E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- 9 HPG’linin cenazesi Şemdinli'ye getirildi
- Bezele karakoluna eylemin ayrıntıları belli oldu
- Kayıp 2 askerin cesedi bulundu
- Ey Türk, biraz ürk/Ahmet HAKAN
- HPG: Kayıp 2 asker elimizde değil
- Bezele karakoluna HPG’den baskın, çatışma sürüyor
- Bir savaş kaç yıl sürer?/İSMET BERKAN
- Bu savaşa hayır diyelim/YILDIRIM TÜRKER
- Yeni bir dil lazım/Can Dündar
- DTP Kürt milletvekillerine çağrı yapacak
Anayasa Mahkemesi’nin türban konusundaki kararının AK Parti cephesinde yol açtığı hayal kırıklığı, öfke ve tepki dün artarak devam etti. Bu durumun siyaset, medya ve sokakta somut örnekleri görüldü.
Medyada en sert tepkiyi, belki de hükümet yanlısı kalemlerin en ılımlısı görülen Star Gazetesi Genel Yayın Müdürü Mustafa Karaalioğlu verdi. Karaalioğlu dün şöyle yazdı: “Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’yı çiğnediği bir ülkede artık kimsenin hukuka riayet etmesini bekleyemezsiniz. Açık olan bir savaşın başladığıdır. Hukuk, AK Parti’ye karşı siyaset savaşının, topluma karşı düşmanlık ve kinin koçbaşıdır.”
Siyasette en sert tepki, zaten hep köşeli tepkilerin sahibi olan AK Parti’nin ağır toplarından Bülent Arınç’tan geldi. Arınç, olağanüstü Merkez Yürütme Kurulu toplantısı için AK Parti merkezine gelişinde şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi bu kararıyla TBMM’ye verilen yasama yetkisini de iptal etmiştir. Vahamet buradadır. Yürütmenin tüm eylem ve işlemleri yargı denetimine tabidir. O zaman üç erkten sadece yargı kaldı. Böyle bir rejime cumhuriyet denilebilir mi?”
Anayasa Mahkemesi’ne bu ağır suçlamalara sokaktan da katkı gelmeye başladı dün itibarıyla. Mahkeme karşısındaki parkta toplanan elli kişilik bir grup, ‘Yargıçlar istifa’ sloganları atarak, üzerinde “Anayasa Mahkemesi kararı İslami değerlere yönelik bir baskıdır. Başörtüsü Allah’ın emridir. Bu emri ortadan kaldıracak hiçbir gücü tanımıyoruz. Başörtüsü onurumuzdur, koruyacağız” yazılı bir siyah çelengi mahkeme önüne bıraktılar.
Tepkiler demokratik sınırlar içinde kaldığı sürece olağan karşılanmalı.
Yine de mahkeme üyelerine yönelik güvenlik önlemleri artırıldı.
Ankara’daki yabancı büyükelçiler siyasetçilerin, gazetecilerin, üniversite mensuplarının nabzını yoklayıp tırmanan gerilimin hangi noktalara varacağını hesap etmeye çalışıyorlar. Japonya’da Türk gazetecilerin sorularından kaçmaya çalışan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Japon gazetecilerin sorularına yakalandığını öğrendik.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, sonra da Başkan Yardımcısı Dick Cheney’i ziyaret ettiği gün ABD’den “Bu, Türk halkının, Türk mahkemelerinin karar vereceği bir mesele. Sonuç olarak bu siyasi, dini sorular ve farklı sosyal değerler, Türk yasaları, siyaseti ve anayasası çerçevesinde çözülmeli” açıklaması geldi.
Kapatma davası açıldığında Türkiye’yi ‘Müslüman demokratlarla’, ‘Ortodoks laikçiler’ arasında bölünmüş gösterdiği için tepki toplayan AB Genişleme Komiseri Olli Rehn bu kez sözcüsü aracılığıyla “Başörtüsü konusunda AB müktesebatı bulunmamaktadır. Tartışma, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğüne uyularak Türk halkı ve Türkiye’deki kurumlar tarafından çözülmelidir” açıklaması yaptı.
Türkiye ile ilgilenen herkes dikkatli konuşmaya, yangına körükle gidecek sözlerden kaçınmaya başladı sanki.
Erdoğan işte bu koşullar altında izleyeceği siyasete karar verecek. Neticede, gerilimin giderek artma ihtimali olan ülkenin, Türkiye’nin dümeninde kendisi var. Gemi karaya otursa da, güvenli sulara açılsa da, kaptan köşkünde Erdoğan var....
***
Kapatma olmadan yasak gelir mi?
Ankara’da birkaç gündür kulaktan kulağa yayılan bir senaryo var. O da Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmadan Başbakan Tayyip Erdoğan dahil bazı üyelere siyaset yasağı koyabileceği iddiası. Bu senaryoyu, kamuoyunda artık ‘367 mucidi’ ve ‘Her şeyi bilen adam’ olarak anılan eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’na sordum. Şunları söyledi: “Bu ikisi birbirine neden-sonuç ilişkisi ile bağlı. Partinin kapatılmasını gerektirecek bir durum görülürse, ancak o zaman Siyasi Partiler Kanunu’nun 69’uncu maddesi devreye girer. Kapatma olmadan siyaset yasağı olmaz.”
Erdoğan’a yasak geldiği takdirde, bağımsız milletvekili adaylığının bir ara seçimde değil, genel seçimde mümkün olabileceği de yine Kanadoğlu’nun görüşü.
Peki, türban iptali, Kapatma Davası için işaret sayılır mı? Kanadoğlu’na göre, ‘Hayır. Türban iptali, ancak Kapatma Davası’ndaki iddialardan birine kanıt sayılabilir, tek başına laiklik karşıtı odak olduğunu ortaya koymaz.’
radikal



Güncel