E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

‘Demokratik Açılım’ı başlatarak büyük umutlar ve beklentilere yol açan hükümet, kötü kılavuzların gösterdiği yönde önüne mayınlar döşeyerek ilerlemeye başlamış gibi bir izlenim uyandırıyor. Başta Diyarbakır, Güneydoğu’nun her köşesine yayılan gözaltına almalar ve tutuklamaların uyandırdığı izlenim bu.
Hiç kimsenin uzun uzadıya bunun bir ‘KCK operasyonu olduğunu ve KCK’nın ise PKK demek olduğunu’ anlatmasına gerek yok. Gözaltına alınanların, KCK’lı olduğu kanıtlansa bile buna yani KCK’nın aslında PKK olduğunu anlatmaya gerek yok. Çünkü, bu geniş çaplı gözaltına alma ve tutuklama dalgasına hedef olanların hemen tümü bir yandan kapatılmış DTP’nin ve yeni kurulmuş BDP’nin üyeleri. Aralarında seçimlere girmiş ve birçok yerde halkın ezici desteğiyle seçilmiş belediye başkanları var.
Bu ‘siyasi kadro’nun arkasında 2,5 milyona varan bir oy var. Bölgenin demografik ve sosyolojik özellikleri göz önüne alınırsa, Türkiye halkının 10 milyon dolayında bir kısmının siyasi ve toplumsal desteğine sahip olanlardan söz ediyoruz.
PKK’nın silahsızlanmayı kabul edip siyasi parti haline dönüşmeyi kabul ettiğini varsaysak, elde edebileceği seçmen desteği de aşağı yukarı bu kadar. KCK da olsa, adını DTP de koysa veya BDP de olsa, toplumsal kitle tabanı o kadar olan bir halk kitlesinin ‘siyasi temsilcileri’nden söz ediyoruz.
Bu ‘siyasi temsilciler’ topluluğunu, hükümete ‘DTP’nin kapatılmasına neden olanlar’ ve ‘Demokratik Açılım’ın önüne dikilenler’ diye tanıttığınız ve hükümeti buna inandırdığınız takdirde yaptığınız, gerçek niyetiniz ne olursa olsun, şudur:
1. Kürt sorununa doğrudan taraf olan Kürtlerin yasal demokratik zeminlerdeki temsilini ortadan kaldırmış ve sahayı tümüyle PKK’ya açmış oluyorsunuz. Zira PKK’nın silahsızlandırılması, terörün tasfiyesi, ancak PKK’lıların yasal demokratik kulvarda siyaset yapabileceklerine inandırılmalarından ve bunun şartlarının oluşturulmasından geçer.
2. Dolayısıyla, yapılan geniş bir kitlenin özellikle genç ve umutsuz kuşaklarına meşru kulvarları kapatmak ve ‘dağların cazibesi’ni arttırmaktan başka anlam taşımıyor.
3. Aynı şekilde ‘dağdakiler’e de, ‘ovaya inmeyin, indiğiniz takdirde hapishaneleri boylarsınız’ mesajı iletilmiş oluyor.
Kandil’in, Cudi’nin, Gabar’ın yolunu tutmak yerine, seçimlere girip yüzde 60’lar, yüzde 70’ler civarında oy oranıyla yerel yönetimlere gelmeyi seçen insanları da içeri tıkarsanız, o oy oranlarını ve arkasındaki halk iradesini de hiçe saymış olmuyor musunuz? Hadi, ‘faul’ yaptığını düşündüğünüz ve bu nedenle hukuku işletme kararı verdiğiniz bir-iki belediye başkanı olsa neyse; Güneydoğu’da DTP-BDP’li belediye başkanı bırakmayacak çapta ve sabahın 05’inde göz altılar ile bir hava estirirseniz, terörün sona ermesine mi veya azdırılmasına mı katkıda bulunmuş olacaksınız.
Hükümetin siyaseten bu kadar ‘körleşmesi’ne, Demokratik Açılım’ın başından bu yana gerçekleştirilen bunca çalıştay ve kamu önündeki tartışmanın ardından, insan inanmakta zorluk çekiyor.
***
Hafta sonunda Radikal 2’de ‘İyi çocuk Kürt’ başlıklı bir yazı yazan akademisyen Mesut Yeğen şöyle yazmıştı:
“‘DTP Kürtleri temsil etmiyor, ‘bölgede’ yaşayan Kürtlerin yarısından fazlası DTP’yi bütün Kürtlerin temsilcisi olarak görmüyor.’ Bu kutlu bilgiden sonra endişeye mahal olmasa gerekti. DTP’nin kapatılmasının, milletvekillerinin Meclis’ten çekilmesinin zararı yoktu, Kürtlerin çoğunluğunun temsilcileri halen parlamentoda ya, onlarla konuşup Kürt meselesini hallederdik. Halledin, halledebiliyorsanız diyesi geliyor insanın.”
Bu satırlardan bir hafta sonra, Güneydoğu’da -aslında tüm ülke çapında- estirilen bu havadan sonra ‘İyi Kürtler’in öne çıkabileceğini, Demokratik Açılım’ın bölgede bundan böyle sorunsuz yürüyeceğini mi sanıyorsunuz?
Bu ‘baskı dalgası’, her kimseler, o ‘İyi Kürtler’i mahvediyor en başta. Kendi doğal toplumsal zeminleri üzerinde ‘Kiesling’ler’ haline gelecek o ‘İyi Kürtler’, sahneye çıkabilecek, PKK’yı yüksek sesle eleştirebilecek noktadan uzaklaşıyorlar.
