E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- Ebu Süfyan Yeşil'di
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- Adana’da gece yarısı ‘Kürt karşıtı’ gösteri
- Tuğgeneral suikastında JİTEM izi
- PJAK, İran İstihbaratı'nın 3 Elemanını Yakaladı
Çok Yorumlananlar
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatlarıyla yaptığı görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, AİHM'deki yargılamanın Türkiye ve İmralı'daki koşulları değiştirmeyeceğini ifade eden Öcalan, "Bunlar siyasidir, hepsi oyundur. Türkiye bunları kabul etmez" dedi. Öcalan, "Radyodan dinledim; Avrupa Adalet Divanı PKK'ye ilişkin karar vermiş, karar esası da etkiler. Bunlar siyasi kararlardır, sadece hukuki olarak düşünmemek lazım. Hukuk siyasete bağlıdır. Türkiye'de de öyledir. Hukuk, siyaset etrafından gelişir, bunu anlamak gerekir. Ama bizi burada terörist ilan ettiğine göre, bizim savunmamızın da alınması gerekir. AİHM mi bu durumu değerlendirecek, Avrupa mı değerlendirecek, bu önemli değil. Önemli olan bizim savunmamızın alınması ve buna ilişkin bir kararın verilmesidir. Bunu yapmaları lazım. PKK'nin savunması alınmamış diyorlar, tabii ki savunmamızın alınması gerekir. Bu örgütün kurucusu benim, sorumluluğum var, o halde bana sormaları lazım, gelip burada beni dinlemeleri lazım. Kim terörist, nasıl terörist ilan ediyorlar, bunu anlamaları lazım. Osman onlar da hikâye. Dinleyeceklerse gelip burada beni dinlemeliler, benim görüşümü almalılar. Ben de bu örgüt neden terör örgütü değil diye açıklarım. Önemli olan terörizm tartışmalarının yani bizim durumumuzun Avrupa'da tartışılmaya başlanmasıdır. Ben terörist değilim, benim örgütüm terörist bir örgüt değil" şeklinde konuştu.
SAHTE TÜRKÇÜLÜĞÜ YAHUDİLER GELİŞTİRİYOR
Son günlerde artış gösteren milliyetçi eğilimlere de değinen Öcalan, şöyle devam etti: "Bunların hepsi siyasi oyunlardır, Türkiye'dekiler de siyasi oyundur. Dış güçlerin etkisiyle Türkçülük geliştiriliyor. Bu sahte Türkçülüğün gerçek Türklerle bir ilgisi yok. Sahte Türkçülüğü geliştiren de biliyorum Yahudilerdir. Bunların teorisyenleri de Leon Kahun, Hermann Vambery'dir. Bunların hepsi bilinçli geliştiriliyor. Radyodan dinledim, Akdeniz Üniversitesi'nde milliyetçiler Kürt öğrencilere saldırtılıyor. Milliyetçilerdir saldıranlar sanırım. Bunların hepsi sahte Türkçülüktür. 301. madde de var. Bu maddeyi kim oluşturdu, bunu bu maddeye koyan kim? Türkçülüğü bu maddeye koyanlar da bunlardır, şimdi de çıkarmaya çalışıyorlar, bunun tartışmasını yapıyorlar ama 301'i kim çıkardı, kim bu maddeye Türkçülüğü koydu, nasıl geldi, kimse bunları sormuyor, bunları tartışmıyorlar mı, asıl önemli olan da budur. Geliştirilen bu sahte Türkçülük anlayışını kullanarak halkları birbirlerine kırdırtıyorlar. Bu sahte Türkçülükle, bin yıl birlikte yaşadıkları Ermeni halkını düşman ilan ettiler. Sonra Ermenileri sürdüler, öldürdüler. Şimdi aynı şeyi Kürtler için yapıyorlar, Kürt ve Türk halkını birbirlerine kırdırtmaya çalışıyorlar. Bunları yapanlar, Türkçülüğü geliştirenler gerçek Türkler değildir. Türk halkı bu kadar vahşi ve insanlık düşmanı mıdır? Ben biliyorum, Türkleri tanıyorum, gerçek Türkler böyle değildir, gerektiğinde her şeylerini paylaşırlar."
