Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
293031

image

 Kandile gelmeye karar verdikten sonra geri dönüş için araba ayarlama çabasına girdik. Çok geçmeden bir köylü arabası ayarladık. Oda tıpkı bizi getiren diğer köylü gibi yola çıkmamız için akşam üzeri olması gerektiğini söyledi. Kabul etmekten başka çaremiz yoktu. Birkaç günün kirleri vardı üzerimizde. Bir dereye girerek soğuk suyla önce elbiselerimizi yıkadık. Ardından banyo yaptık. Biz banyo yapana kadar elbiselerimizde kurumuştu. Giyinip şoförle görüşeceğimiz yere gittik. Yola çıkış zamanımız da gelmişti. Arabaya altlayıp yola çıktık. Yine dağ yollarından geçecektik. Gece saat dokuz sularında Kandile vardık. 

Kandil’de bombardıman günleri... 
 

Seyit EVRAN / Salih FIRAT / Baki GÜL -ANF

 Kandile gelmeye karar verdikten sonra geri dönüş için araba ayarlama çabasına girdik. Çok geçmeden bir köylü arabası ayarladık. Oda tıpkı bizi getiren diğer köylü gibi yola çıkmamız için akşam üzeri olması gerektiğini söyledi. Kabul etmekten başka çaremiz yoktu. Birkaç günün kirleri vardı üzerimizde. Bir dereye girerek soğuk suyla önce elbiselerimizi yıkadık. Ardından banyo yaptık. Biz banyo yapana kadar elbiselerimizde kurumuştu. Giyinip şoförle görüşeceğimiz yere gittik. Yola çıkış zamanımız da gelmişti. Arabaya altlayıp yola çıktık. Yine dağ yollarından geçecektik. Gece saat dokuz sularında Kandile vardık.

Kandilde şoför bir yerden sonra oraya kadar pazarlık yaptığımızı söyleyerek geri dönmek istediğini söyledi. Aslında bizim gitmek istediğimiz çalışma arkadaşlarımı bıraktığım yerdi. Köylü öyle yaklaşınca dağ yamacındaki bir köye bizi bırakmasını istedik. Şoförü geri gönderdikten sonra kalmak için köyün yakınlarındaki bir yere çekildi. Oldukça yorgunduk. Aç ve susuzduk. Ancak gecenin o saatinde köye de girmek istemiyorduk. Bir yere çekilip uyumaya başladık. Kulakları sağır eden, yeri göğü inleten bir gümbürtüyle uyandık. Saatime baktım 23:25’i gösteriyordu. Duyduğumuz seslere yabancı değildik. Sesler yine Türk savaş uçaklarına aitti. Çok sayıda uçağın ışığını gökyüzünde görüyorduk. Sesleri, ışıklarıyla birlikte rastgele bıraktığı kazan bombaları, roket ve füzelerin çıkardığı parıltıyı da görebiliyorduk.

Durmadan bombalıyorlardı. Gerillada boş durmuyordu. Karşımızdaki yüksek zirvelerden gerillaların uçak savarlarla uçaklara karşılık verirken mermilerinin izlerinden görüyorduk. İlk gümbürtüyle uyandığımız andan beri Salih kamerasını çıkarmış, tüm ışıklarını kapatmış, uçakların çıkardığı korkunç sesler, parlayıp sönen ışıkları ile kazan bombaları ile roketlerinin parlayan ışıklarını çekmeye başlamıştı. Bombardıman yaklaşık iki buçuk saat kadar sürdü. Uçakların gidişinden sonra acaba nereleri vurdu, bir şey olmuş mu olmamış gibi sorular sormaya başladık birbirimize. Saat zaten gecenin ikisine gelmişti. Bir ara uyumamıza bile gerek olmadığını nasıl olsa günün ışımasıyla uçakların vurduğu yerleri görüntülemek için yola çıkacağız dediysek de, yeniden uzanıp uyumaya çalıştık. Hiç birimizi uyku tutmadı. Çünkü geride bıraktığımız arkadaşlarımız ile tüm gerillaları , halktan ayrıştırılmaya çalışılan, ölüm reva görülen ancak Kürt halkının özgürlüğü için savaşan, o güzel Kürt çocuklarını düşünüyorduk. Çünkü her saldırıdan sonra şöyle bir açıklama duymak kirli savaşın ahlaksızlığını meşrulaştırmaya götürüyordu. “ Vurulan yerler sivil yerleşim alanları değil. Gerilla alanlarıdır.” Yani “gerilla alanlarına istediğin ağırlıkta bomba bırakabilirsin. İstediğin kadar gaz içeren silahları kullanabilirsin.” Üçümüzde öfkeyle karışık ayrı ayrı düşüncelere dalarak sabah olmasını bekledik.

