E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Celal Talabani işi resmileştirdi.
Irak Cumhurbaşkanı, gerek Nur Batur’a verdiği geniş mülakatta, gerekse Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül’le görüşmesi ardından yaptığı açıklamalarda, Erbil’de nisan sonunda toplanması hedeflenen Kürt Konferansı’na resmiyet kazandırdı.
Talabani ayrıca, dün Cengiz Çandar’ın da vurguladığı gibi, o “iflah olmaz” iyimserliğiyle, konferansa başarı şansı verdiğini de ortaya koydu.
Irak Cumhurbaşkanı’nın sözleriyle, “Dünyanın dört bir yanından Kürt partilerinin katılacağı konferansta, PKK’ya şiddetten vazgeçmesi, silahlı mücadeleye son vermesi çağrısında bulunulacak...”
“Çünkü” diyor Talabani, “bu hareket, Kürtlerin ve Türklerin çıkarına değildir. Dönem, artık gerilla savaşı dönemi değildir. Konferansın başlıca amacı, PKK’yı silahlı eylemlerden vazgeçirmek... Onlar barıştan yana, barışçıl bir grup haline geldiklerinde Türkiye’deki kardeşlerimizle bu sorunu nasıl ele alacağımızı konuşuruz. Ben silahlı eylemleri sona erdirmeleri, şiddeti bırakmaları konusunda ümitliyim.”
* * *
Bir “Kürt Silahsızlanma Manifestosu” yayımlaması hedeflenen konferansla ilgili ilk haberleri Taraf yapmıştı.
O haberlerde de vurguladığımız gibi, konferans Ankara’nın zımnen “yeşil ışık” yaktığı, büyük ölçüde Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani’nin inisiyatifinde, ABD ve Avrupa Birliği’nin bilgisi dahilinde olgunlaşan bir girişim.
Bölgeden bize ulaşan son havadis, konferans için bir yandan fikirsel altyapı hazırlıklarının devam ettiği ama bir yandan da, “bazı koşullar eğer gerçekleşmezse” Barzani’nin konferansı erteleme yoluna gidebileceği yönünde.
Yani ortada bir dizi “Barzani şartı” var.
Bu şartları, “Avrupa Birliği’nin konferansa olan desteğini daha açık biçimde ortaya koyması,” “Türkiye’nin konferansa olumlu baktığını, kuşkuya mahal bırakmayacak şekilde ifade etmesi” ve “ABD, AB ve konuya ilgi gösteren Norveç, Kanada gibi ülkelerin konferansa katılımı” olarak sıralayabiliriz.
Velhasıl Barzani, konferansın başarı şansını artırmak için uluslararası destek bekliyor.
Uluslararası desteğin açıkça ortaya konması, konferansın ciddiyetini ve etkisini artırır; ona kuşku yok.
Ancak konferansın hedefine ulaşması, yani PKK’nın dağdan inip silahlarını teslim etmeye ikna edilmesi için gerekli “altın” koşullar başka.
Bu koşulların ilki, başta DTP olmak üzere Türkiye’deki Kürt partilerinin ve kanaat önderlerinin konferansı ciddiye alıp katılmasıdır.
İkincisi, PKK’nın konferansı peşinen reddeden bir tavır almamasıdır.
Üçüncüsü de, Türkiye’nin konferansta yapılacak “silahsızlanma” çağrısının PKK tarafından kabulünü kolaylaştıracak adımları atmaya hazır olması; bu adımları atabileceğinin işaretlerini vermesidir.
* * *
Bu koşulların ilkinde büyük bir sorun yok.
Zira Türkiye’deki Kürt oluşumlarının ve aydınlarının ekseriyeti bazı çekincelerine rağmen konferans fikrine olumlu yaklaşıyor.
DTP ise konferansın fikir babalarından biri ve konferansın “işlevli” olabilmesi için PKK’nın dışlanmaması gerektiğini vurguluyor ki bu da zaten, ikinci altın koşulun yerine gelmesi demek.
