E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- PKK hangi koşullarda silahı bırakır?
- Haydi hayırlısı/Günay Aslan
- Jandarma'da 900 istifa
- Barzani: Milis meclislerindeki Kürtler vatan hainliğinden yargılanır
- KCK Karayılan’ın MİT ile görüştüğü iddiasını yalanladı
- Yeni kulvara girdik/Enis BERBEROĞLU
- ‘Kürtlere Hülya Avşar verseler’ /Nazım Alpman
- Özgür Gündem gazetesi internet sitesi yasaklandı
- Kato Dağı'nda 3 gerilla 18 asker yaşamını yitirdi
- Gerilladan karakola top atışı!
Şemdinli’nin Aktütün Sınır Karakolu’nda PKK saldırısından koruyamadığımız 15 gencimizin acısı Türkiye’yi yasa boğarken, “kırılma noktası”nda denilen örgütün gücüne karşılık, askeri alanda gözlenen kimi zaaflar daha gerçekçi analiz ve çözüm önerilerini tartışmayı gerektiriyor.
1980’lerden bu yana otuz yıla yaklaşan bir dönemde 40 bine yakın insanımızın kaybına yol açan bir sorunu, hâlâ “terör” olarak görmeye çalışmak gerçekçi değil. PKK, Kuzey İrlanda’nın bağımsızlığı için savaşan IRA, BASK bölgesini İspanya’dan ayırmaya çalışan ETA gibi, “ayrılıkçı” bir örgüt ve Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Güneydoğu’da etnik kökenli bir savaş sürdürüyor.
Türkiye, 1960-70’lerde kimlik ve kültürel haklar konusundaki demokratik açılımları yapamadığı için, 12 Eylül askeri rejiminin bölgede sürdürdüğü ağır baskılar ve Diyarbakır cezaevindeki işkence ve ölümlere tepki olarak, fikir akımları içinde kendisine fazlaca yer bulamayan bir silahlı örgüt; PKK kurulmuş ve köy baskınlarıyla adını duyurmuştu.
Abdullah Öcalan’ın yönettiği “ayrılıkçı” Kürt hareketi 1980 askeri rejiminin “sol”u biçtiği ortamda süratle güçlendi. 1990’lara gelindiğinde bu kalkışmayı bastırmaya dönük önlemler “düşük yoğunluklu savaş” olarak adlandırılmıştı.
Öcalan’ın Kenya’da teslim alınmasıyla Türkiye, neredeyse “iç savaş” tehlikesi yaratan ayrılıkçı silahlı hareketi durdurmayı başardı.
1999-2005 yılları arasında bölgede uzunca sayılabilecek “ateşkes” dönemi yaşandıktan ve AB sürecinde demokratikleşme, Kürt kimliğinin tanınması ve kültürel haklar konusunda reformlar yapılmasına karşın PKK yeniden silaha sarıldı. Bölgede askeri operasyonlar başladı.
2007 seçimlerinde “bağımsız” seçilen ve Meclis’te DTP Grubu’nu kuran Kürt kökenli milletvekillerinin varlığı demokratik temsil açısından bölge insanına yeni bir soluk getirirken Güneydoğu’da 1990 koşullarına adeta yeniden dönüldü.
Geçen yıldan bu yana tam bir “savaş hali” yaşanıyor.
Dağlıca’dan sonra Aktütün baskını da gösteriyor ki, klasik “terörle mücadele” tanımı PKK’yı bitirmeye yetmiyor!
Kandil’i uçaklarla vurmak, Kuzey Irak’a kara harekâtı düzenlemek PKK’ya ağır kayıplar verdiriyor. Ancak sorunun “siyasi” yönüyle ilgili çözümler tartışılmadığı için “ayrılıkçı silahlı hareket” dağ kadrosuna insan kaynağı bulmakta zorluk çekmiyor. Otuz yıldan bu yana dağda çatışan PKK’nın karşısına, bayramda evlerine “Ben geriye biraz zor dönerim” diye telefon açan çocuklar çıkarılıyor.
Bu savaş hali bitmeden anaların gözyaşları dinmeyecek.
“Aktütün gerçeği” bu topraklarda barış içinde yaşamak için siyasi çözümleri dayatıyor.
Kürt sorununu PKK’nın silahlı eylemlerinden ayıracak demokratik açılımlar, çözümler üzerinde daha fazla düşünmeliyiz.
milliyet



Güncel