Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 16 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

Birkaç haftadır Türk basınının köşeli ve ukala kalemşörlerince PKK’nın önümüzdeki haftalarda teslim bayrağı çekeceği ya da tasviye edileceği döne döne dile getiriliyor ve bunun getirileri masaya yatırılıyor.

Böylesi bir düşe bel bağlayanların akıllarına her nedense PKK’yı yok etmek amacıyla her mevsimde çıkılan ‘temizlik harekatları’ gelmiyor.

Peki bu olasılık dahilinde mi? Olsa bile bundan kime ne çıkar?

Teslim olacak bir PKK’dan Kürtlere, Kürdistan halkına, 55 yıllık ömrün son 30 yılınının yarısını ağır işkenceler altında TC’nin zındanlarında, geriye kalan yarısınını da dağ başlarında döşekleri buz, yorganları kar ve yastıkları bir taş parçasından ibaret bir mücadele içerisinde geçirenlere bir şey çıkmayacağı aşikar.

Teslim olacak ya da tasviye edilecek bir PKK’dan Türkiye’nin demokratikleşmesi, istikrara kavuşması ve ekonomik kalkınması yönünde çaba harcayan Türklere bir şey çıkmaz.

Teslim olacak ya da tasviye edilecek bir PKK’nın lider kadrosuna ahlaki hiçbir ölçüye sığmayan tekliflerde bulunarak Antartika ve Kutuplarda bir yaşamı öngören, kalemini ve vicdanını satmış Türkiye’nın akıldanelerine de bir şey çıkmaz.

Böylesi bir varsayımın amacına ulaşmasıyla çıkacak bir sonuç olacak elbette. O da ellerine aldıklarında yakacak, yanına yaklaştıklarında kavuracak bir Ateştopu.

Bu Ateştopu’nun ne olduğunu ise ateşten ve tehlikeden uzak güvenlikli diyarlarda oturarak ahkam kesenler de biliyordur elbet.

Bunu anlamak istemeyenlere son bir yılın gelişmelerine bakmalarını salık vermekle ve Erdoğan’ın 2008 yılı Ekim sonu ile Kasım başı Kürdistan seferininin ortaya çıkardığı ve mücadeleyi dağ başlarından tahkimli kent merkezlerine taşıyan sivil Kürt direnişini, Serhıldan ve Raperin’i hatırlatmakla yetinelim.

İstanbul ve İzmir’e, Ege ve Akdeniz’e savrulmuş 3-5 milyonluk yetimler ordusunun barındırdığı patlamaya hazır potansiyelin nelere yol açacağının tahminini PKK teslimiyeti ya da tasviyesinin getirilerini sabah akşam pazarlayanlara bırakalım ve devam edelim.

TC Şêx Seid’i teslim adlı ve can yoldaşlarıyla darağaçlarına gönderdi.

Ne oldu peki? Ağrı direnişini önleyebildi mi?

TC Ağrı isyanını bastırdıktan sonra kendinden pek emin edalarla Ağrı dağına ‘Müstakbel Kürdistan burada yatıyor’ levhaları da dikti.

Tüm bunlar Dersim direnişini önlemeye yetti mi peki?

Ya da 28 Kürt isyanını bastırmakla övünen Demirel ve benzerleri çeyrek yüzyıldır aralıksız süren PKK öncülüğündeki 29. direnişi engelleyebildiler mi?

TC ve onun akıldaneleri Kürtleri dağa çıkaran ve ona silah çekmeye sevkeden tılsımı anlamadıkça, Kürt halkının özgürlük ve insanca yaşam mücadelesi her koşulda sürer.

Nasıl ki Şêx Seid’ten mücadele bayrağını devralan İhsan Nuri ve Seyid Rıza’lar çıkmışsa kimsenin kuşkusu olmasın ki PKK’dan da bayrağı devralarak daha ileri mevzilere taşıyacaklar çıkacaktır.

