Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930

image


En kuvvetli üç müttefik birbirlerine girdiler.

MHP, CHP, ordu, karşılıklı çok sert “muhtıralar” yayınlayarak birbirlerini hırpalıyorlar.

Benim kanaatim, bu savaştan MHP kazançlı çıkar, CHP ile ordu kaybeder.

Geçen yıl 27 Nisan’da ordu kendi gücünün abartarak yapmaması gerek bir şey yaptı.

Kalktı hiç üstüne vazife olmadığı halde hükümete “muhtıra” verdi.

Tayip Erdoğan, o muhtıraya karşı dik durdu.

Ve, seçimlerde oyları topladı.

Halk, ordunun tavrından hoşlanmamıştı.

O kavgada orduyu destekler gibi duran iki “merkez sağ” parti, ANAP ile DYP, siyaset sahnesinden silinip gittiler.

Olup biteni en iyi değerlendiren parti MHP oldu.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de, türban kavgasında da ordudan uzak durdu.

Kuzey Irak’a yapılan son kara operasyonunun “tuhaf” bir şekilde bitmesi üzerine de orduya karşı sert bir saldırıya geçti.

Bu çıkışıyla hem Amerika’ya karşı olan ulusalcıların desteğini alıyor, hem ordunun fazlasıyla baskıcı tavrından hoşlanmayan muhafazakârları yanına çekiyor.

Orgeneral Büyükanıt’ın bu ağustosta emekli olacak olması da bu çatışmanın MHP açısından maliyetini azaltıyor.

Bu arada, AKP’yi de ordunun yanına koyup ona da vuruyor.

Her taraftan kazanıyor.

CHP ise kaybediyor.

Çünkü CHP, gerek cumhurbaşkanlığı meselesinde, gerek türban konusunda, gerekse darbeciliğe göz kırpan “laikçi” tavrında geniş kitlelerle bir işbirliğine gidemediğinden hep ordunun desteğini arayan bir parti.

Taraftarları da, muhayyel bir şeriat tehlikesine karşı ordunun siyasetin içinde güçlü bir biçimde bulunmasını isteyen kesimler.

Orduyu siyasetin içinden çekerseniz “CHP politikası” diye bir politika kalmaz ortada.

Gerek “367” saçmalığında, gerekse türban kavgasında CHP hep “orduyu” bir tehdit aracı olarak kullanmış, bütün stratejisini bunun üzerine yerleştirmiş bir parti.

Orduyla kapıştığında kendisi siyasetsiz kalıyor.

Ama böyle bir kavgaya girmezse ve Kürt meselesi “siyasetle” çözülürse bu sefer de, bütün siyasetini “siyasetsizlik” üzerine kuran CHP’nin varoluş nedeni ortadan kayboluyor.

CHP ne yapsa bu çıkmazdan kurtulamayacak gibi gözüküyor.

Bu ikilemden kurtulabilmek için kendisine ordu içinden “dost” bir cunta bulması gerekiyor ki böyle bir gelişmeye de dünya konjonktürü izin vermiyor.

Ordu ise bu kavgayla birlikte taa İttihatçılardan bu yana devam eden “dokunulmazlık” imajını kaybediyor.

27 Nisan’dan bu yana süren siyasetteki gerilemesi hızlanıyor.

E-muhtıra karşısında seçim sonuçlarıyla aldığı yenilgi, arkasından Gabar’daki hesabı verilememiş pusu, ardından Dağlıca baskınıyla ilgili soru işaretleri, son olarak da bu kara operasyonunun bitme tarzını izah edememesi orduyu “ülkenin tartışılmaz tek hâkimi” konumundan indiriyor.

“Ben kimseye hesap vermem,” rahatlığı sona eriyor.

Bir daha eski yerine gelmesi de imkânsız gözüküyor.

Çünkü artık bu çağda, üstelik de Avrupa’yla bu kadar yakınlaşan bir ülkede “ordu iktidarının” sürmesi mümkün değil.

Ordunun arka arkaya bu kadar çok darbe yemesi, hırpalanması da gelişmeleri kavramadığı için eski alışkanlıklarıyla davranmaya çalışmasından kaynaklanıyor.

Aslında “özleri” bir olan bu üç demokrasi karşıtı kurumun çatışması son tahlilde gene demokrasiye hizmet ediyor.

Birincisi, ordu bir demokraside ordunun olması gereken konuma itiliyor.

İkincisi, CHP her türlü demokratik gelişmeye karşı elinde tuttuğu ordu kartını elinden düşürüyor.

Üçüncüsü, MHP bu kavgadan kazançlı çıkarken, aslında karşı olduğu demokratik mücadelenin bir parçası haline gelerek kendi “antidemokratik” ideolojisiyle çelişiyor… Siyaseten kazançlı çıkabilmek için “demokrasi karşıtlığının” en kuvvetli kalesini yıkmak zorunda kalarak kendisini de müttefiksiz bırakıyor…

Bütün bu kavgalar, Türkiye’nin “siyasetsiz” bir dönemden “siyasetli” bir döneme geçişinin işaretleri gibi gözüküyor bana.

“Siyasi çözümlere” karşı çıkanlar ya güçlerini yitirerek siyasetin dışında kalıyorlar ya da MHP gibi “siyasetin” bir parçası haline geliyorlar.

Önümüzde açılan yeni dönemde sorunlara “siyasi” çözümlerin aranacağını, tartışmaların siyaset içinde kalacağını sanıyorum.

Bu gelişmeyi engelleyebilmek için “demokrasi karşıtlarından” son bir saldırı gelebilir mi?

Şu sırada bunu aklından geçirenler vardır herhalde.

Ama böyle bir plan ne akla, ne zamana, ne dünyadaki gelişmelere uygun.

Aklından geçiren pişman olur.

Sanırım, bundan sonra Türkiye’de “siyasetin dışına” çıkılmasına pek izin verilmeyecek.

Siz bence kendinizi siyasi çözümlere hazırlayın.

Taraf Gazetesi/GAZETEM,NET

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.