Bunun en basit göstergesi, Diyarbakır’ın sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri ve kanaat önderleridir. Ticaret ve Sanayi Odası’ndan, Baro’ya, Tabip Odası’ndan, bu kuruluşlarının eski başkanlarına uzanan yelpazede hiç kimse PKK’lı da, KCK’lı da değildir. Demokratik Açılım’ın en enerjik destekçileri de o insanlardır. Şimdi, gidip onlara sorun bakalım, kendilerini daha rahat, daha özgür hissediyorlar mı? Yoksa bölgede oluşan siyasi iklim onları KCK ile ‘dayanışma’ zorunda mı bırakıyor?
Bölge halkıyla, bölgenin havasıyla ilgili hiçbir deneyimi olmayan ve son tahlilde ‘Ankara zihniyetli’ kişilerin hükümeti yanlış yollara sevk ettiği görülüyor.
Ak Parti’nin Güneydoğu’daki oy oranlarına ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın arada bir ‘Benim partimde 75 Kürt milletvekili var’ sözlerine kulak asmayın. Bu milletvekillerinden, aralarında çoğunun kimlik bilinci olsa bile, 22 Temmuz 2007’den bugüne bir kez kamusal alanda ‘Kürt meselesi’ hakkında fikir beyan ettiğini duydunuz mu?
Ak Parti’nin 75 milletvekili Kürt kökenli olabilir ama ‘Kürt meselesi’ne dair bölgenin nabzını yansıtacak konumda ve siyasi cesarette bulunmadıkları da ortada.
Yani, Kürt meselesine çözüm aramak ve Demokratik Açılım’la ilgili ‘sorun’ aritmetik değil, siyasidir. Kürt meselesinin siyasi yönünü, Ak Parti’nin TBMM’deki koltuklarında oturanlar değil, Diyarbakır emniyetinde gözaltında bulunanlar veya Diyarbakır adliyesine sevk edilenler temsil ediyor.
***
Geldiğimiz nokta şu iki temel hususa işaret ediyor:
1. Erdoğan hükümetinde, ‘Demokratik Açılım’ın bu aşamasında ve ‘terörle mücadele’ başlığına ilişkin olarak bildik devlet ezberlerine geri dönme eğiliminin öne çıktığına. Oysa sorun ‘yaratıcı’ olmayı ve ‘siyasi cesareti’ Ak Parti’nin bugüne dek sergilediğinden daha fazlasını gerektiriyor.
2. Sinn Fein’i ortadan kaldırarak IRA’nın silahsızlandırılmasına çalışmak neyse, ona benzer ve görülmemiş bir durumu hükümetin benimsediğine.
Evet, KCK-PKK ilişkisi, büyük ölçüde Sinn Fein-IRA ilişkisini andırıyor. İngiltere hükümeti, -o da 14 yıl süren bir sürecin ardından- Sinn Fein’i muhatap alarak sonuçta IRA’yı silahsızlandırmayı başarmıştı. Bizde Sinn Fein’i yok ederek, IRA’yı ortadan kaldırabileceğini düşünen bir zihniyet ortaya çıktı.
İnsanın, gerçekten de, bugün gelinen noktada, ‘Halledin, halledebiliyorsanız’ diyeceği geliyor.
Böyle halledemeyeceği kesin ama. Böyle halletmeye kalkarsa, bu sorunun Ak Parti’yi halletmesi ise büyük ihtimal...
radikal
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen birdost, 30 Aralık, 2009 10:51:42PKK Dünyadaki son konjoktörü göz önüne alarak,orta dogu gercekligini de hesapa katarak ,silahli mücadelenin, günün kosularina göre bittigini da görerek iki yildan beri KCK yi kurarak kürdistanin dört parcasinda ve Avrupada güclü bir sekilde örgütlenmistir.Bu örgütleme ile de,kürt sorunun temelinde nasil cözülecegini ortaya koymustur.Kürt sorunun kökünde cözülmesi icinde Küzey^Kürdistan parcasinin en büyük nufusa sahip oldugunuda hesaba katarak,Kürtlerin büyük cogunlulugunun türk kalki ile beraber yasadigini cok iyi bildigi icin Kurulacak Kürt Konfederasyonunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile beraber federel bir sekilde yasamayida hesaba katmistir. Iste sistemin adinada KCK koymustur.Ama bu sistemde kendi konfederal yönetiminin güvenliginide su anda silahli özgürlük mücadelesi veren HPG dir.Tipki Güney kürdistandaki yeni kurulan ordulasma gibidir.Konfederal sistem kurulduktan sonra dört parcadaki silahli güclerle birlesecektir.Ancak silahli gücler türkiyedede kurulan iki meclisinin birlestigi kararlari ile yönetilecektir.Tipki dünyadaki Federal devletler gibi .Bütün yeralti yer üstü zenginlikler iki halkin ortak mali olacaktir.Böyle bir sistemin israille beraber olusmasi icin 90 yildir ABD,AB,Israil suanda devam eden kirli savasi devam ettirerek yüzbinlerce insanimizin ölümüne sebeb oldugunu artik iki halda gayet net gömelidir.Yoksa iki kardes halk 90 yil biribirleri ile savasirmi? Kürt halki dört parcada emperyal güclerle beraber olmayi asla istememektedir.Ancak derin devlet kirli savasi körükliyerek, Kürtleri emperyal güclerle beraber olmaya israrla zorlamaktadir.Devlet bu firsati iyi degerlendirmesi lazimdir.Internet sahifelerine bakilinca Israil emellerinin neler oldugunu rahatlikla cözebilirler.Israin hayal ettigi Büyük Israil Projesinin sinirlarinin Dicle-Firat oldugunu rahatlikla okuyabilirler.Bunlar'da artik Türk halkina anlatilmalidir.



