ olan içinde közle doldurulan çukurun üzerine oturmuş sohbet ediyorlardı. Rehberlerimizden biri çarber adının Kürtçe dört taş anlamına geldiğini söyledi ve nasıl yapıldığını anlattı: “Toprağa kazılan küçük bir çukurun dört tarafı taşlarla döşenir. Geceleri ateş yakmak yasak olduğu için gündüzden çarberin içinde büyük bir ateş yakılarak köz olması beklenir. Yatma zamanı ise çarberin üstü yassı bir taşla kapatılır ve herkes ayakları çarberin üstüne gelecek şekilde uzanır.” Oldukça ilginç ama bir o kadar da yaratıcı bir buluştu. Soğuk dağ koşullarına değişik bir çözümdü. Çarber bize inandığı dava ve özgürlük tutkusuyla dağ yaşamını mekan tutan gerillanın zor koşullarda ne kadar yaratıcı olabileceğini de göstermişti. Bizim için sığınkta yer hazırlamıştı. Ama biz çarberin başında yatmak istediğimizi söyledik. Israrımız sonuç verdi çarberin yanında yatma izni aldık. Hazırlıklar da buna göre yapıldı. Önce yassı bir taşla çarberin üstü kapatıldı. Ardından üzerine bir battaniye serildi.
Beş gerilla ile birlikte çarberin olduğu yerde yatacaktık. Ayaklarımız çarberin üzerine gelecek şekilde bir daire çizerek uzandık. Çarber taşının üzerinde ayaklar buluştu. Hepimizin ayaklarının üzerine gelecek şekilde bir battaniye daha örtüldü. Sonra herkes kendi battaniyesini çekerek uyumaya başladı. Gece yarısı uyandığımda açık havada uyumamıza rağmen ter içinde kaldığımı gördüm. Ayaklarım yanacak kadar ısınmıştı. Bir süreliğine battaniyemi açıp havalandırdıktan sonra, yeniden yattım. Sabaha kadar da deliksiz uyudum.
Sabah gerillanın rojbaşıyla uyandığımda, oldukça dinlenmiş ve zinde hissediyordum kendimi.
Kahvaltıdan sonra Türk ordusunun önceki operasyonlardan kalma enkazlarını görmeye gidecektik.
Türk ordusunun bıraktığı enkazlar
Yeni kampta gerillalar istememiz halinde düşürülen bir helikopterin enkazlarını da görebileceğimizi söyledi. Sabırsızlığımız daha fazla arttı. Kamp yönetimi Şahristan Mahir adındaki kadın gerillanın bizi oraya götürmesi için görevlendirdiklerini ve istediğimiz an yola çıkabileceğimizi söylediler.
Ancak gideceğimiz yerin çok güzel manzarası olduğunu, özellikle güneşin doğuşunu kesinlikle kaçırmamamız gerektiğini, bunun için yarın sabah erkenden yola çıkmamızı önerdiler. Biz de bu öneriyi kabul ettik.
Gün boyunca gerillalarla sohbet ettik, bulunduğumuz alanı gezdik, kah dinlendik kah sohbetlere katıldık. Sabah güneş doğmadan yola çıkmamız gerektiği için erkenden yattık.
Gün ağarmadan nöbetçiler bizi uyandırdılar. Hazırlığımızı yaparak hemen yola çıktık. Şahristan, hem güneşin doğuşunun oluşturduğu güzel manzarayı anlatıyor hem de o manzarayı kaçırmamız için mola vermeden yürümemiz gerektiğini söylüyordu. Bunu da hesaba katarak hiç ara vermeden tepeye tırmanmaya başladık. Zirveye yakın bir yerde, Şahristan tepeyi tutan arkadaşlarına seslenerek geldiğimizi haber verdi. Bir süre tırmandıktan sonra yukarıdan bize doğru gelen gerillaları gördük.
Tepeciler ziyaretçi beklemediği için şaşırmıştı. Selamlaştıktan sonra rehberimiz arkadaşlarına bizi tanıtıp yapacağımız çalışmalar için kısa bir bilgi verdi. Oldukça mütevazi bir şekilde bizi karşılayan Harun adındaki takım komutanı, işlerimizi yaptıktan sonra yanlarına gelerek sabah kahvaltısını beraber yapmayı teklif etti. (Gerillaların oldukça misafir perver olduğunu da söylemek gerek.) Bir tepenin başında bir takımlık gerilla grubuyla sabah kahvaltısı yapmak bulunmaz bir fırsattı, o yüzden tekliflerini hemen kabul ettik.
Ama önce zirveye ulaşmalıydık. Zorlu bir yürüyüşten sonra zirveye ulaştık. Tepede ilk gözümüze çarpan şey genç bir gerillanın elinde dürbünle araziyi keşfediyor olmasıydı. Bizi fark edince dürbünü bırakıp bizi karşılamaya geldi. Kısa bir selamlaşmadan sonra bu birkaç gün içinde gerilladan öğrendiğimiz ‘arazide bir şey var mı’ sözünü keşif yapan gerillaya sorduk. Gülerek ‘önemli bir şey yok’ diyen gerillanın ismi Cemşit’ti.
