E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Arşiv
| Pt | Sa | Ça | Pe | Cu | Ct | Pa | |
|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | |||
| 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | |
| 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | |
| 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | |
| 27 | 28 | 29 | |||||

Filistin en az altmış yıldır dünya gündemini meşgul ediyor. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği (AB), NATO, Arap Birliği, İslam Ülkeleri Konferansı ve dünün Sosyalist Sistemi ile Varşova Paktı da dahil ne kadar uluslararası kurum ve kuruluş varsa konuya ilişkin karar üstüne karar aldı. Ve on milyarlarca dolar Filistin mücadelesine pompalandı.
Sistemlerden birinin tuzla buz olmasından sonra 1990’lı yıllarda İsrail, geçmiş politikasını bir tarafa iterek, “Toprağa karşılık barış” formülü ile işgal altında tuttuğu toprakların bir kısmından vazgeçip Filistin’e yarı devlet statüsünde otonomi tanıdı. Kendi devlet sınırları içinde ise Araplara dillerini eğitim de dahil, yaşamın tüm alanlarında kullanma olanağı sağladı, televizyon ve radyolar açtı, temsilcilerine parlamentoda yer verdi.
Filistin’in bugün devlet başkanı, parlamentosu, hükümeti, güvenlik güçleri var; okullarında anadillerinde eğitim veriliyor, hastahanelerinde Arapça hizmet sunuluyor. Ve devlet çarkı ise ABD, AB, İran, Suriye, Suudi Arabistan’la hemen hemen tüm Arap ve müslüman ülkelerden pompalanan dolarlarla dönüyor.
Bugün bir değil, iki Filistin devleti var. Biri Batı Şeria’da Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yönetimindeki Filistin, diğeri Gazze’de Hamas denetimindeki Filistin. Her iki örgüt arasındaki kanlı çatışmalarda ise binlerce Filistinli yaşamını yitirdi. Filistin zındanlarında Filistinlilerin derileri yüzüldü.
İsrail, bu yola koyulur, Filistin’e yarı bağımsız devlet statüsü tanırken, tam bağımsızlığı ise Filistin örgütlerinin İsrail devletini tanıma şartına bağladı.
Bugün tartışıldığı anlamda bir Filistin sorunu varsa ve dünya gündemini meşgul etmeye devam ediyorsa, bunu en başta Filistin’deki çift başlılıkta, FKÖ ile Hamas’ın siyasi rekabetinde, bunları farklı amaçlarla destekleyen İran, Suriye ve diğer Arap ve müslüman ülkelerin çıkar çatışmasında aramak gerekir. Örneğin İran ve Suriye, İsrail’le mücadelelerini Filistin üzerinden sürdürüyorlar. Suudi Arabistan, İran’la hesabını Filistin üzerinden görüyor. Mısır hakeza.
Filistin’i en az altmış yıldır konuşan, tartışan bu dünya Filistin halkına haksızlıkta bulunmadı mı? Her ezilen, yurdu işgal edilen, sömürgeleştirilen halk gibi, Filistin halkına da korkunç bir haksızlık yapıldı. Koskoca bir halk tüm dünyaya savruldu, ülkesinde, toprakları üzerinde mülteci bir yaşama mahkum edildi.
Filistin halkı, mücadelesi ve direngenliği ile bugün belli bir konuma geldi. Bunu perçinlemesi ve geliştirmesi, Birleşmiş Milletler üyesi bağımsız bir Filistin devletinin oluşumu ise kendi ellerinde.
Tamam, İsrail suçlu. Peki Filistin halkının dramını kendi kirli amaçlarına alet eden Arap ve TC’de dahil müslüman ülkelerin hiç mi suç ve günahı yok?
Örneğin İsrail, Batı Şeria’ya değil, Gazze’ye ambargo uyguluyor. Peki Filistin davasına sahip çıktıklarını iddia eden devletler ne yapıyor? Bir Mısır neden sınırını kapalı tutuyor? Mısır sınırı açsa, Suudi Arabistan bastırsa Gazze’deki abluka ve ambargo geri tepmez mi?