M. KEMAL MUHTARİYET VERECEKTİ
Öcalan, şöyle devam etti: "Bunların yaptıkları bu sahte Türkçülüğün Mustafa Kemalle de alakası yok. 1924'te Kürtlere Muhtariyet vereceklerdi. Yine 1922 Ocak ayında Kürt okullarının açılması için Meclis'te bir oylamayla -373 evet 64 hayır- yasa çıkardılar. 1921 Anayasası Cumhuriyet'in kurucu anayasasıdır, orada Kürt ve Türk halklarından bahsediliyor. Kürtler Cumhuriyet'in ilk yıllarında kurucu unsurdur. 1921 Anayasası Cumhuriyetin ilk anayasasıdır ve asıl cumhuriyetçilik burada anlatılıyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürtlerin ve Türklerin birliktelik ruhu vardır. Ben Mustafa Kemal'i temize çıkarmak istemiyorum ama bunlar da Kemalizm'dir. Daha sonra 1926'da uzlaşı oldu, Mustafa Kemal, onlarla uzlaştı. Galanti, Mustafa Kemal'i tanrılaştırıyor. İsmet İnönü'yü de peygamberleştirmek istedi. Kürtleri, İslamcıları ve Sosyalistleri tasfiye etmeye çalıştılar, sonra ettiler de. Fethi Okyar'ı Kürtlerin üzerine sürmek istediler, Fethi Okyar, "benim Kürt arkadaşlarım var, ben Kürtlerin üzerine yürümem" dedi, sonra onu düşürdüler. Kürtleri de tasfiye ettiler. Seyit Rıza'yı idam etmek için alelacele bir prosedür uyguladılar. İdamına hemen karar verdiler ve Mustafa Kemal'in imzasını beklemeden Seyit Rıza'yı idam ettiler. Seyit Rıza'nın idam kararında Mustafa Kemal'in imzası dahi yoktur."
M. KEMAL'İN ETRAFINI DARALTTILAR
"Mustafa Kemal, Fethi Okyar'a, Makbule ile birlikte, İsmet İnönü'ye karşı Terakkiperver'i kurdurttu. Bekir Sami İngiliz yanlısıydı. Dr.Nazım, iktisatçı maliyeci Cavit onlar da var. Bunlar Mustafa Kemal'in etrafını daralttılar, en yakın çocukluk arkadaşı Ahice Arif'i öldürdüler. Ahice Arif'in ölümüyle Mustafa Kemal işin ciddiyetinin farkına vardı. Kâzım Karabekir ve Rauf Orbay, Ahice Arif'i Mustafa Kemal'e hatırlatarak senin de sonun böyle olur, idam edilirsin diye uyardılar. Mustafa Kemal, onu öldürdüklerine göre sıra bana gelmiştir, diye düşündü. Daha sonra 1926'da bunlarla uzlaştı ve Çankaya'ya hapsedildi. Bu tasfiyeden sonra Mustafa Kemal iktidarda fazla etkili olamadı. Bu tasfiyeler nedeniyle Mustafa Kemal'in 1926'dan sonra bir kez bile gülümsemediği belirtiliyor. İlginçtir aynı şey benim de başıma geldi. Ben kendimi Mustafa Kemal ile kıyaslamak istemiyorum ama burada büyük bir benzerlik var; benim de etrafımı sarmışlardı, görmemi istemiyorlardı, çocukluk arkadaşım Hasan Bindal, bir suikast sonucu öldürüldü. Ben erken fark ettim, kendime göre tedbirler geliştirdim, Şam'a çekildim, bu oyunlarını boşa çıkardım."
