E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- MİT adına çalışan iki gazeteci
- Karayılan, çözüm için çift taraflı ateşkes önerdi
- 33 askerin öldürülmesinde JİTEM'ci yüzbaşının parmağı
- Devrimci Karargah’dan Evren ve Ağar’a tehdit!
- Son 24 saatte 3 şüpheli asker ölümü
- Ebu Süfyan Yeşil'di
- AKP’ye saldırıyı Devrimci Karargah üstlendi
- Adana’da gece yarısı ‘Kürt karşıtı’ gösteri
- Tuğgeneral suikastında JİTEM izi
- PJAK, İran İstihbaratı'nın 3 Elemanını Yakaladı
Çok Yorumlananlar
Bir Amerikan internet sitesi, “Washington’da Bush yönetimi, PKK’ya karşı Türk harekâtına desteği konusunda kuşku bırakmadı” diye yazıyor ve ekliyor “Geçen Perşembe günü başlayan sınır ötesi operasyon, ABD silahlarıyla donanmış bir ordunun, Irak’ın en Amerikan yanlısı ve en istikrarlı bölgesini işgalini ifade ediyor.”
Amerikalılar, ister istemez, yukarıdaki cümlede işaret edilen görüntünün yol açtığı bir “açmaz” durumundalar. Nitekim, Beyaz Saray sözcüsü Dana Perino, “Besbelli ki, bu ideal bir durum değil” demek zorunda hissetti kendisini. Ve, ekledi, “Bunun kısa-süreli bir operasyon olmasını ve böylece Türkiye’nin tehdite karşı koyabilmeye imkân vermesini ümit ediyoruz.”
Amerikan Genelkurmayı’nın Harekât Başkanı Korgeneral Carter Ham ise, Türkiye’nin harekâtının “süresi ve coğrafi kapsamı” bakımından “sınırlı olacağını” belirttikten sonra, “Şu ana dek, Türkiye, ABD’ye bildirilen misyondan sapmamıştır” diye ekliyor.
Başbakan Tayyip Erdoğan, dün Ak Parti grup toplantısındaki konuşmasında, güçlü vurguyla, “ABD ile pazarlık yapılmadığını” bildirdi. Bununla birlikte, harekâtın kapsamı, sınırları ve süresi konusunda, ABD’ye, Washington’un hoşlanmasa da, pek itiraz edemeyeceği bir bilgi ve hatta güvence verildiği anlaşılıyor.
Pentagon’un şefi, Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates’in yarın gerçekleşmesi beklenen Ankara ziyaretinde, konunun, yani harekât kapsamı ve süresinin ele alınacağına hiç şüphe yok. Amerikan tarafı, “sınır boyu”ndan içeriye, Irak’ın kuzeyindeki Kürt Yönetimi’nin dengelerini sarsacak ve TSK-Peşmerge temasına yol açmayacak çerçeve içinde kalması kaydıyla, operasyonun “bir süre daha”, yani askeri gereklerin yerine getirilmesine dek, “yeşil ışığı”nı devam ettireceğe benziyor.
Yani, sınırın hemen Irak yönünde yer alan Hakurk, Haftanin, Zap gibi kamplar, PKK’nın lojistik altyapısı bertaraf edilene ve Türkiye’ye sızma yolları kontrol altına alınana kadar.
*** *** ***
Bu harekâtın, PKK’nın Kuzey Irak’taki “askeri varlığı”na “son verme” gibi bir “nihaî hedef” taşımadığını görmeliyiz. PKK’ya, “inisyatifini yitirmesi”ne yol açacak “ağır bir darbe” indirmek, kendisiyle korakor mücadele kararlılığı ortaya koymak ve “caydırmak”, tamam. Sona erdirmek değil.
PKK’nın daha önce defalarca altını çizdiğimiz gibi, “siyasi-askeri karargâhı” –İmralı’nın yanısıra- Kandil. Kandil, Türkiye sınırına 100 kilometre dolayında, yani arazi koşulları da göz önüne alındığında hayli uzak, bir yana İran topraklarında yer alan bir dağ kütlesi. PKK yönetici kadroları ile 4000 dolayında silahlı unsuru, orada konuşlanmış durumdalar.