Kürtler, Filistin’in haklı davası için laf ebeliğinde bulunmayıp kanlarını döküp yaşamlarını feda ettiler. Ama aynı Filistinliler Saddam komutasında enfal operasyonları çerçevesinde Kürdistan’da vahşet uygulamaktan geri kalmadılar.
Filistin için ‘yanıp tutuşan’, kundaktaki bebeği, bastonlu dedeyi bile emellerine alet eden islamcı çevrelerle kendilerini solcu, liberal ve demokrat olarak tanımlayan Türklerin Kürdistan’da onyıllardır sürdürülen vahşete karşı sessizliklerine ne demeli? Filistin’e gösterdikleri duyarlılığın onbinde birini neden yanı başlarında bombalanan, yakılıp yıkılan Kürdistan’a ve binyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülen ve ekmeğe muhtaç bir yaşama mahkum edilen milyonlarca Kürde göstermiyorlar?
Kürdistan en az yüz yıldır parçalı konumda. Aileler, aşiretler, köy ve kentler arasına sadece bir devlet tarafından değil, tam dört devlet tarafından telörgüler çekilmiş, birbirleri ile merhabaları kesilsin diye mayınlar döşenmiş, katledildiklerine ise adları kaçakçı ve şakiye, eşkiya ve teröriste çıkmış.
Filistinli çocuklar işgalci güçlere taş attıklarında kahraman, Kürt çocukları işgalci güçlere taş attıklarında ise terörist sayılıyor ve yaşlarından daha fazla hapis cezalarına çarptırılarak esir tutuluyorlar.
Filistin’e onbin ton yardımda bulunmakla övünen bu zevat, kendi devletleri eliyle yakılan dörtbin Kürt köyünden bir şafak vakti sürülen ve bir lokma ekmeğe, bir tas suyla bir hırkaya muhtaç bırakılan milyonlarca Kürdün tümüne değil, birine bir tas su ikramda bulundu mu? İş ve aş için yollara dökülen ve soluklarını Karadeniz, Akdeniz ve Ege kıyılarında alan Kürtlerden kaçına insan muamelesinde bulunuldu? Tarlalarında ırgatlık yapma, çeşmelerinden su almalarına müsade edildi mi? Valiler, kaymakamlar hükmünü sürdürdükleri il ve ilçe sınırlarına ‘Kürtler giremez!’ diye buyurduklarında veya salt Kürt olduklarından dolayı ‘yerlilerce’ saldırıya maruz kaldıklarında, kaç Türkten itiraz yükseldi?
Medyatik ve dini kisveli bir şovla Akdeniz’in serin sularına açılan bu muhteremler ve onlara arka çıkan liberal ve demokratlar, Kürdistan’da süren bu savaş, bu ölümler dursun diye birgünlüğüne de olsa yollara düştüler mi? Çocuk ve kadınların üstüne sürülen panzerlerin önünde durdular mı? Daha dün, 3 Haziran günü Silopi’de ‘operasyonlar son bulsun, Türk gençleri de ölmesin’ diye yollara dökülen sivil halka alçakça ve pervasızca saldıran, kendi parlamentolarında yer alan milletvekillerini dahi hedef almaktan, onları yaralamaktan kaçınmayan TC’nin polis ve ordusuna ses çıkaran oldu mu?
Ama bu muhteremler tersini bolca yaptılar. Genelkurmay helikopterleriyle yakılıp yıkılan Kürdistan semalarından çokça uçtular; ordularının kahramanlıklarıyla gözleri yaşardı, katledilen Kürt gençlerinin parçalanmış naaşları başında bolca poz verip deklanşöre bastılar.
Müslümanlık ve dinse, Kürtlerin de çoğu müslüman. Aradaki mesafe ise öyle yüzlerce millik değil. Demek ki sorun bu değil. Sorun, o muhteremlerin damarlarında akan kanla, kodlandıkları genler ve tornasından çıktıkları sistemle ilgili.



