E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

'Kürtlerin Batı'da yaşaması gittikçe zorlaşıyor. Ev almak, kiralamak, iş bulmak sıkıntı. Bak bunu bir kenara not et!'' demişti Diyarbakır Barosu eski başkanı Sezgin Tanrıkulu bir telefon konuşmamızda. 2009'un kasım ayıydı. Yazmıştım Tanrıkulu'nun tespitini. Hatırlarsınız...
***
Ancak sizin bilmediğiniz, benim hatırlatmam gereken bir şey oldu o yazı yayınlandıktan sonra: Bir anda posta kutuma yüzlerce mail yağmaya başladı. Beni provokasyonla suçlayan, Tanrıkulu'nun Türkleri faşist gibi gösterdiğini iddia eden, öfkeli, saldırgan yüzlerce mail...
***
Üç gündür görüyorsunuz. Tanrıkulu tespitinde ne kadar haklıymış! 2-3 yıldır Batı'da müthiş bir ayrışma yaşanıyor. İnegöl ya da Hatay ilk değil ki! Küçük küçük onlarca adli vaka var kayıtlara geçen. Yozgat'ta yakılan Kürt evleri, Hendek'te, İzmir'de, Manisa'da yaşananlar... Her bir olaydan sonra ısrarla 'bu adi bir suçtur' dendi. Önemsenmedi. Kutuplaşma yokmuş gibi davranıldı.
***
Bütün bunlar olurken gözlerini bu ülkedeki ayrışmaya kapatanlar şimdi hiç sorumluluk hissediyorlar mıdır? Sanmam. Bu ülkede mağdur edebiyatından beslenen ve zorbalık yaptırılmaya çok müsait büyük bir kitle var maalesef. Kritik zamanlarda harekete geçmesi an meselesi olan bir kitle.
***
Bu kitle ile ilgili ne düşündüğünü sormak için dün yeniden aradım Tanrıkulu'nu. Yanılmamak onda zafer değil, üzüntü yaratmıştı. Çok endişeliydi: 'Milliyetçi Türkler her şeyin sorumlusu olarak Kürtleri görüyorlar. Yoksulluk, işsizlik, çaresizlik, sıkıntı namına ne varsa sorumlusu Kürtler! Böyle bir 'günah keçisi' haline getirilmenin iki taraf üzerinde yaratacağı ruh halini hayal edebiliyor musun?' diye sordu.
***
Ben de size soruyorum: Özenle, ilmek ilmek dokuyarak ve göstere göstere bizi Türk ve Kürt diye ayrıştırdıklarından beri siz ne hissediyorsunuz? Mağduriyet mi? Zafer mi? Daha mı çok Kürt ya da daha mı çok Türk oldunuz? Öç alma duygunuz mu güçleniyor yoksa 'iki taraf da suçludur' mu diyorsunuz? Bana yazın. Bekliyorum.
Pimi çekilmiş bomba: Askere gidecek gençler
İnegöl ya da Dörtyol'a takılmayın. Üç gündür yaşanan cehennem Türkiye'nin herhangi bir yerinde yaşanabilirdi. Bunu görmek için PKK'nın son 3-4 yıldır değişen imajını tespit etmek yeterli. 80'lerden 90'lara kadar askeri, 90'lardan sonra siyasi bir boyutta ilerleyen örgüt, son 2-3 yıldır toplumsal bir boyut kazanmış durumda.
***
Kürt meselesi ile ilgili ne kadar ikiyüzlülük, ayrımcılık riyakarlık yapılıyorsa hepsi PKK'nın hanesine artı puan olarak yazıldı. Kendi elleriyle bir 'özgürlük savaşçısı' yarattı Türkiye. Bravo doğrusu!
***
O nedenle bugün yaşadıklarımıza hayretler içinde bakanlara hayret edilmesi gerek asıl. Düşünür-yazar Ümit Fırat da aynı görüşte. Dün konuştuğum Fırat'a göre bugün yaşananları tahmin etmek için Abdullah Öcalan'ın avukatları ile yaptığı son dönem görüşmelerin kayıtlarına bakmak yeterli. 'Öcalan devre dışı bırakıldığı, ısrarla askeri operasyonlara devam edildiği için örgüt devreden çıktı. Kontrol edilemez hale geldi. Bunu Öcalan da görüyor ama karizmasını çizdirmemek için ben aradan çekiliyorum diyor. Artık kimse örgütü kontrol edemiyor halbuki. Oysa süreç iyi yönetilse, Öcalan denklemde tutulsa bugünkü resim farklı olurdu.'
***
Fırat'a göre polis otosu yakanlar, halkı provoke edenler Kandil'den emir almıyorlar. Başı bozuk vandal bir varlığa dönüştü örgüt. İşte esas tehlike de bu. Çünkü saldırılar devam edip şehit cenazeleri geldikçe askere gitmeyi bekleyen sokaklardaki binlerce genç potansiyel birer suçluya dönüşüyor. En ufak bir gerginlik İnegöl ve Dörtyol'daki gibi infial yaratıyor.
***
O nedenle gerginliğin kar topu etkisinin farkında olalım. Virüs gibi yayılan ve şiddetle kendini gösteren bir huzursuzluk var toplumda. Bu huzursuzluğun en büyük besin kaynağı hedef gösterme. Her türlü hedef göstermeye karşı uyanık olmamız gerek!
aksam