SOSYOLOJİ ÖNEMLİ BİR BİLİMDİR
"Ben sosyolojiyi çok okudum son zamanlarda, biliyorum. Birçok tespit var, tespitlerim var. Bunlar uygun zamanlarda çok detaylı anlatılabilir." diyen Öcalan, şunları söyledi: "Sosyoloji çok önemli bir bilimdir. Şunu söylüyorum; toplumsal gerçeklikler inşa edilmiş gerçekliklerdir. Fizikte atom atomdur, atom parçası için belirli bir kural vardır, bunun dışına çıkılamaz ama toplumsal alanda toplumsal gerçeklikler yönlendirilebilir, inşa edilebilir. İngilizler bunu çok iyi tespit etmişler, çıkış yeri, kaynağı Hollanda'dır. 16.yy'dan beri birçok imparatorluk yıkılmıştır, Avusturya-Macaristan, İspanya, Fransa, Çin İmparatorluğu, bunlar nasıl yıkıldı! İngilizler, Alman katı felsefesiyle, Fransız devlet felsefesiyle çok fazla ilerleme kaydedilemeyeceğini tespit etmişler; İngiliz ve Amerikan pragmatizmiyle ilerleme kaydedebileceklerini, gelişebileceklerini tespit etmişler. İngilizler toplumla ilgili her türlü tespitleri iyi yapmış, buna göre toplumları yönlendiriyorlar. Uluslar nasıl çatışır, ne hale getirilebilir, nasıl barış sağlanabilir, nasıl çatıştırılır, her türlü toplumsal tepkiyi önceden hesap edebiliyorlar."
MARKS KRALİÇENİN ELİ ALTINDAYDI
"İngilizler toplumda her türlü yönlendirmeyi de yapıyorlar, Marks da Londra'da yaşıyordu, onu orada tuttular. Marks fikirlerini orada oluşturdu, oradan dünyaya yaydı. Ben, Marks'ın fikirlerini onlar yarattı demek istemiyorum ama Marks, Kraliçe Elizabeth'in eli altındaydı. Lenin'i de kuşatıp etrafını daraltmışlardı. Lenin Almanların nezaretinde, onların treniyle taşınarak St.Petersburg'a götürüldü. Ben Lenin ajandır demek istemiyorum ama bunların bilinmesi, değerlendirilmesi lazım. Almanlar, bu fikirler bize karşı, bizi yok etmek için oluşturulmuştur dediler ve kendilerini korumak için nasyonal sosyalizme sarıldılar ama ant-i komünizmi geliştirdiler. Milliyetçilerin ve dincilerin de ant-i komünistliği, komünizm karşıtlığı da buradan geliyor. Arap Baas milliyetçiliğini kim ortaya çıkardı, ortaya attı sanıyorsunuz, böyle milliyetçilik mi olur. Saddam onların kafası koparıldı asılırken. Arap milliyetçiliği nasıl kafası koparılır hale geldi, Çeçenler'in durumu da biliniyor. Bunları bilmek gerekir. Ben bunların bu anlayışına karşıyım. Toplumların doğru çözüme evrilmesini sağlayabilirsek demokratik bir ulus ortaya çıkabilir. Çözüm için bu gereklidir."
İRAN'A MÜDAHALE OLACAK, SIRA TÜRKİYE’YE GELECEK
Öcalan, Ortadoğu konusunda şu değerlendirmeleri yaptı: İran'a da müdahale edecekler. Yakında Suriye'ye de bir operasyon yapacaklar, birkaç ay sonra mı birkaç yıl sonra mı bilemiyorum. Demokratı da iktidara gelse bunu yapacak. Cumhuriyetçisi de demokratı da fark etmez, ikisi de aynı şeyi yapar. Ses çıkarmaması için Rusya'yı da tehdit ettiler, Rusya bir şey yapamaz. Çin'i de kontrol altında tutuyorlar. Sıra Türkiye'ye de gelecek, Türkiye'yi de halledecekler. İran'da Şiiler, Kürtleri katlettiler, Pasdarlar fırsat bulursa Kürtleri kırıp geçerler. Irak'ta Arapların eline imkân geçerse Kürtleri katlederler. Bu durumda olan halka olur. Kürtler kendi ortak politikalarını belirleyerek bunların karşıtı olarak değil, bunların politikalarına paralel yol alabilir, ancak kendilerini de savunabilirler."
