Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 10 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image
On günü aşkın süre Türkiye’den uzakta kalıp da ülke sorunlarından habersiz yaşayınca dönüş kolay olamıyor.

Belgrat – İstanbul uçağının kapısında günlük gazeteleri elinize alınca birden nasıl bir ülkede yaşadığınızı fark ediyorsunuz. Lunaparklardaki “korku tüneli” gibi bir atmosferde yaşıyoruz.

Birinci sayfalarda bütün liderler bağırıyordu…

Hepsi sert çıkışlar yapıyordu…

Şiddetli olmak hayatın doğal gereği gibiydi…

İnsan korkup ürperiyor. Çünkü öyle olmamızı istiyorlar:

-Korkun!

Bunu sağlamak için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.

***

O yılları yaşamayanlar bilemez… 12 Eylül “gelmişti” ve icraatlarıyla “anarşi” ve “terörü” bitirmişti. 1984 yılının 15 Ağustos günü Türkiye bir şok dalgasıyla sarsıldı.

PKK militanları Eruh ve Şemdinli’yi basmışlar, ilçedeki bütün hayatı durdurmuşlar cami minarelerinden propaganda yapmışlar, güvenlik kuvvetlerinin de silahlarını alıp gitmişlerdi!

Türkiye yeni bir döneme giriyordu.

Bir Kürt örgütü silahlı propaganda ile mücadeleye başladığını ilan ediyordu.

Dönemin Başbakanı Turgut Özal gelişmeyi şöyle yorumluyordu:

-Birkaç çapulcunun işi!

Aynı tarihi olayı yıllar sonra Abdullah Öcalan, Lübnan’daki karargâhında Türkiyeli gazetecilere şöyle açıklayacaktı:

-Aslında aynı anda üç ayrı yerde eylem yapacaktık ama toplam 160 militanımız vardı. 80 kişilik iki birlik oluşturabilmiştik, adam sayımız üç birlik oluşturmayı riskli hale getiriyordu.

Toplam 160 kişiyle yola çıkan “gerilla hareketi” 15 yıl sonra 1999’da yapılan bir bilanço ile şu sonuca ulaşmıştı:

-22 bini PKK militanı olmak üzere, güvenlik görevlisi, memur, korucu ve sivil vatandaşlar arasında 30 bin kişi hayatını kaybetti!

***

Türkiye haftalar öncesinden 15 Ağustos tarihine kilitlendi. İmralı Adası’nda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını çekmekte olan PKK lideri Abdullah Öcalan Kürt Sorunu’nun çözümü için bazı önerilerde bulunacağını açıkladı.

Türkiye nereden nereye geldi?

Şimdi burada durup, Amin Maalnouf’un “Çivisi Çıkmış Dünya” adlı olağanüstü gözlemlerini sıraladığı son kitabındaki bazı tespitlerine gelelim.

“…Papalık hep aynı yolu izledi. Başlangıçta sertçe itiraz etti. Frenledi, verdi veriştirdi, tehditler savurdu, suçları, yasakladı. Sonra zaman geçti, bu düşüncelerinden vazgeçti. Olayı yeniden inceledi, yumuşadı. Ardından da toplumların yargısına uydu.”

Güç sahiplerinin klasik davranış kültürü her yerde böyle değil mi?

Türkiye’de yıllarca Kürt bile yoktu!??

Dağ Türkleri vardı.

Kürtçe diye bir dil tarihte yoktu, Türkçenin lehçesiydi!??

Kürt Sorunu mu?

Tamamen uydurma idi?

Şimdi artık Kürtler, Kürtçe ve Kürt Sorunu’nun varlığı konusunda herkes aynı yerde duruyor.

Çözüm aşamasında ise farklı görüşler tartışılıyor.

Buraya gelinmesinde çok acılar çekildi.

En fazla suçlu olanlar –inkârcılar- hâlâ konuşmaya devam ediyorlar. Şimdi de 15 Ağustos’un tarihten silinmesini istiyorlar.

15 Ağustos acıdır.

Süleyman Demirel, başbakan olarak ilk bakanlar kurulu toplantısını yaptığı Diyarbakır’da 1991 yılında “Kürt realitesini tanıyoruz” demişti.

İşte o realitenin önemli bir parçasıdır:

-15 Ağustos 1984!
internethaber
  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.