Kışa girmek üzere olduğumuz şu günlerde, böylesi bir dağ başında gencecik bir gerilla acaba ne düşünürdü. Cemşit’e bunu sorduk: Cemşit, “ülkem ve halkımın özgürlüğü için bu dağlardayım. Halkımın mutluluğuyla mutlu olurum, üzüntüsüyle üzülürüm. Ne soğuk, ne de düşman saldırısı bizi bu dağlardan indiremez. Özgürlüğümüzün, kimliğimizin, kültürümüzün simgesi ve teminatı olan bu dağlarda özgürlük savaşçısı olarak yaşamak gerçekten büyük bir onurdur” diye konuştu. Cemşit daha sonra arazinin derinliklerini göstererek, “Mekedonyalı İskender’in ordusu bu dağlarda tarihi bir bozgun yaşadı. Neden ikinci bir bozgunu Türkiye ordusuna yaşatmayalım ki, tüm koşullar bizden yana. Kimse bize yönelik yanlış hesap yapmasın, unutmasınlar ki, biz henüz söyleyeceklerimizi söylemedik. Buralarda çok kan döktük, birçok arkadaşımızın kanıyla sulandı bu topraklar. Öyle kolay söküp atamazlar bizi buralardan...” diyerek diğer arkadaşları gibi kararlığını gösteriyordu.
Adete bir konferansta binlerce dinleyici karşısında konuşuyor gibiydi. Kendisinden bu kadar emin konuşan bir gerilla karşısında ne cevap verilebilirdi ki? Sonuçta onlar kendilerini halkına ve ülkesine adayanlar değil miydi? Sonunda son sözleri her zaman savaş meydanlarında yaşayanlar söylemiyor muydu? Şu an savaş meydanlarında olanlar da onlardı ve son sözleri de kendileri söyleyecekti elbet.
Güneş bugün farklı doğuyordu
Sözlerine bitiren Cemşit, güneşin doğduğu yöne bakarak ‘bu tepeden kaçırılmaması gereken bir manzara’ dedi, bize dönerek. Bir tören havasında biz de o yöne dönerek doğacak güneşi onlarla birlikte gerilla mevzilerinde karşılamak için yüzümüzü yavaş yavaş kızaran gözyüzüne çevirdik.
Işınlar giderek parlaklaşıyordu. Çok geçmeden güneş gülen yüzünü göstermeye başladı. Bulunduğumuz yer oldukça yüksekti. Sanki elimizi uzatsak tutacak kadar yakındık güneşe. Gökyüzündeki renk değişimi, doğaya da yansıyordu. Gerçekten harika bir manzaraydı.
Güneşin doğuşunu izledikten sonra helikopterin düşürüldüğü alana doğru yola çıktık. Cemşit de bizimle gelmişti. Helikopterden geriye kalan bir iskelet ulu olta yerde duruyordu. Diğer parçalarını sorduk. Bir kısmının köylüler bir kısmını da gerillalar tarafından götürüldüğünü söylediler. Bir süre inceleyip, fotograf çektikten sonra tepeci grubunun bulunduğu noktaya döndük.
Tepeci grup zengin bir kahvaltı hazırlamış bizi bekliyorlardı. Neşeli bir kahvaltı yaptıktan sonra, gerillalar görev yerlerine dağıldılar.
Gerillalar günlük yaşamın içine çok şey sığdırıyor. Sabah sporu, kahvaltı, siyasi eğitim, öğle yemeği, askeri eğitim, akşamları da bireysel yoğunlaşma dedikleri, toplu veya bireysel kitap okuma çalışması yapıyorlar. Bununla birlikte, mutfak için odun toplama, banyo, temizlik, kuryelik, nöbet, tepecilik vb oldukça yoğun ve tempolu bir yaşamları mevcut. Yani varolan zamanları dolu dolu geçiyor. Tabii bunların yanı sıra gerillanın günlük yaşamına sığdırdığı en önemli konuların başında ise siyasal gelişmeleri takip etme ve o doğrultuda tartışmalar yürütme geliyor.
Kahvaltıdan sonra izin isteyerek geldiğimiz kampa geri döndük, gitme zamanı yaklaşıyordu bu yüzden eşyalarımızı hazırladık.
Moral üstünlüğü gerillada
Öğleden sonra iki kurye ile birlikte dönüş yoluna çıktık. Aralıksız bir hafta boyunca dolaştığımız gerilla kamplarında edindiğimiz izlenim, Türk devlet güçlerinin ve medyasının belirttiği gibi gerillada bir irade kırılması, moral bozukluğu, korku, tedirginlikten ziyade, üstün bir moral, güçlü bir irade, her an her şeye hazır bir gücün kendisine duyduğu büyük güvendi. Öyle ki, sürekli sınırötesini tartışan, ha girdik ha gireceğiz diyenleri ciddiye bile almıyorlar. Genç bir gerilla ‘geleceklerse görecekleri de var. Biz de onları bekliyoruz. Artık geliyorlarsa gelsinler’ diyordu, tüm arkadaşlarının duygularının tercümanı olarak.