GÜN IŞIMASIYLA VAHŞETİN İZLERİNE RASTLAMAK

Havanın aydınlanmasıyla yola çıktık. Gitmek istediğimiz yer ise belliydi. Yani gece iki saat boyunca Türk savaş uçaklarının bombardıman yaptıkları yerleri görüp, görüntülemek istiyorduk. Asfalta inip araba beklemeye başladık. Bombardımanın yapıldığı işlek bir yoldayız. Bir ticaret yolu. Süleymaniye ile Diyana arasında bağlantıyı sağlayan bir yol. İlk gelen arabayı durdurduk. Şoför nereye gitmek istediğimizi sordu. Gece boyunca bombardıman yapılan yerlere doğru gitmek istediğimizi, bombardıman sırasında yol üzerinde bazı yerlere kazanların isabet ettiğini, isabet eden kazanlarını parlamalarını gördüğümüzü söyledik. Bu sözlerimiz üzerine arabada bulunan köylülerde bombardımandan söz etmeye başladılar. Sözlerinden yerel yöneticilere oldukça kızgın oldukları, tepki, öfke ve nefret karışımı bazı duygular beslediklerini anladık.

Yarım saat kadar sonra gece kazan bombalarının düştüğü, bombaların düştüğü sırada alevlerin yükseldiği yere varmıştık. Asfalt yolun hemen üst tarafıydı. İrili ufaklı kazan ve roket parçaları yolun üzerine saçılmıştı. Arabadan indik. Yol boyunca yürürken kazan isabet ettiği yerleri gördük. Bu yerlerden biri daha YNK’ye ait bir yol kontrol binasıydı. Yanındaki mazot variline isabet etmişti. Yükselen alevlerden yükselmiş olmalıydı. Binaya yaklaşırken içinde kadın, çocuk, yaşlı, genç köylerin olduğu bir araba gelip yanımızda durdu. Arabanın ön tarafındaki yaşlı köylü inerek bize doğru geldi. Elimizdeki kamarayı gördüğü için durduğunu, Türk devletinin vahşetini çekmeye geldiğimiz için bizi kutladığını söyleyerek Türkiye’ye veryansın etmeye başladı. Adının Mam Ebubekir olduğunu öğrendiğimiz köylü soranca konuştuğu için çok fazla anlamamakla beraber ses tonundan Türk devletiyle birlikte yerel ve bölgesel hükümet ile Irak Cumhurbaşkanı Kürt asılı Celal Talabani’ye çok kızgın olduğu anlaşılıyordu. Sözlerinden anladığımız tek şey Türk devletinin sivil yerleşim yerleri vurduğunu görüntüleyip yazmamızı istediğiydi.