PKK lideri Abdullah Öcalan, konferansa karşı çıkmamakla önemli bir iş yaptı; hem örgütün konferansı ciddiye almasına, hem de daha mühimi, belirli koşulların yerine gelmesi halinde silah bırakma fikrine kapıyı açık bıraktı.
Gerçi PKK’nın dağ kadrosu, Apo’nun avukatlarıyla yaptığı son görüşmeden basına yansıyan görüşlerine kıyasla, konferans fikrine çok daha mesafeli ama yine de, örneğin Duran Kalkan’ın açıklamalarında görüyoruz ki örgüt bu aşamada kategorik bir “ret“ çizgisinde değil.
PKK, daha ziyade, konferansa katılımının pazarlığını yapmaya çalışan ve bu vesileyle hem Erbil’deki Barzani yönetimi hem de uluslararası aktörler tarafından muhatap alınmanın yolunu arayan bir görünümde.
Konferansın yapacağı “silahsızlanma” çağrısının başarıya ulaşması için gerekli diğer koşulun yerine gelip gelmeyeceği ise meçhul ve DTP de, PKK da, Barzani de esas olarak bu konunun netleşmesini bekliyor.
Ankara, “af” kelimesinden korkuyor.
Yetkililer, “Eve dönüşü kolaylaştırmak için ne yapacaksınız” sorusuna, “Zaten mevcut bir düzenleme var; onu işleteceğiz” demenin ötesinde cevap veremiyorlar.
Oysa Kürt halkı kadar bütün dünya da biliyor ki, bu yeterli değil.
PKK’nın dağdan inip silahlarını teslim etme noktasına gelmesi için, öncelikle, 150-160 kişilik lider kadro dışındaki örgüt mensuplarının kovuşturmaya uğramaksızın ve sivil hayata bütünüyle katılmalarının önünde hiçbir “sicil” engeli kalmaksızın eve dönebileceklerini bilmeleri gerekiyor.
Açıkçası, dağdaki militanın silahını teslim ettikten sonra, isterse “mücadelesini” Türkiye’de yasal siyasi zeminde sürdürebileceğini ve bunun tek şartının “şiddet kullanmamak, kullanımını da reddetmek” olduğunu bilmesi gerekiyor.
Buna paralel olarak, “örgüt üyeliği” suçundan halen cezaevinde olanların affı da şart.
Ve nihayet, lider kadronun silahlarını teslim ederek Irak’ta ya da Norveç gibi bir üçüncü ülkede ikamet edebilmesi için özel düzenleme yapılmasına Ankara “yeşil ışık” yakmalı.
* * *
Şunu çok iyi biliyorum; yukarıda yazdığım türden bir “af” düzenlemesi başka adlar altında da olsa Ankara’nın siyasi erkânı ve sivil-asker bürokrasisinin gündemine daha önce geldi.
Dahası, “PKK’nın muhatap alınması” meselesi, hiçbir zaman “resmen” kabullenilmedi ve edilmeyecektir ama aslında çoktan gerçekleşti.
Son birkaç yıldır, PKK’yı silahsızlandırma hedefine ulaşmanın olası yöntemleri Türk devletinin de bilgisi ve dolaylı katılımıyla, çeşitli ortamlarda PKK’nın dikkatine getirildi; Kuzey Irak’ta ve Avrupa’da PKK temsilcileriyle bu kapsamda temaslar yapıldı.
Kısacası, bu yazdıklarım bazı okurlara “aşırı” gelse bile, aslında uzunca bir süredir devletin içinde tartılan ve bazı somut girişimlere kaynaklık etmiş düşünceler.
Şimdi sıra, barış için kararlı adımlar atabilmekte.
PKK’nın silahlı mücadeleden medet ummaması ve dağdan inmeyi göze alabilmesi için, “af” uygulamasını hem bir bütün olarak devletin hem de toplumun içine sindirebilmesi gerek.
Çeyrek yüzyıldır akan kanın durması için bunu yapabilmeliyiz.
Affın barışın anahtarı olduğunu görmeliyiz...