Türk ordusu son dönemde gerçekleştirdiği operasyonlarda büyük darbeler yemesine rağmen, özellikle psikolojik savaşı tırmandırarak kendini güçlü göstermeye çalışıyor. Ama bu bir haftalık gezide gördük ki, savaşın psikolojik ve askeri üstünlüğü gerillanın elinde.
Biz gezimizi bitirip dönerken bile radyolardan Türk devleti ve ordu güçlerinin “PKK’yi silahlarını bırakıp teslim olacak, bırakmazsa ordumuz girip hepsini imha edecek, tek silahlı ‘terörist’ kalana kadar mücadelemiz devam edecek, Kuzey Irak’ı onlara dar edeceğiz vb” söylemler gırla sürüyordu. Kuryelerimizden Kawa isimli gerilla Türk ordusunun bu söylemlerine çok gülüyordu. “Güçlü olan, haklı olan niye bu kadar saldırgan, pervasız, çılgın olsun ki. Bir yandan Türk devleti ‘PKK’yi şöyle bitirdik, tasfiye ettik’ diyor diğer yandan her gün operasyonlar gerçekleştiriyor. Şimdiye kadar öldürdük dediği gerilları saysak yüzbinleri buluyor. Madem başarılılar, niçin bütün dünyayı ayağa kaldırarak, ABD’den, İran’dan, Suriye’den, Irak’tan, AB’den, Güneyli güçlerden destek istiyorlar. Çünkü biliyorlar ki, PKK’yi milyonluk ordusuyla bitiremiyorlar, bitiremezler de. Aksine kendileri her geçen gün daha fazla tükeniyor. Aslında bu hırçınlıkları, çılgın halleri bu yüzden.” Kawa’ya ‘Türkiye sizin Kuzey Kürdistan’da eylem yapıp Güney Kürdistan’a geçtiğinizi söylüyor bu doğru mu?’ diye sordum. Kawa; “biz çok geniş bir hatta neredeyse Kürdistan’ın tüm parçalarında bulunan bir gücüz. Bütün alanlara da yürüyerek ulaşıyoruz. Güney gidip eylem yapıp dönmek bir grubun aylarını alır. Türkiye gerilla güçlerimize karşı başarısızlığını bu şekilde kapatmaya çalışıyor. Aynı zamanda kirli özel savaşını Güney Kürdistan sahasına taşırmak için bu propagandaları yapıyor” dedi.
‘Peki bir sınırötesi operasyonda Türk devletinin başarı imkanı nedir?’ diye sorduk Kawa’ya. Bu konuda da şunları söyledi: ‘Gerilla sabit alanlarda kalan bir güç değil. Sürekli hareketlidir. Nerede ne yapacağına her zaman kendisi karar verir. Bu noktada savaşın inisiyatifi kendisindedir. Yani görünmezdir gerilla. Göründüğü zamanda kısa sürede işini bitirir tekrar kaybolur. Yine gerilla dağ ve coğrafyayla bütünleşmiştir. Çünkü yaşamı alanı buralardır. Her yeri tanır. Bunların hepsi gerillanın avantajlarıdır. Bırakalım Güney’i, milyonluk ordusuna rağmen Türkler, Kuzey’de de güçlerimizi 20 yıldır söküp atamadı. Bu yüzden bunların hepsi psikolojik savaşın birer parçalarıdır. Şunu da unutmamak gerek biz partimizin barış stratejisi çerçevesinde uzun bir süredir ateşkes konumundayız. Bu kadar saldırıya rağmen bunu bozmamaya özen gösterdik. Ama bize yönelik saldırılara verdiğimiz kısmi cevaplar bile, Türk ordusunu perişan etti. Yani bu açıdan Türk devleti daha mantıklı bir siyaset yürütmeli. Öyle imha edeceğiz, tasfiye edeceğiz demekle bu iş olmuyor. Unutmamalı ki gerilla henüz son sözlerini söylemedi. Şu an savanma konumundayız, ama sabrımızın da bir sınırı var. Bizi daha fazla zorlamamalılar.”
Diğer kuryemiz Fevzi Gabar da Kawa’nın sözlerini şöyle tamamladı: “Gerilla söz konusu olduğunda mutlaka yüksek dağlar, uçurumlar ile patikalar akla gelir. Gerilla tüm bunlarla uyumlu ve dostça bir yaşam sürdürerek düşmanlarına karşı etkili mücadele yürütüyor. Kürt özgürlük savaşçıları doğayla barışık, uyum içinde oldukları için yenilmezdir. Kim gelirse gelsin, dağlarımızda onlara karşı yıllarca direnebiliriz.”
SEYİT EVRAN- MEHMET NURİ EKİNCİ- NALİN PENABER/ANF