KUNDAKTAKİ ÇOCUĞUYLA YOLUMUZA ÇIKAN ANNE

Yol boyunca yürümeye devam ettik. Tam bu sırada kundaktaki çocuğu ve diğer iki çocuğunun entarisini çekiştirdiği bir kadının bir şeyler söylenerek bize doğru geldiğini gördük. Kadınının bakışları öfke ve nefret doluydu. Sol eliyle kundaktaki çocuğunu tutuyor, sağ eliyle kucağındaki ve entarisine yapışan çocuklarını göstererek bir şeyler söylüyordu. Soranca konuştuğu fazla bir şey anlamıyorduk. Kadının yanına vardığımızda tercümanlık yapacak birini aradık. Kadın gece boyunca süren saldırıyı, saldıra çocuklarının ne kadar korktuğunu, geceyi eşinin de evde olmadığı, geceyi kadın başına çocuklarıyla birlikte arazide geçirdiğini, saldırı ve saldırıların çocuklarının psikolojilerini etkilediğini anlatarak lanet okuyordu. Kadının öfkesine başkaları da katılıyordu. Ve onlarda öfkelerini başka sözlerle ifade ediyordu. Kadının öfkesi azda olsa dindikten sonra bizi çay içmeye davet etti.

YNK SALDIRIDAN HABERDARDI

Kadına teşekkür ederek köy meydanında birikenlerle konuşmaya gittik. Zaten birçoğu da biz kadınla konuşurken yanımıza gelmişti. Saldırı sırasında nerede olduğunu sorduğumuz Hüseyin Muhammed ise şunları söyledi: “Ranyada bir köylümüz ölmüştü. Gündüz oraya taziyeye gitmiştik. Saat on iki sıralarında Zurgan asayişine geldiğimizde geçimize izin verildi. O zaman daha saldırı başlamamıştı. Asayişteki peşmerge sayısı üç katına çıkarılmıştı. Bize uçakların geleceğinden bahsetmediler ancak Kandil tarafına geçmemizi de istemiyorlardı. Benim gibi köylerine gelmek isteyen onlarca kişi orada birikti. Zaten çok geçmeden de hava saldırısı başladı. Asayişin bizi engellemesinden ben kişi olarak YNK’nin bu saldırıdan haberdar olduğunu düşünüyorum. Eğer haberi yoksa neden köyümüze gelmemizi engellesin.“ Muhammed Türkiye ile Irak arasında bir saat farkı olduğunu da söyleyerek saldırının başlamasından yarım saat kadar önce asayişe geldiğini eklemeyi de unutmadı.

BOMBARDIMAN ALTINDA 1 MAYIS KUTLAMASI

Kutlamanın yapılacağı alana doğru yola çıkarken bir başka köylü arabası binmemiz için önümüzde durdu. Trafikteki bu akış, Türk Genel Kurmay Başkanı’nın “insansız alan” diyerek vurdukları yolun çok sayıda köyün olduğu, binlerce kişinin orada yaşadığı ve yolunda çok işlek bir yol olduğun gösteriyordu. O sabah herkesin gündeminde olduğu gibi onun da gündemindeki temel konu önceki gece gerçekleşen saldırıydı. Zergelê adındaki köyden olduğunu söyleyen köylü, saldırının kendi taraflarına da yapıldığını belirtiyordu. Zegeleli şoför akşamki saldırıyı siyasal ve diplomatik boyutlarıyla değerlendirip, merkezinde Kürt özgürlük hareketinin bulunduğu ancak tüm Kürtleri kapsayan uluslararası ve bölgesel güçlerin ittifakına dikkat çekiyordu. Saldırı üzerine yaptığımız sohbette saldırıyı gerçekleştiren uçaklar arasında ABD uçaklarının da bulunduğunu söylemesi dikkatimizi çekti. YNK Lideri Celal Talabani ile bölgesel hükümete de göndermeler yapan köylü, Saddam döneminde hiçbir gücün bu ülkenin topraklarını bu biçimde saldırmadığını ve bugün Saddam yaşıyor olsaydı yine böyle bir şeye izin vermeyeceğini de sözlerine ekledi.