Dolayısıyla, Kandil’i ele geçirmeyi ve hatta orada yerleşmeyi öngörmeyen hiçbir “askeri harekât”, PKK’yı sona erdirmek sonucunu vermez. Yine de bu, bu “kara harekâtı”nın önemini ortadan kaldırmıyor.
Kara harekâtı, PKK’ya karşı “askeri kazanımları” kuşkusuz sağlıyor olmaktan da öteye, “siyasi anlamı” itibarıyla daha da önemli gözüküyor:
1. Bu harekât ile, Türkiye, 2003’ten bu yana kendisine “kilitli” gibi algılanan Irak’ın kuzeyinde kara birlikleri sokarak harekât yapabilme noktasına gelmiştir. Bunu getiren, elbette ki, ABD-Türkiye işbirliğidir. Aksi düşünülemez.
2. Türkiye’nin elde ettiği bu yeni konum, ABD’nin İran’a karşı bölgede oluşturmaya çalıştığı “yeni ittifak sistemi” açısından “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” zihniyeti ile anlaşılabilir. Ortadoğu’daki hiçbir “dramatik” gelişmeyi, bölgenin “genel panoraması”nın dışında görmek ve daha geniş bir “kontekst” içine oturtmadan doğru anlayabilmek mümkün değildir.
3. Buradan hareketle, ABD, Türkiye’ye “yeşil ışık” yakarken, Irak Kürtlerine de “siyaset sınırlarının ne olduğu”na ve bu arada, muhtemelen, Kerkük’ün statüsünün ne olabileceği ve ne olmayacağına ilişkin kendiliğinden bir “mesaj” göndermiş olmaktadır. ABD’nin, Türkiye Devleti ile Irak Kürdistan Bölge Yönetimi arasında “stratejik tercih” ibresi, Türkiye yönünde eğik duruyor.
*** *** ***
Washington, bu davranışı ortaya koyarken, Türkiye’nin PKK konusunda “askeri çözüm”e bel bağlamaması, tersine “siyasi çözüm”e yönelmesi gerektiğini her vesile ile, her ağızdan ilân ediyor. Ayrıca, Ankara ile Erbil arasında doğrudan ve sıcak ilişkiler kurulmasını, “Kürt sorunu”nun dış boyutuna bu yolla yaklaşılması gerektiğini de telkin ediyor. Ayrıca, sorunun güvenlik boyutu açısından, Ankara-Bağdat-Erbil-Washington dörtlüsünün “işbirliği”nin de altı sürekli çiziliyor.
Ankara’yı bu yönde yol alırken, pek göremiyoruz. Bir “siyasi çözüm paketi”nin ya da “proje”nin adı var; kendisi ortada olmadığı gibi, bu yönde bir “hazırlık” yapıldığına dair bir bilgi sahibi de değiliz. Hatta “yapılmadığı” izlenimimiz daha da kuvvetli.
Bu tür “Amerikan onaylı” askeri harekâtların, “sopa” eğilimini güçlendirmesi ve “havuç” seçeneğini unutturması kuvvetle muhtemel. Yakın geçmiş, bunun bir dizi örneğiyle dolu.
Ayrıca, hükümetin benimsediği “oyun plânı”, askerin elini serbest bırakarak PKK’nın kolunun kanadının kırılması ve Güneydoğu’da Ak Parti’nin temsil gücünün artmasıyla “Kürt sorunu”nun Ak Parti içinde “asimile” edilmesi.
Ak Parti hükümetinin, askerle “Kürt sorunu”na ilişkin “antant”ı ya da içine girdiği “detant”, başka gerilim alanlarında Ak Parti’ye nefes aldırdığı için, “tercihe şayan” gibi. Asker ise, Güneydoğu’nun, kendisine uyumlu bir Ak Parti’de “asimile” edilmesine, “konjonktürel bir gerçekçilik” olarak bakabilir.
Varılan noktada, “Kürt sorunu”nun “çözüm yolu”nun kısalmış olduğuna hükmedebilir miyiz?
Keşke yanılıyor olsak; ama kısalması bir yana, “uzamış” gibi görünüyor...
hurriyet



Güncel