Adına ne dersek diyelim.
taraf
Yorum Yaz
Yorumlar (2 Yazılmış)
-
Gönderen nezangundi, 24 Mayıs, 2009 23:43:03Ağ COCUK gönlüm herkes beni paylışıyor ve lakin ne kimse beni tanıyor nede kimse beni bana sorma geriği duyuyor dünyada hastalığını tek kabul edenım ve lakin beni iyileştırmek istiyen herkes benden kat kat hasta okadar hastalarki hastalığımı anlatabilmek icin bin yıl kavga etım göstermek icinde otuz yıl savaş actım sırf hastalığımı bilip halen bana başka hastalık cıkartıyorsanız nafile benım hastalığım. var ve yok olma hastalığıdır yeme icme hastalığı değil yaşamaya yada ölmeye karar verıyorum insan kalıp kalmama kararıdır bana hastalığın bulaştıranlar iyileşmeden hasta haliyle beni ameliyet etmeye and icmişler aslında amacı beni iyileştırmek değil beni dünyaya deli ilan etmiş zehırli ilacınıda arkasında saklamış ölmek istesem onada izin vermıyor ölümden daha cok korkuyor bir gün hasap soracağımı biliyor bildiği icin bunu kendinden bile gizliyor beni kendinden kat kat hasta edıp dünyanın başına bulaşıcı hasta olarak hastalık buluşturması ve dünyanın her yerinde hastalıklı yaşamamı istiyor yetmıyormuş gibi dünyaya bulaştırmamı ilacın bedeli olarak benden dünyanın gözü önünde mesuliyeti beNım olma şartıyla imza istiyor NOT bi hasta bilebile bi hasta tarafından ölmeyi kabulenırmı adam sevgilisini kandırmak icin gülü dalından keserken hic acımaz ne yazıkki kadında admın yalanda kör olup gülün gözyaşını görmez günümüzun kadını kör olmasaydı gülün gözyaşını görürdü yalancılarına gönlünü vede umudunu bağlamazdı kadın nerde hatırlasın gül kesildikce kadınlar mutluluk yüzü göremezler gül kesildikce kadının herşeyi olur ve lakin mutluluğu olamaz gül dalında gülmese kadın gülmez kadın gülmese ANNE gülmez babam beni sevseydi hasta etmezdi ANNAM beni sevseydi babam beni hasata ederken izin vermezdi ey GÜL seni en cok sevdiğini söylüyenler seni kesenler beni en cok sevenler beni her gün öldürenler gül seni sevenler kendine seni kesme hakınıda vermişler beni sevenlerise beni öldürme hakını almışlar ey GÜL biz milyarlarca cocuklarız biz bize sevdiklerini söylüyenlere ve yaptıklarına inanmıyoruz sen tanrınla konuş bizi sevenlerın kötülüklrinde kurtarsın bizde sizi kesmiyecek bir dünyayı birlikte yaşarız seni koklamak icin kezmez yanına gelır koklarız ey gül ne olur sana yalvarıyoruZ ANNEM hep babamın düşündüklerini istiyor babamda ANNEME yalan söylüyor ANNEM de babamla olmak icin babamın yalanına kanmak istiyor kanıyor ve beni hep unutuyor ve hepte seviyor gül ANNEM beni tanımıyor EY GÜL ben derdimisana aktarıyorum ANNEM beni anlamak istemıyor babam ANNEM mide kandırarak COCUKLARIN babaları anlamasını inandırmış bu babamın büyük yalanıdır kadın erkeğın GÜL kesmesinne sebep olduğu süre kadına mutluluk gelmez Kadın ne zamanki kesilmiyen GÜLÜN manasını cözerse mutluluğun anahtarıda kendisinde olduğunu anlar
-
Gönderen penabere jıyane, 22 Mart, 2009 11:44:07temınatsız bır şeyın olmayacağina daır oluşan kanıya rağmen yapılan söylentılerde sorunun muhatabı ortada dururken dış güçlerden sorunun çözümüne daır beklentı içinde olmak gaflettır. Af barışın temınatıdır tesbıtınız yerındedır.Fakat tek beklentı af olmamalıdır.soruna jöklü çözüm bulmak şarttır.bariş için anayasal güvence gerekır.