Çok geçmeden 1 Mayıs’ın kutlanacağı alana ulaştık. Bizi arabasıyla getiren köylüye teşekkür ederek arabadan indik. Alana vardığımızda saat 11’e geliyordu. Kutlama alanında hazırlık komitesi üyelerinden PÇDK (Kürdistan Demokratik Çözüm Partisi) yetkilisi Dilan Azad her şeye rağmen planladıkları gibi 1 mayısı alanlarda kutlayacaklarını, bunun Güney Kürdistan dağlarında özellikle de Kandilde bir ilk olacağını söyledi. Kutlama henüz başlamamıştı. Çevredeki ağaçlara Kürt halk önderi Abdullah Öcalan’ın, PKK önder kadrolarından Hayri Durmuş, Mahsum Korkmaz ve Mazlum Doğan’ın posterlerinin yanısıra, Güney Kürdistanlı kadın gerilla Viyan Soran’ın dev bir posteri asılmıştı. Diğer yandan sahne için kullanılacak platform ve ses düzeni hazırlanıyordu. Kutlama 13:00’te başlayacaktı. Biz de beklemeye başladık.

Saat tam 12:00’ye geldiğinde bir kez daha uçak sesleri gelmeye başladı. Kutlama için toplanan halk sakin ve soğukkanlı bir şekilde alanı terk ederek daha güvenlikli gördükleri yerlere çekilmeye başladı. Arabalarıyla gelen köylüler arabada bıraktıkları silahlarını alarak alana doğru yürümeye başladılar. Bir anda ortalıkla onlarca silahlı köylü belirdi. Başta İran ve Türkiye olmak üzere birçok devletinin saldırılarına maruz kalan halkın savunma iç güdüsüyle silahlanmaları Türkiye’ye karşı ne kadar tepkilendiklerini gösteriyordu.

Uçakların uzaklaşmasından sonra halk alanda yeniden toplanmaya başladı ve çok geçmeden de kutlama başladı. PÇDK’nin düzenlediği 1 Mayısı kutlama şöleni bombardıman altında olmasına rağmen yine de gerçekleşti. Akşama doğru kutlama bitti. Kutlamaya katıldık katılmasına ancak biz hala bombardımanın yapıldığı alanların hepsine ulaşamamıştık. Kulağımız birkaç gün önce birlikte çalıştığımız ve geride bıraktığımız arkadaşlardan gelecek bir haberdeydi. Çünkü bombardımanın üzerinden iki gün geçmesine rağmen onlardan hala bir haber alamamıştık.

KAYGILARIMIZ ARTIYORDU

Kutlama bittikten sonra akşama doğru gördüğümüz bir gerilla komutanına nerelerin bombalandığını ve sonuçlarını sorduk. Geride görüntü çekmek için bıraktığımız arkadaşlarımıza bir şey olup olmadığını sorduk. Komutan saldırının hedefi olan yerleri bize söylerken arkadaşlarımızdan da bir haberlerinin olmadığını, ancak bir alandan bazı kayıpların olduğu yönünde haber aldıklarını ancak henüz netleştiremediklerini belirtti. Konuşurken bakışlarını bizden kaçırıyordu. Bakışlarını kaçırmasından bizden bir şeyler gizlediği düşüncesine kapılarak arkadaşlarımız için daha fazla kaygılanmaya başladık.

UYKUSUZ GEÇEN BİR GECE DAHA

Akşam olunca geceyi geçirebileceğimiz bir köye gittik. Köylüler bizi kucaklayıcı bir sevinçle karşıladılar. Kendi imkanlarıyla yaptıkları barajlardan gelen elektrikleri vardı. Roj Tv izliyorlardı. O an verilen soranca haberleri dinliyorlardı. Yorgun olduğumuzu anlamış olmalılar ki kalacağımız odayı göstererek istediğimiz an dinlenmek için gidebileceğimizi söylediler. Üçümüz de erkenden gidip uyumak niyetindeydik. Ama bunu sözlü olarak birbirimize söylemiyorduk. Çünkü arkadaşlarımız için kaygılanıyorduk ve onları düşünüyorduk. Hala onlardan bir haber alabilmiş değildik. Eğer başlarına bir şey gelmemiş olsaydı o ana kadar kesinlikle bir biçimde onlardan ya bir haber alırdık yada onlar bize ulaşmış olurlardı. Odaya geçip yataklarımıza uzandık. Ancak hiç birimizin uykusu gelmiyordu. Ve tek kelime dahi birbirimizle konuşmuyorduk. Bir an önce sabah olmasını istiyorduk. Sabah olunca arkadaşlarımızı bıraktığımız bölgeye gitmek için yola çıkacaktık.