KÜRT MİLLİYETÇİLERİNİN SAYISI BİN KADARDIR
Öcalan, milliyetçilik ve Kürtler konusunda ise şu hususlara vurgu yaptı: "Türkiye'de de sahte Türkçülüğü geliştirdiler. Kürtçülüğü de farklı geliştirdiler. Kürtlerin bazı aileleriyle de ilişkiye geçtiler. Taa yüz elli yıl öncesinden Barzani ailesiyle ilişkiye geçtiler. Kürt milliyetçiliğine de bu şekilde el attılar, Nakşicilikle de birleştirdiler. Ben bunları genel olarak söylüyorum, burada imkanlarım sınırlıdır. Bu konuların iyi anlaşılması için ben bunları söylüyorum. Ama bazı aydınlar bile bunları anlayamıyor. Şeyh Sait, birdenbire hareketin liderliğine getirildi, birdenbire Kürtçü oldu, nasıl oldu bu, Şeyh Said'in haberi bile yoktu. Ben Şeyh Sait provokasyonu derken bunu kastediyorum. İki ayda hemen bir provokasyon geliştirdiler. Sahte bir Kürtçülüğü de geliştiriyorlar: Sayıları bini bile bulamayan bir kesim var. Bunlar ne isyan etmesini biliyor ne de Cumhuriyet'le uzlaşmasını biliyorlar. Bunlar her şehirde birkaç ailedir. Mesela Urfa'da on kişi veya aile, Diyarbakır'da on ailedirler, Bingöl'de birkaç ailedir. Diğer yerlerde de böyledir. Her yerde birkaç aile var, bütün ilişkileri bunlar sağlıyor. Bunların para için, aileleri için yapmayacağı şey, satmayacağı değer yoktur. Bir Urfalı milletvekili çıkıyor, diyor ki; 'Türk-Kürt kardeştir', sen bu konuda konuşma hakkını nerden buluyorsun? Sen bugüne kadar Urfa'ya ne verdin ki, Urfa'nın her tarafına kanallarla su mu götürdün, Urfa'nın yüzde sekseni işsiz, Urfa'daki işsizliği mi çözdün? Barış ve çözüm için ne çaban oldu; sen bu güne kadar ne yaptın ki böyle konuşuyorsun."
DTP TEŞHİR EDEMİYOR
"Bunların hepsi teşhir edilmelidir. DTP milletvekilleri yaşanan tüm bu olumsuzlukları, oynanan oyunları yeterince teşhir edemiyorlar, Meclis'te bulunmaları önemli bir fırsattır. Bugün Kürt sorunu üzerinden Kürt kimliği bu derece tartışılabiliyorsa geçmişte gösterilen emek ve çabalar sayesindedir. Bu anlamda Akademi çalışması önemlidir. Binlerce insan akademide bu konular üzerinde çalışabilir. Birçok aydınımız, akademisyenimiz, insanımız var. Bunlar akademide bu konuları çok derinlikli ele alabilir. DTP'nin böyle bir akademi kurmaması anlaşılır değil."
İKTİDAR OYUNU VAR
Öcalan, Türkiye siyasetinin yapısına ilişkin olarak da şu hususlara dikkat çekti: "Türkiye'de iki klik var, bunlar iki iktidar kliğidir; Baykal ve Erdoğan. Birisi laisizm, birisi de din yanlısıdır, din ve laiklik çatışması diyorlar ama aralarındaki çatışma, iktidar ve çıkar çatışmasıdır. Burada laisizm Batı kökenli olduğu için Hıristiyanlığı temsil ediyor. Diğeri de ılımlı İslam diyor; ılımlı İslam'ın da radikal İslam'ın da gerçek İslam'la alakaları yok. Bunlar dışarıdan üretilmiş şeyler, başörtüsünü de siyasi olarak bu şekilde kullanıyorlar. Benim kardeşlerim de buraya geliyorlar, başları örtülü. Toplumda birisi örter birisi örtmez. Bunların sorunu ise, birisi başı zorla açtırır, biri de zorla kapattırır. Ama Anadolu halklarının böyle bir problemi yok. Bu iki klik iktidar ve çıkar kavgalarını da Kürtler üzerinden yapıyorlar; Kürtler'e karşı anlaşmışlar. Kürtler'i de ortadan kaldırarak bu işi yapmaya çalışacaklar. Yine her zamanki gibi 'alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete' yapacaklar. Bu işi de bu şekilde götürmeye çalışacaklar. İktidar hastalık gibidir. Bunlardan biri 'ben Kürtlere karşı kırk yıldır savaşıyorum, devletin sahibi benim' diyor. İslamcılar da 'bin yıldır ben bu toprakların sahibiyim, bu devletin sahibi benim' diyor. İşte Ergenekon budur.