Barış deyince Kürtlerin teslimiyetini anlayan veya ağızlarını kapatmalarını salık veren, Aziz Nesin’in kategorisi ile yüzde seksenlik oran içinde başı çeken bu aklı evvellere söz söylemeye ihiyaç da, gerek de yok. Ama örneğin sayıları az da olsa farklı düşünenlere, TESEV’e Kürt sorununun çözümüne giden yolun açılması için raporlar hazırlatanlara söylecek bir çift lafımız var elbet.

Kar ve soğuğa inat Kardelenler-Berfinler yine boy atacak ve kış evrilip bahara dönüşecek. Dağ-taş süslenip derlenecek. Kocakarı fırtınasına yakalanmak istemiyorsak şayet, yapılacak işler de var elbet.

Mevsim 1993’lerden daha da müsait. İklim daha da elverişli. Aradan geçen 16 yıl bunu inkar gelinmez bir biçimde kanıtladı.

Şayet son üç-dört aydır büyük ölçekte her hangi bir çatışma yaşanmıyor ve PKK silahlarını de facto susturmuşsa,

Ve devlet Kürt sivil hareketinin yükselişi ve PKK’nın bu tek yanlı adımına karşılık seçime yatırım olarak da değerlendirilebilecek bir adımla TRT6’dan sessiz sedasız Kürtçe yayına geçmişse,

Üniversitelerde Kürdoloji Kürsüleri hazırlıkları başlamış ve Bilgi Üniversitesi’nde Kürtçe dil kurslarına geçilmişse,

Ahmet Türk meclis kürsüsünde zangır-zangır Kürtçe konuşuyor ve bu, beylik bir-iki açıklama dışında sessizlikle karşılanıyorsa,

Devletten icazetli de olsa Güney Kürdistan’ın başkenti Hewlêr’de Türk kamuoyunun temsilcileri biraraya gelip Kürt sorununa kendi perspektiflerinden bakabiliyor, bunlardan birkaçı en büyük tabuyu ağızlarına alıp Kürdistan’a Kürdistan diyebiliyorlarsa,

Ve önümüzdeki haftalarda Hewlêr’de toplanması düşünülen ve Kürdistan’ın tüm parçalarından partilerin temsilcilerinin katılması öngörülen bir konferansa PKK’nın resmen çağrılacağı deklere ediliyor ve buna MİT’le Türk dışişlerinin bilgisi ve onayı bulunuyorsa demek oluyor ki mevsim de iklim de 1993’lerden daha müsait.

Bir de buna 30 Mart sabahı yerel seçimlerden başarıyla çıkmış, hem eldeki belediye sayısını hem de oylarını arttırmış bir DTP’nin Kürtler katında yaratacağı çoşku ve özgüveni, devlet nezdinde yaratacağı deprem ve ardçı sarsıntıları hesaba kattığımızda böylesi bir evrilmenin daha da hızlanabileceği ihtimal dahilindedir.

Barışa giden yol her zaman ilan edilmiş bir iyi niyet deklerasyonu ve karşılıklı dialog ve masaya oturmakla açılmıyor. Bazen ufak ve önemsiz görünen adımlarla tek taraflı, unilateral açılımlarla da barış süreci başlayabiliyor.

Barış yanlılarına, Kürt ve Türk halklarının eşit koşullarda gönüllü birliğini savunanlara ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için çaba harcayanlara içinden geçilen böylesine nazik bir dönemde önemli görevler düşüyor. Bu süreci ya hep birlikte el ve gönül birliği ederek birinden diğerine on nesildir aktarılan Kürt sorununun barışçıl, adil ve demokratik çözümü yönünde evirecek, ya da bu fırsatı da öncekilerde olduğu gibi heba edecek, yeni acılara kapıları aralayacağız.

PKK’dan teslim olmasını bekleyenlerin anlamadıkları işte bu.


 

 

 

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.