E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- Ebu Süfyan Yeşil'di
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- Tuğgeneral suikastında JİTEM izi
- Adana’da gece yarısı ‘Kürt karşıtı’ gösteri
- PJAK, İran İstihbaratı'nın 3 Elemanını Yakaladı
Çok Yorumlananlar
“İlk olarak PKK kayıtsız şartsız silah bırakmalı” önermesine, örgüte yakın çevreler dışında pek kimsenin itirazı yokmuş gibi görünüyor. Ancak daha derinlere indiğimizde, bazılarının bu yaklaşımı önemsemediğini bazılarının “tabii silah bıraksın ama...” diye başlayan cümleler kurduklarını kimilerinin de böyle bir ihtimalden ciddi olarak ürktüğünü görüyoruz.
Önce sonunculardan başlayalım: Kim PKK’nın silah bırakmasını, niçin istemez?
1) Bu çatışmadan istifade edip sahici bir çözüm istemeyenler.
2) PKK’nın kendi rızasıyla silah bırakmasını, devletin, buradan hareketle de Türkiye’nin mağlubiyeti olarak görenler.
3) Böyle bir adım sonrasında ne tür gelişmeler yaşanacağını kestiremeyip korkanlar.
Birinci gruptakiler için söylenecek fazla bir şey yok. Yıllardır birbirimizi tanıyoruz. Bizler samimi olarak çözüm için uğraştıkça, onlar da, değişik kılıklar altında, değişik bahanelerle bizleri engellemeye çalıştılar, çalışacaklar.
İkinci gruptakilereyse söylenecek iki şey var:
1) Bunca yıldır yaşananlar ve son günlerdeki saldırılar, askeri yöntemlerle PKK’nın tasfiye edilemeyeceğini bize gösterdi. Diyelim ki PKK, şu ya da bu şekilde tarih sahnesinden silindi, onun küllerinden yepyeni, kimbilir daha etkili örgüt(ler) çıkmayacağının garantisi yok. Zira PKK çok güçlü bir toplumsal zemin üzerinden varlık gösteriyor.
2) PKK’nın silah bırakması bir tarafın yenildiğinden çok “kimsenin yenemediği” anlamına gelir ve bu ülke insanlarının daha fazla birbirlerini tüketmemesine imkan sağlayabileceği için bunu teşvik etmek gerekir.
Sonuncu gruptakilere gelince: “Diyelim ki PKK silah bıraktı. Ya sonra?” sorusu tabii ki meşru ve anlamlı bir sorudur. Bunun ardından yaşanabilecek en kötü gelişme, gerek devletin, gerekse kamuoyunun, PKK’nın bu adımını “yenilginin kabulü” olarak görüp, hiçbir şey değişmemiş gibi, eski usül, yöntem, politika ve düzenlemelerle yola devam etmeleridir. Böylesi bir durumda Kürt kökenli yurttaşların bu ülke ve topluma aidiyet duygularının iyice zayıflayıp ülke hızla bir iç savaşa sürüklenebilir. Ne var ki, dün de PKK yanlılarının itirazlarını cevaplandırmaya çalışırken belirttiğim gibi, Türkiye birçok açıdan olumlu anlamda epey değişti, hatta yer yer dönüştü. PKK’nın silah bırakmasını Kürtlerin taleplerini bastıma fırsatı olarak değerlendirmek isteyeceklerin azınlıkta kalacaklarını ve etkilerini yitireceklerini düşünüyorum.
Sorunları ayrıştırmak
Geriye PKK ve Kürt sorunlarını, ayrıştırmak gerektiği tespitinden hareket edip, “önce Kürt sorununu çözelim, PKK da buna bağlı olarak kendi kendine tasfiye olur” diye düşünenler kalıyor. PKK’nın “Kürt sorunu”nun doğrudan ürünü olduğunu isabetli bir şekilde tespit edenler, nedense PKK’nın zamanla, bu sorununun kaderini etkileyebilecek, hatta belirleyebilecek bir konuma ulaşmış olduğunu görmüyor veya görmek istemiyorlar. Kürt sorunu ile PKK arasındaki bu “tavuk-yumurta” ilişkisini kısa yoldan çözme iddiasındaki bu kişilerin PKK’ya gösterdikleri ilginin kat kat fazlasını Irak Kürtlerine gösteriyor olmalarında kafa karıştıran çok şey var.
