E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- Kürtlerin temel sorunu ’çakma seyit’ düzeni/Soner YALÇIN
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
Yirmi yaşında bile değildim, Mustafa Muğlalı Paşa'nın adını ilk işittiğim zaman. Her yerde olduğu gibi adı, bizim evde de çok geçti o günlerde.
Büyüklerin bildiği bir hadiseymiş meğer. 1943 yılında bir paşa, Van'ın Özalp ilçesini teftişe gitmiş. Çünkü kaymakamın emriyle koyunlarına el konulan İranlı bir aşiret reisi, adamlarıyla sınırı geçerek, köylülere ait 500 kadar koyunu yakalatmış ve İran'a götürmüş. Bu gasp fiilinde sayıları otuzu aşan köylü, aşiret reisine yardımcı oldukları iddiasıyla gözaltına alınmış, ama suçsuz oldukları anlaşılınca serbest bırakılmışlar. Ne var ki Kaymakam Hilmi Tuncel Ankara'ya, «Ruslar da sınırımıza fazla yaklaştı. O aşiret reisini cesaretlendiren de onlardı» kabilinden bilgi vermiş.
Soruşturmaya gelen Paşa zaten öfkeliymiş. 24 temmuz 1943'te hemen bir toplantı yapmış. Ve yakalanıp bırakılan o 33 köylünün, «ibret-i âlem için» (Herkes ders olsun, diye) idam edilmelerini buyurmuş. Öyle, sorgusuz sualsiz; muhakeme etmeden, bir hâkimler heyetince idama mahkûm edilmeden.
Tümgeneral Cevat Yalım ve İçişleri Müfettişi (yıllar sonra benim de tanışacağım) Avni Doğan, Orgeneral Muğlalı'yı idamın büyük bir hata olacağı konusunda ikna edememişler. Muğlalı Paşa:
– Memleketin menfaati gerektirirse babamı bile asarım, diye kestirip atmış.
Ve 30 temmuz 1943 gecesi bu 33 köylü, Yukarı Koçkıran Köyü-356 numaralı sınırtaşının olduğu yerde, elleri ve gözleri bağlanarak kurşuna dizilmiş. 32'si ölmüş, yaralanan ve henüz ölmediği fark edilemeyen 33'üncü köylü gece karanlığında İran tarafına geçip canını kurtarmış.
*
Görevlilerin adları, idam mahallinin sarih adresi, maşallah bu ne hafıza böyle! demeyin. Gerekli bilgileri Mesut Hasan Benli'nin dün Radikal'de yayımlanan haberinden aldım.
Ben hadise hakkında ancak 1948'de bilgi edinenlerdenim. CHP iktidarı döneminde, bir paşanın ısrarlı emri üzerine 33 köylünün sorgusuz, muhakemesiz idam edildiğini, iki yıl önce kurulmuş olan Demokrat Parti'nin sözcüleri dile getirdiler. Biz yeni nesilden olanlar, Mustafa Muğlalı faciasından (katliâmından da denebilir) bu sayede haberdar olduk.
1949'da dava nihayet açıldı; Muğlalı idama mahkûm edildi, yaşı sebebiyle ceza 20 yıl hapse çevrildi ve 1951'de Paşa cezaevinde öldü.
*
Peki, dün niye haber oldu, yeniden gündeme getirildi, diyeceksiniz.
Genelkurmay, 61 yıl sonra, Özalp'teki kışlaya «Mustafa Muğlalı Kışlası» adını vermiş. (16 mart 2004'te). 33 talihsizin ahfadı itiraz etmişler, kulak asan olmamış. Sivil mahkemede açılan dava eskerî mahkemeye aktarılmış. Savunma Bakanlığı, kışlalara başarılı komutanların adlarını verdiklerini hatırlatmış, ve «Merhum cezasını çekmiştir; ceza veya kısıtlamaların süresiz devam etmesi hukuk ve demokrasi değerleriyle bağdaştırılamaz» buyurmuş.
33'lerin ahfadı Danıştay'dan da sonuç alamazlarsa, bu defa AİHM'ye başvuracaklarmış.
*
Bence bu durum, caddelere, sokaklara ad koyarkenki densizliğimizin artık şâhikasına (doruğa) ulaştığına işarettir.
Başka bir şey demeyeyim!
Nesebi «gayrimalum» çocuklar
Siz, 1 Mayıs'ta bir kere daha su yüzüne vuran, devletin bireylere kötü muamelesiyle sarsılmış durumdasınız; ve iktidardaki partinin kapatılması talebiyle açılan davanın nereye varacağını kestirememenin rahatsızlığını duyuyorsunuz. Söylenenleri, yazılanları ben de dikkatle takip ediyorum. Ama tekrara mecalim yok.
Başka şeylerden söz etmemi hoş görün lütfen!
Geçen akşamlardan ve kanallardan birinde (Beyazıt'ın Nası Yani? programıydı) Leyla Kömürcü'yü gördüm. Hani New York'taki bir sperm bankası marifetiyle hamile bırakılan kızımız.
Özlem Olcay meslektaşım da, beni sinirlendiren bu konuda bilgiler verdi arada (Vatan-Pazar, 4 mayıs). Doğrudan sperm bankalarına dar. Merak edenler olabilir.
ABD'de işin ahlakî yanı tartışıla dursun, «bankadan hamile»lerin sayısı artmaktaymış. California'daki en büyük bankanın donörleri («vericileri») arasında Türk erkekleri de varmış. Özlem haberinde onlara dair bilgiler de veriyor: «No. 5645, mesela; ana-baba Türk. Mekanik müh. Matematik ve geometride başarılı. Türkçe, İngilizce ve Amanca biliyor» gibi özellikler...
Bu iş, yabancı ülkede, orada para kazanarak okumanın yollarından biri haline gelmiş.
Haftada iki seans sperm vermeye karşılık ayda 2 000 dolar. 19-39 yaş arası donörler, iyi bir üniversiteyi bitirmiş, üstün zekâlı, nitelikli genetiğe sahip, yakışıklı iseler ve spermleri de «A kalite» ise aylık gelir 7 000 dolar.
Ve aynı ABD'de siteler kurarak, internet aracılığıyla babalarının izini bulmaya çalışan (bence) talihsiz çocuklar. Kocasız özgür ve mutlu kadınlar ile ömür boyu babasını arayan çocuklardan oluşacak bir dünyaya doğru... Allah selamet versin!
Dil Yâresi
Yazının başlığı «Takiyyenin romanı» idi. Haluk Şahin dostumun kaleminden çıkmış (Radikal, 30 nisan). Önce hayretle bakakaldım. Sonra üşenmedim saydım, yanlış imla yazı boyunca on bir kere tekrarlanmış.
Doğru imlanın takiye olduğunu geçen on yılda belki bin kere yazdım. Maliyye, Tıbbiyye, Cumhuriyyet, Hürriyyet, hafiyye... gibi Arapça pek çok kelimede «y»lerden birini atıp, «ı»ları da «i»ye çeviriyoruz.
Radikal de bu uyarıyı dikkate alanlar arasında, diye seviniyordum. Belki gözden kaçtı.
Hakkı Devrim/radikal



Güncel