MERAK DOLU BİR YOLCULUK

Sabah saat 05:00 olduğunda üçümüzde ayaktaydık. Elimizi yüzümüzü yıkayıp birer bardak çay ile birlikte birkaç lokma atıştırdıktan sonra yola çıktık. Arabayla yaklaşık iki saat süren yolculuğumuzun sonunda bir balık üretim çiftliğine vardık. Çiftlik bir köyün içindeydi. Oldukça bakımlı ve güzel bir yerdi. Bombardıman’dan etkilenip etkilenmediğini öğrenmek için içeri girdik. Adının Osman Mam Resul olduğunu öğrendiğimiz çiftlik sahibi bizi güler ama biraz da kaygılı bir yüzle karşıladı. Osman Mam Resul bombardımandan gördüğü zararla sözlerine başladı.

Türkiye savaş uçaklarının saldırılarından gördüğü zarar ve ziyanı, bölge hükümetinin bu konuda hiçbir şey yapmamasını şöyle anlatıyordu, “ Buralara bir İran, bir Türkiye saldırıyor. İran katyuşa ve havanlarla saldırıyor, Türkiye ise uçaklarla saldırıyor. İnsansız bölge diyorlar ama gördüğünüz gibi burada yüzlerce aile yaşıyor. Ondan fazla köy var bu vadinin içinde. Amaçları Kandil’i insansızlaştırmak. Onların bugün yürüttüğü ve ne yazık ki bazı Kürt yetkililerin de alet olduğu politika bir zamanlar Irak merkezi hükümetinin izlediği politikaydı. Kürtler o zaman bu politika karşı direndiler. Ve bu günde her şeye rağmen direniyorlar. Yerlerini, yurtlarını, toprakları bırakmıyorlar. Geçen yıl projelendirerek yaptığım bu çiftlik her yerden görünüyor. 200 bin dolar civarında buraya masraf yaptım. Pilotların gözü kör mü, bunun bir çiftlik olduğunu, bunun gerillalara ait bir yer olmadığını görmüyorlar mı? Buna rağmen sağımızı, solumuzu vurup durdular. 12 ile 13 bin civarında balığım telef oldu. On binlerce dolar zararım oldu. Korkudan havuzlara yeni balıklar da bırakamıyorum. Hiçbir üretimde bulunmadan burada boş bir şekilde bekliyorum. Bizim hükümetimiz, bizden olan devlet başkanı da bu konuya ilişkin hiçbir şey söylemiyor.”

Osman Mam Resul’un öfke, nefret dolu sözlerini dinledikten sonra yolumuza devam ettik. Hala arkadaşlarımızdan herhangi bir haber yoktu. Haber olmadığı gibi akıbetleri hakkında da kimse bize bir şey söylemiyordu ve defalarca kez aramamıza rağmen telefonları yanıt vermiyordu.

ACI GERÇEĞİ ÖĞRENMEK

Hiç birimizin ağzını bıçak açmıyordu. Suskun, sessiz bir şekilde yolumuza devam ediyorduk. Önümüzdeki yüksek tepeye çıkmak için tırmanıyorduk. Tepe oldukça dik ve yüksekti. Öğlene doğru ancak zirveye ulaşabildik. Zirvedeki çeşmeye oturup kana kana soğuk sularından içip, birkaç lokmada atıştırdıktan sonra yeniden yola çıktık. Daha on beş dakika kadar yürümeden arkamızdan birilerinin bize seslendiğini duyduk. Sesi alıyorduk ama kimseyi göremiyorduk. Sağımıza solumuza bakıp seslenenlerin kim olduğunu anlamaya çalışırken seslenenler yanımıza kadar gelmişlerdi. Yanımıza geldiklerinde daha önce gördüğüm ve tanıdığım gerillalardı. Onları görür görmez ilk sorum çalışma arkadaşlarımdan haberinin olup olmadığı sorusunu sordum. Biri bir şeyler söyler gibi olunca ötekisi başına önüne eğerek haberinin olmadığını söyledi. O bakışlara ve hareketlere yabancı değildim. Yere bakmak, verilecek cevapta zorlanmanın anlamını biliyordum.