HALK OYUNDAN UZAK DURSUN
"Hayır, bu toprakların sahibi ne bunların laisizmidir ne de onların anladığı anlamdaki İslamlarıdır; bu toprakların sahibi demokratik halktır. Halkımıza sesleniyorum; bu laisizmden de bu dincilikten de uzak dursunlar. Bu bir oyundur, bir iktidar oyunudur, bu oyundan uzak durmak gerekir. Bakunin'in önemli bir tespiti var; "en iyi demokrat bile iktidar olursa yirmi dört saat içinde büyük bir diktatör olur." İktidar adamı sarhoş eder. Ben iktidar için daha önce fahişe benzetmesi yapmıştım. Benim için de MİT'le ilişkim olduğunu söylüyorlar. Gazeteden okumuştum; bir Arap gazetesinde bile bunlar dile getiriliyor. Eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu'nun kitabında da benzer iddialar yer almış. Sadece O değil, daha geniş çevrelerde tartışılıyor. 'Kayınpederinden dolayı' diyerek benim MİT ile ilişkili olduğumu ileri sürüyorlar. Bunların hiç biri doğru değil, bunların hepsi uydurma. Aslında bu oyun şudur: Şemdinli olayından sonra bunların arasında bir uzlaşma sağlandı. AKP'ye brifing verdiler, dediler ki, biz senin iktidarda kalmana izin vereceğiz, hatta kendi Cumhurbaşkanı'nı da seçersin ama Kürtler konusunda biz istediğimizi yaparız, bu işi bize havale et. Bu şekilde uzlaştılar; beşyüzbin kişilik orduyu Kürtlerin üzerine sürdüler, sorunu da ekonomiyle halledeceklerini söylediler. Meseleyi böyle anlamak lazım. Sezgin Tanrıkulu Başbakanla tartışmış, görüşmeyi terk etmek zorunda kalmış. Aslında kendisini kandırmasına gerek yok, olayın özü şudur: Başbakan Kürtlerle ilgili orduyla anlaştı, ordunun politikalarına teslim oldu, bu konuşmasını da bu çerçevede anlamak lazım. Aslında radikal da değil, en ılımlılardandır. Buna rağmen kovulduğuna göre ortada ciddi bir faşizm vardır."
DÜNYAYI KAĞIT PARA OYUNUYLA ELE GEÇİRDİLER
Öcalan, şöyle devam etti: "AKP yurtdışından İMF ve diğer yerlerden kredi almaya devam edecek. Kredi bile değil, aslında borçtur. Beş altı milyar oradan, bilmem ne kadar Arap sermayesinden, şuradan, buradan toplam yirmi beş otuz milyar dolar para alacaklar. Bunun bir-iki milyarını Diyarbakır'da ticaret odalarına, bir-iki milyarı bilmem nerenin ticaret odasına dağıtacaklar, geri kalanını da kendilerine alacaklar. Bu şekilde halkı kandıracaklarını düşünüyorlar. Büyük ticaretle, finans ile dünyayı yöneten güçler, büyük ticaretin sırrını keşfetmişler. F.Braudel de kitabında büyük ticaretle ilgili güçlü tespitlerde bulunmuş. Finans sahiplerinin toplumdaki oranı yüzde beş olmasına rağmen güçleri büyüktür. Türkiye'yi de aynı şekilde kendilerine bağlamışlar. Çiller 'bir çakıl taşı bile vermeyiz' diyordu. Siz zaten ülkenin yüzde ellisini vermişsiniz, satmışsınız. Yüzde kırkını da dış borç faizine veriyorlar. Son beş yılda işçilerin maaşı mı arttı, memurun maaşı mı arttı, köylünün parası mı arttı, hayır, bunlar daha da fakirleştiler. Ben bu sendika ağalarına da kızıyorum, bunları bile dile getiremiyorlar. AKP finans ile halkın olanaklarını bu şekilde ellerinden alıyor sonra halkı önemli ölçüde kendilerine bağlıyor. Finans kapitalle hiçbir üretim yapmadan, kâğıtlar üzerinden, borsayla büyük para elde ediyorlar. Yine borsalar üzerinden krizlerle, manipüle etmeler vb. parasal oyunlar oynanıyor. Dünyayı böylece kağıt para oyunlarıyla ele geçirmişler."
