E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Kürtlerin temel sorunu ’çakma seyit’ düzeni/Soner YALÇIN
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
TBMM bahçesinde cigara tellendirmeye çıkan MHP'lilerle DTP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan arasında başlayan muhabbet çok hoşuma gitti. Oysa iki ayrı uçta yer alıyorlar. Kaplan ülkenin doğu ucundaki Şırnak'ın, Kemalettin Nalcı ise batı ucundaki Tekirdağ'ın milletvekili. Bu uçtalık sadece coğrafi değil, DTP'li Kaplan aynı zamanda sol kökenden geliyor. Hasip Kaplan daha önce de MHP lideri Devlet Bahçeli'yle samimi pozlar vermişti.. Keşke siyasetçiler hep diyalog içinde olsalar. Karşılıklı iyi niyet memleket sorunlarının çözümünde her zaman olumlu rol oynar. Sohbette MHP'li Kemalettin Nalcı, DTP'li Kaplan'ı "Erciyes Kurultayı"na davet etmiş. Kaplan da Nalcı'yı Kato Dağı'nda düzenlenen "Koyun Kırkma Festivali"ne çağırmış. Kaplan MHP'lilere "Siz Kato'ya biz de Erciyes'teki festivallere katılırsak bu sorun da çözülmüş olur" demiş. Karşılıklı esprilerle koyulaşan sohbette sarfedilen sözler fiiliyata geçse.. Kaplan Erciyes Kurultayı'na katılıp bozkurtlara iki cümle etse. Nalcı da "Koyun Kırkma Festivali"ne katılıp Kürtçe şarkı mırıldansa, fena mı olur? Keşke bu ülkenin çocukları dağa hep böyle çıksalar. Sadece kardeşlik için..
Che Guevara'nın kızını isyan ettirdiler!
"Hatırla Sevgili" dizisinde Deniz Gezmiş'in ideolojik bağlamından koparılarak romantik bir "Altmışsekizliler figürü " olarak yansıtılması bazı eski devrimcileri üzmüştü. Deniz Gezmiş popülerleştirilerek ticari meta haline getiriliyordu çünkü. Deniz Gezmiş'in parkası, postalları sergileniyor, gençler onun resminin yer aldığı tişörtler giyiyordu. Hepsi bu kadardı, altı bomboştu. Aynı şey Güney Amerikalı devrimci gerilla Ernesto Che Guevara için de geçerliydi. Fidel Castro'nun silah arkadaşı olan Che, Bolivya'da kurşuna dizilmişti. Dünya devrimcilerinin idolüydü Che..
Ne ki soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra Che, gençleri kapitalist güçlere karşı gerillacılığa kışkırtan bir devrimci olmaktan soyutlanarak reklamlarda, defilelerde kullanılan sempatik bir ticari markaya dönüştürüldü. Çılgın küresel kapitalizmin iğrenç bir başarısı bu. Nitekim Che'nin kızı Aleida Guevara babasının fotoğrafının ticari amaçlarla kullanılmasına isyan etmiş. "Babamı ticari mal olarak kullanıyorlar" diyen Aleida, "Kapitalizmi yıkmak için ölümüne savaşan bir adam İngiliz votkası, Fransız şarabı, İsveç telefonu satışında kullanılmamalı. Para değil saygı bekliyoruz" şeklinde konuşmuş.
2000'li yılların başında Almanya'nın Bochum şehrini arşınlıyordum. Nedense canım bir puro çekti. Puro satışı yapılan mağazaları arayıp buldum. Bir de ne göreyim, mağazanın vitrininde Che'nin kocaman bir afişi. "Hey gidi koca devrimci! Sana ne yapmışlar böyle. Uluslar arası puro tröstlerinin figürü olacak adam mıydın sen!" diye hayıflandım. Hele de Erhan Göksel'den daha şişkoca mağaza sahibi Almanı görünce keyfim iyice kaçtı. Purodan vazgeçtim. Ama o anı resimlemeliydim. Vitrin Che'sini çektim ve gidip Hemingway Cafe'de kahve içip uzun uzun düşündüm. İnsan, heryerde insan işte..
Üfürüğü üfürmek gazetecilik değil!
27 Mayıs öncesinde "Gençleri öldürüp kıyma makinelerine attılar" demişlerdi. Kocaman bir yalandı, ama bir süre bu yalanın dolaşıma sokulmasında yarar vardı. Cumhuriyet gazetesi yazarı Cüneyt Arcayürek, "Atatürk'ün Çankaya Köşkü'ndeki çalışma odası tuvalete dönüştürülüyor" diye bir iddia atmış ortaya. Köşk'ten sert bir yalanlama geldi gelmesine ama neye yarar.. İnsanların aklında kalacak bir şekilde.. Arcayürek'in yazısındaki tek doğru, Köşk'te tadilat çalışmalarının yürütülmesiydi. Atatürk'ün çalışma odası tadilat kapsamı dışındaydı, yani iddia üfürüktü. Deneyimli bir gazeteci böylesine ajitasyon içeren iddiayı araştırmadan yazar mı? Her üfürüğü üflemek diye bir kural yok, hele gazetecilikte, hiçç. Elli altmış yıllık bir gazeteci niye böyle yapar? "Efendim, ben öyle duydum" diye geçiştirebilir mi? Eskiler, "şuyuu vukuundan beter" deyimi kullanırlar. Duyulması, gerçekleşmiş olmasından beter demektir. Gerçi bu örnekte fiil yok, şuyuu var. Bence asıl fiil, bu iğrenç iddiayı, sinirlerin gerildiği bir ortamda ortaya atmak. Bir sürü insan "Hiç yapıyoruz derler mi şekerim, ne hindir bunlar" diye homurdanıyordur, eminim. Zaten bu türden iddiaların ortaya atılması infial uyandırmak amacı taşır.
"İşimizi bitirince kendi özel kandilimizi yakardık"
Tamam, Önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Çankaya döneminde eleştirilecek pek çok yönü var. En başta "başörtüsü" konusundaki sert tavrı mütedeyyinleri fena halde rencide etti. Anayasa Mahkemesi'ne, YÖK'e kendi görüşlerine yakın kişileri atadı, sadece CHP'lileri sevindirdi. Ama Sezer'in "memur kararnamesi direnişi"ni de unutmayalım. Bir şahsiyeti değerlendirirken, eksiler kadar artılar da önemli. Sezer'in hastanede sıra beklemesi, trafik ışıklarına riayet etmesi, Gima mağazasında kuyruğa girmesi artıları arasındaydı. Sezer'in sade yaşamını sanki bir kusurmuş gibi göstermek şık kaçmıyor. Tam aksine devletin zirvesinde oturan kişilerin daha önce hangi standartlarda yaşarlarsa yaşasınlar, o koltuğa oturduktan sonra standartlarını orta halli vatandaşa yaklaştırmaları beklenir. İlhan Berk'in "Beyaz Bir Ev Lo Taşlı" şiirinde İkinci Halife Ömer'den esinlenerek yazdığını tahmin ettiğim şu dizeler uzun lafın kısasıdır:
"Hiçbirimiz adına sikke kestirmemiştir
İşimizi bitirince kendi özel kandilimizi yakardık"
Abdullah Muradoğlu/Yenişafak



Güncel