Gerillalar gidip yanlarında biraz dinlenip bir çay içtikten sonra yolumuza devam etmemiz daha iyi olacağı o sırada arkadaşlarımızdan da net bir haber alabileceğimizi söyleyince, bize bir şeyler söylemek istediklerini anladım. Peşlerine takıp kaldıkları yere gittik. Diğer arkadaşları çay hazırlamış bizi bekliyorlardı. Aslında çayı kendileri için hazırlamışlardı ama tam o sırada bizde çıkıp gelmiştik. Selamlaşıp oturduk. Üzgün görünüyorlardı. Bize çay ikramında bulundular. Ben yine dayanamadan arkadaşlarımızdan haberlerinin olup olmadığını sordum. Komutanları olduğu anlaşılan çaylarımızı içtikten sonra o konuda bir şeyler söyleyeceğini belirtti. Ama artık çay hiç birimizin boğazından geçmiyordu. Her şeye, en kötü haberi bile duymaya hazır olduğumuzu söyledik. Ancak içimiz kan ağlıyordu. Sözün dolandırmadan söylemesini istedik. Adını bile sormadığımız oradaki grubun komutanı arkadaşlarımızın iki gün önce en fazla bombalanan alanda oldukları şu ana kadar onlardan herhangi bir haber alamadıkları söyleyince acımız bir kat daha arttı. Bu sözler dışında aramızda başka bir sözcük kullanılmadı. Oysa biz hiçbir zaman gerilla sohbetine doymazdık. Çaylarımızı yarım bırakarak kalkmak için izin istedik. Komutan bölgenin tehlikeli olduğunu ve bize rehberlik etmek için iki arkadaş vereceklerini söyledi. Evet yada hayır diyecek güzümüz bile kalmamıştı. Lafı uzatmadan yola çıktık.

GAZETECİLERİ DE VURURLAR

Haberi duyduğum andan itibaren Türkiye’de vurulan arkadaşlarım tek tek gözlerimin önüne geldi. Kimileri satırla doğranmıştı, kimilerinin ise enselerine birer mermi sıkılmış bir şekilde sokak ortasında vurulmuşlardı. Bazıları da dağlarda gerillacılık yaparken vurulmuşlardı. Onlarca arkadaşım kendilerini gerçekleri halka aktarmak için mücadele ederken, düşünce özgürlüğü için çırpınırken ve en önemlisi de gerçeklerin en çıplak haliyle kamuoyuna aktarılması için yürürken vurulmuşlardı. Şimdi yine bazı arkadaşlarımız vurulmuştu. Geçici bir görev için yanlarından ayrılmıştık. Zaten yanlarından ayrılmamın üzerinden daha tam bir haftada geçmemişti. Çok değil daha bir hafta önce ellerinde kameraları birlikte dolaşıp güzel görüntüler yakalama peşinden koşuyorduk. Şimdi ise vuruldu haberlerini alıyordum.

