E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

1000 Kürt politikacı, aydın ve sanatçının imzasıyla yayınlanan ortak çağrı metnine yönelik eleştiriler, konuya ilişkin değerlendirme ve tartışmalar devam ediyor.
Sorunlara maksimalist açıdan bakanlarla, tartışmaları uç noktalarda yapan birkaç kalemi saymazsak, söz konusu tartışmalar yararlı oldu; oluyor.
Bu vesileyle, Kürdistan özgürlük hareketiyle, kısa ve uzun vadeli hedefleri, hedeflere varmak için yapılması gerekenlere ilişkin görüşler tekrar dile getirildi; tartışıldı.
Bazı aşırılıkların yaşanması, bu tartışmaların yararlarını ortadan kaldırmaz.
Ben de tartışmalara bir ucundan katılmış ve geçen haftaki yazımda, konuya ilişkin görüşlerimi dile getirmiştim.
Bu yazımda da, ortak metinin önemli bulduğum bir yönüne ilişkin görüşlerimi okuyucularla paylaşmak istiyorum.
Kanımca ortak çağrının önemli noktalarından birisi de, Avrupa Birliği ve ABD’yi, Kürt sorununun çözümünde daha fazla aktif olmaya ve görev almaya çağırmaktı.
Ortak çağrının bu bölümü de, öteki bölümleri gibi tartışmalara konu oldu, hem Kürtlerin cenahında, hem de Türklerin cenahında..
Her iki kesimden eleştiriciler, AB ve ABD’ye yönelik çağrıyı hedef tahtasına yerleştirdiler.
Türk ve Kürt kesiminden bazıları, “sorunu kendi dinamiklerimizle çözmek varken, güvenilmez, kendi bencil çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen yabancıları müdahil olmaya çağırmanın ne gereği var” diyorlar; tepki gösteriyorlar.
Her şeyden önce yabancı kavramı “mutlak” bir kavram değil; göreceli bir kavramdır..
Örneğin, biz Kürtler açısından Türkler, Farslar, Araplar da “yabancı”lar, İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar, Almanlar da..
Bu nedenle Kürtler ve Türkler için geçerli olan, genel bir “yabancı” tanımını yapmak çok zor.
Kaldı ki, dünyayı büyükçe bir köy haline getiren küreselleşme sürecinde bu tanımı yapmak, daha da zor..
Bu nedenle “yabancılar işimize karışmasınlar. Bu işi kendi aramızda çözeriz. Yabancıların müdahalesi sorunun çözümünü zorlaştırır” ve benzeri söylemler, eğer herhangi bir art niyet yoksa, gereksiz bir hamasettir.
Aynı zamanda, bazıların “iç dinamikler belirleyicidir, dış dinamikler etkileyicidir” tarzındaki ezberi bozmadıklarını gösteriyor.
Oysa deneyler bu konuda var olan ezberin her zaman doğru olmadığını söylüyor.
Örneğin Türkiye’de, iç dinamiklerin, bırakın öteki tüm sorunların çözümünde anahtar bir rol oynayan Kürt sorununu çözmeyi, 301. Maddenin yarım yamalak değiştirilmesinde bile etkin olamamıştır.
Makyajdan öte bir anlam ifade etmeyen 301. Madde ile ilgili değişiklikte “Yabancılar”ın, (yabancı burada AB oluyor) önemli etkisi inkardan gelinmez.
Aynı şeyleri Ortadoğu düzleminde yaşanan gelişmeler için de söyleyebiliriz.
ABD ve müttefiklerinin, Afganistan ve Irak’a müdahalesi ve bu müdahaleler sonucu tarihin tanık olduğu en kanlı ve gerici diktatörlüklerden Talıban yönetimi ve BAAS rejiminin yıkılması, Ortadoğu haklarının, bazıların sevdiği değimle iç dinamiklerin mücadelesine ivme kazandırdı.
Çok iyi biliyoruz ki Kürtler başta olmak üzere, Şii Araplarla ilerici ve demokratik güçlerin BAAS diktatörlüğüne karşı verdikleri mücadele, ödedikleri bedel Saddam rejimini yıkamadı.
Aynı şeyler Türkiye’deki değişim ve gelişmeler için de geçerli.
Eğer bugün Türkiye’de var olan yarım-yamalak bir demokrasinin (büyük çoğunluğu kağıt üzerinde kalmış olsalar da), yapılan reformların AB sürecinin ürünü olduğunu söylersem, dış dinamiklerin rolünü fazla abartmış mı olurum?
Ayrıca unutmamalıyız ki, Kürtler sık-sık uluslararası güçlere sessiz kalmama, harekete geçme çağrısı yaptılar; yapıyorlar.
Örneğin, başta PNK-Kürdistan Yurtsever Platformu, Avrupa Kürt Platformu-PKE olmak üzere bir çok yurtsever örgüt tek başına ya da birlikte Birleşmiş Milletlere, NATO’ya AB’ye çağrı yaptılar.
Kürt halkına yönelik katliamları engellemek amacıyla, Kosova ve Doğu Timor’da yaptıkları gibi müdahil olmalarını istediler.
Küreselleşme sürecini, Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’nun şartlarını, geçmişte yaptığımız çağrıları dikkate alırsak, ortak çağrının AB ve ABD’ye yönelik talebin haksız ve yersiz eleştirilere hedef olduğunu görürüz.
Elbette iç dinamikler oluşmadıkça, harekete geçmedikce, dış dinamikler köklü değişikliklere yol açamazlar.
Doğrusu olan, iç ya da dış dinamiği gereğinden fazla büyütmemektir.
İç ve diş dinamiklerin etkilerini abartmak, bizi yanılgıya götürür..
İstenir olan iç ve dış dinamiklerin uyumu ve birliğidir.
Başarı, zafer bu uyum ve birliğe bağlıdır.
Bu nedenle Kürt yurtsever hareketin önündeki görevlerden birisi de, iç ve dış dinamiklerin uyumu sağlamaktır.
Ortak çağrıya imza atan 1000 Kürdün oluşturduğu geniş yelpaze, bu önemli görevin yerine getirilmesinde önemli bir şanstır.
Bu şansı kaçırmamak gerekir.
kurdistan.nu