Özetle, “Türkiye AB yolunda Kürt sorununu çözmeye yönelik adımlar atar, gerekli kültürel ve siyasi reformları gerçekleştirir, bölgeye ekonomik yatırımlar yapar ve Irak Kürtleriyle iyi ilişkiler geliştirirse” şeklinde basitleştirdiğim ve epey taraftarı bulunan formül, sırf PKK’yı ciddi bir aktör olarak işin içine katmadığı için bile, bana gerçekçi, uygulabilir ve sonuç alıcı gözükmüyor. Kuşkusuz bu formül, Washington’ın da devreye girmesiyle yürürlüğe sokulmak istenebilir. Ancak bugüne kadar edindiğimiz deneyimler ışığında, PKK’nın, kendisinin dışarda bırakılmak istenmesine karşı çok sert cevaplar geliştireceğini düşünebiliriz.
*****
İşkencecilere sıfır tolerans
Engİn Ceber’in İstanbul İstinye Karakolu’nda polis, Metris Cezaevi’nde jandarma ve infaz memurlarının dayak ve işkencesi sonucu öldüğü yolunda çok güçlü kanıtlar ve tanık ifadeleri var. “İşkenceye sıfır tolerans” iddiasındaki hükümettense ses yok. Varsa da o kadar cılız ki duyulmuyor.
İşkencenin en ağır insanlık suçu, işkencecilerin de en aşağılık kişiler olduğuna bizzat tanıklık etmiş biri olarak, Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Başbakan Yardımcısı Çiçek, İçişleri Bakanı Atalay ve Adalet Bakanı Şahin’i, görevlerini yapmaya, bizleri daha fazla utandırmamaya davet ediyorum. İşkence iddialarının üzerine gitmenin değil, tam tersine gitmemenin terörle mücadeleye gölge düşürdüğünü biliyor olmalılar.
vatan
Yorum Yaz
Yorumlar (3 Yazılmış)
-
Gönderen hülya, 15 Ekim, 2008 21:57:02ruşen çakır aslında çok kişinin cesaret edemediği bir detayı işaret ediyor.gerçektende kürt sorununu çözmek isterken pkk ile yada öcalanla diyalog kurmadan nasıl çözülecek bu sorun büyük bir soru işareti..artık cesaret edip ingilizlerin ira ile görüşmesi yada ispanyanın eta ile görüşmesini türkiye devleti niye yapamasın...
-
Gönderen ADAR, 14 Ekim, 2008 22:24:48RUŞEN ÇAKIR AKLA ZİYAN BİR YAZI KALEME ALMIŞ...SÖYLEDİKLERİNE KENDİSİ DE İNANMIYOR ASLINDA...SANKİ KÜRTLER(PKK)ZORUNLUKUKTAN DEĞİL DE ZEVK OLSUN DİYE SİLAHLI MÜCADELE YÜRÜTÜYOR...VE SANKİ LEYLA ZANANIN AHMET TÜRKÜN AYSEL TUĞLUKUN ELİNDE BİXİLER KELEŞLER VARMIŞ DA DEVLET O YÜZDEN ONLARLA OTURUP KÜRT SORUNUNU ÇÖZMEK İSTEMİYOR....ADAMA SORMAZLAR MI 1940 LARDA 1950LERDE 1960 LARDA PKK VE SİLAHLI DİRENİŞ Mİ VARDI Kİ DEVLET SORUNU ÇÖZMEDİ HATTA ADINI DAHİ ANMADI...ACABA PKKNİN SİLAHLI DİRENİŞİ OLMASAYDI BUGÜN RUŞEN ÇAKIR DAHİ BU YAZIYI YAZAR MIYDI?AĞIZ YOLUYLADA OLSA SİYASAL EMOKRATİK ÇÖZÜMDEN BAHSEDERMİYDİ...RUŞEN ÇAKIRLAR BİLMELİ Kİ KÜRT TARİHTE İLK KEZ ÇÖZÜME ONURLU YAŞAM BEDEL ÖDEYEREK BU KDAR YAKINDIR....
-
Gönderen Belçika´dan Cin Ali, 14 Ekim, 2008 01:17:10´işkencecilerin de en aşağılık kişiler olduğuna bizzat tanıklık etmiş biri´nin, işkenceyi kurumsallaştıran devletten işkenceye karşı safça çözüm beklediğini söylemesi ne garip. Hele bu devletin demokrasi anlayışı içinde hiçbir meşruiyetinin olmamasına rağmen, devleti Kürt sorunu içinde meşru bir zemine oturtmak, PKK´yi de silah bırakması gereken taraf olarak ilan edip, meşru olmayan bir zemine oturtmak; insanın işkencecisini tanımamasından başka bir şey değildir. Murat Yetkin, Ruşen Çakır gibi solun rahleyi tedrisatından geçip de soluğu, düzenin akıl hocalığının yapıldığı yerlerde almanın sonucu bu olsa gerek.



Güncel