İşte içinde yaşadığımız özellikle biz Kürtlerin içinde yaşadığı bir dünya böyle bir şeydi. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı, kime lanet okuyacağımı, kimden nefret edeceğimi bilmiyordum. Aslında bilmiyor değildim. Aslında bu yaptıklarının doğru olmadığını kendileri çok iyi biliyorlardı ama söz konusu biz Kürtler olunca her şeyi mubah oluyordu. Sonuçta zamanın cumhurbaşkanı Demirel değil dağda gazetecilik yapanları meşru görmek, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki Kürt ve demokrat gazetecilere dahi “onlar gazeteci değil, militan” demekten geri durmamıştı. Hatta “bu ülkede güvercinlere kimse dokunmaz” diyen Hrant Dink’e dahi tahammül edememişlerdi. Yol boyunca bu düşünceler beynimi kemirip durdu. Gittikçe vuruldukları yere yaklaşıyorduk.

Akşam loşluğunda arkadaşlarımızın vurulduğu vadiye ulaştık. O an içine girmeye hazırladığımız vadi altı gazeteci arkadaşımıza mezar olmuştu. Birlikte görüntü çekmeye çalıştığımız arkadaşlarımızın görüntülerini çekmeye gidiyorduk. İşte acı bu olmalıydı. Olayın üzerinden iki gün geçmişti. Arkadaşlarımızın cenazesinin orada olacağını düşünüyorduk. Bu düşüncelerle vadide ilerlemeye başladık. Yarım saat kadar yürüdükten sonra arkadaşlarımızın vurulduğu mağaraya ulaşmıştık. Mağaranın yapıldığı kaya kazan bombaları, roket bombalarının izleriyle doluydu.

Kayalardan Türkiye Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın öfkesi, kini nefreti okunuyordu adeta. Kürtlere ne kadar kızgın olduğu görünüyordu. Gazeteci de olsa öldürülmesi gerekir bir düşüncenin sahibi olduğu kayalardan okunabiliyordu. Vadide bizden başka kimse yoktu. Bu da arkadaşlarımızın cenazelerinin orada olmadığını gösteriyordu. Mağaraya girmeye çalıştık. Ancak genzimiz, boğamızı yandı. Genzimizi yakan normal silahlar değildi. Zehirli gazlar kullanılmıştı. Mağaraya giremedik. Mağaranın etrafında kullanılan silahların hangi ülke menşeli olduklarına ilişkin bir şeyler aramaya başladık. Bulduğumuz bir roket parçası gerçeği bize gösteriyordu. Parça ABD etiketini taşıyordu. Birkaç parça daha kanıt bulduktan sonra bu kez arkadaşlarımıza ait bir şeyler aramaya başladım. Bir arkadaşıma ait bir kalem buldum sadece. Kalem bile kırılmıştı. Daha fazla orada kalmadan ayrıldık.

FIRAT’IN AÇIK KALAN KAMERASI

Oradan çıktıktan sonra gerillaların bulunduğu üs alanına çekilmeye çalıştık. Arkadaşlarımızın cenazelerini onlar çıkarmış olmalıydılar. İki saat kadar yürüdükten sonra yanlarına vardık. Onların en az bizim kadar üzüldükleri her hallerinden anlaşılıyordu. Bizi kırık, yarım bir tebessümle karşıladılar. Arkadaşlarımızın akıbeti ile cenazelerini sorduk. Kendilerinin mağaradan çıkardıkları ve gömdüklerini söylediler. Ne zaman mezarlarını görebileceğimizi sorduğumuzda birkaç gün sonra gidip mezarlarını ziyaret edebileceğimizi söylediler. İşte o sırada arkadaşlarımızı mağaradan çıkaran gerillalardan biri geldi. Bize anlatmasını istedik. Söylediği tek şey o kadar bomba, kazan ve roketlere rağmen Fırat’ın kamarasının hala sağlam olduğu ve bulduğu sırada açık kaldığını söyledi. Bir hafta süren bombardımanlı günlerimiz altı arkadaşımızın yaşamını yitirmeleriyle son buldu. Üç gün sonra da mezarlarını ziyaret ettik. Geri döndüğümüzde onlarla birlikte kaldığımız yerden çalışmalarımızı devam ettirmeyi düşünürken, onların mezarlarıyla karşılaştık. Bu kameralar halen açık ve kalemler yazmaya devam ediyor…


 
 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.