OPERASYONLARI DURDURUN
Öcalan, son günlerde artış gösteren çatışmalar konusunda şu tespitlerde bulundu: "Ben, 'ey başbakan bu operasyonları durdurun' diyorum. Radyodan dinledim, askeri hareketlilik var, sınıra yığınak yapıyorlar. Gerilla hareket halindeymiş, eee ne olacak? Bahar aylarındayız, ne olacak, olaylar nasıl gelişecek bilemiyorum. Ben 1993'ten beri on beş yıldır, 93 Nisan, şimdi yine Nisan ayındayız, tam on beş yıldır barış ve diyalog için çaba sarf ettim. Özal'ın temsilcileri geldi yanıma, Erbakan bana mektup gönderdi. Ordudan da dolaylı mesajlar geliyordu. Bir de komutan geldi, ismini vermek istemiyorum, şu an doğru olmayabilir. Bana; "Ey Apo, yazık değil mi, birbirimizi niye öldürüyoruz, bu sorunu birbirimizi öldürmeden de çözebiliriz" dedi. Ben de dışarıda Şam'dayken birçok mektup gönderdim, kaset, broşür gönderdim. Ben bunları ciddiye aldım. Bugüne kadar yaptıklarım biraz da bunlara cevap vermekti. Ama tutmadı. Kimseden gizli saklı konuşmuyorum. Benim burada konuştuklarım hepsi izleniyor, dinleniyor. Örgütün de bu demokratik çözüm çizgisine gelmesi için çaba sarf ettim. Onlar da kabul ettiler, ne kadar başarılı olundu bilemiyorum. Barış ve çözüm için bu yaptıklarım yüzlerce binlerce kadronun hayatına mal oldu. Ben bunların sorumluluğunu da taşıyorum, üzerime alıyorum."
ÖZAL'A SAYGIM VAR
"Özal'a saygım var önemli devlet adamıydı. Erbakan'a da saygım var, o da öyle. Şimdi iktidarda Özal olsaydı bu sorunu çözerdi, Erbakan olsa çözerdi, ordudan bir kısmı iktidarda olsa çözerdi. Ben barış, demokratik çözüm için üzerime düşeni yine de yapmaya hazırım ancak PKK'yi daha ne kadar tutabilirim bilemiyorum. Ordu'ya önerim operasyonların durdurulmasıdır. PKK de buna karşı ne yapar bilemiyorum. Bugüne kadar ne oldu, PKK bir kadro yapısı çıkardı, kayıplar verdi. Ben bunların sorumluluklarını alıyorum ama bundan sonrasını almıyorum. PKK ne yapar kendisi bilir. PKK kendi kararını kendisi verir, yöntemini, eylem çizgisini kendisi belirler, ben karışmam, benim burada ancak eleştiri hakkım olabilir."
KONFEDERASYON DEVLET TALEBİ DEĞİLDİR
Öcalan sözlerini şöyle tamamladı: "DTP'ye dönük kapatma davası devam ediyor. Anayasa Mahkemesi aslında bu davada Kürtler hakkında bir karar verecek. Demokratik bir Kürt partisi kurulabilir mi, kurulamaz mı, bu konuda Kürtlerle ilgili karar verecek. Bu anlamda bu dava önemlidir. İsmet Berkan, Öcalan'ın projesi, bir yönetim biçimi anlamında konfederasyondur diyor ve bunu devlet olarak anlıyor. Hayır, benim projem konfederasyon değil. Konfederasyon, benim projem içinde sadece bir sivil toplum örgütlenmesidir. Daha önce Türkiye'de demokratik güçlerin içinde yer alacağı bir demokratik cumhuriyet kongresinin yararlı olacağını ifade etmiştim. Bu gerçekleştirilemiyorsa, bir koordinasyon etrafında bir araya gelinerek de çalışma yürütülebilinir. Daha önce de söylemiştim. Ant-i Tekel, Demokrasi, Barış ilkeleri etrafında çalışmalarını yürütmek önemlidir. Türkiye için gerekli olan budur. DTP, SDP, ÖDP, EMEP gibi partilerin bu tür çalışmalarda yer alması Türkiye'nin demokratikleşmesine katkı sunacaktır. Cezaevlerindeki arkadaşlarımızı ve tüm kadınlarımızı selamlıyorum."
ANF NEWS AGENCY



Güncel