E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 4 oy)
27 Temmuz, 2010 20:32:20 | Platform AktüelBakış
AKP, Türkiye’nin son on yılına damgasını vuran bir oluşum. Bir parti olmanın çok ötesinde bağlantılara, araç ve imkânlara sahip.1950’lerde DP’de,1960’larda AP’ de örgütlenmelerini saymazsak, en az kırk yıllık siyasi deneyimleri var (26 Ocak 1970 MNP).Cemaat –tarikat birikimi cumhuriyetle yaşıt. Siyasi parti yöneticileri 12 Eylül’de “mağdur” olduysa da, esas hareketin başında bulunan cemaat önderleri F.Gülen Hoca, darbecileri cennetlik addetmiştir. Açılan Kur’an kursları, örgütlenen tarikatların sayısı dikkate alındığında, darbe iktidarının Cemaatin örgütlenmesi için elverişli koşullar oluşturduğu rahatlıkla söylenebilir. Esas gelişim süreci 1980 sonrasıdır. “Amaca ulaşmada her yol mubah” sayılarak, ülkede kan gövdeyi götürürken, onlar ekonomik, politik, kültürel her parametrede büyük bir hırsla örgütlenme çalışmaları yaptılar. Sabırla, her tür değer yitimini sineye çekerek, dokundukları her değeri hiçleştirerek, kirleterek yükseldiler.1993 yılında Ulucanlarda, bir arkadaşım, “Türkiye de devrimi yapacak tek güç İslamcılardır” dediğinde gülmüştüm. Haklıymış. Erbakan’ın “bu iş olacak, ama kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” meallindeki sözleri de yeterince ciddiye alınmadı, kanımca.
Söz konusu olan ideolojik, siyasi bir akım. Politik İslam olarak tanımlanması belki de en doğrusudur. Bu konuda kesinti intibası uyandıran suskunluk dönemlerini, mecra değişikliği görüntüsü veren yenilenmeleri de doğru okumak gerekir. Derin bir akıntı biçiminde süregelen aynı miras ve aynı politik çizgidir.
Refahyol Hükümeti (28 Haziran 1996-30 Haziran 1997) büyük tecrübeler kazandırdı. 28 Şubat 1997’de,İttihatçı devlet yapılanması karşısında henüz yeterince güçlü olmadıkları ortaya çıktı. AKP, bu dönemde, geleneğin politikadaki yeni temsili olarak şekillendirildi. Küresel değişimlerin yaşandığı yeni dönemde, daha yumuşak, liberal görünümlü ve en önemlisi de ABD’nin “ılımlı İslam” projesine uygun bir parti gerekliydi. ABD ile görüşmeler Gül üzerinden yürütüldü. Zira partisinin dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak çok da uygun pozisyondaydı.
AKP, 8 yıllık hükümet döneminde “politik islamın” amaçlarına ulaşmada en büyük mesafeyi kat etti. Avantajı çatışmasızlık ortamı oldu, böylece rahat hareket etti ve savaş harcamaları durunca, ekonomi toparlandı. Çatışmasızlık ortamını, Kürt meselesini çözmenin fırsatına dönüştürmedi, sadece emelleri için kullandı.
Kendisini iktidara getirenlerin, özellikle ABD’nin aktif dış politika ve Arap sermayesinin ekonomik desteğini aldı. Yıllardır palazlandırılan Anadolu sermayesi politik koruma kalkanına alınınca adeta şaha kalktı. AKP tüm toplumsal çelişkileri onlardan kaynaklı sorunları, yaşanmış acıları, birikmiş değerleri, öfkeleri kullanmaktan çekinmedi. Kürt meselesini, Aleviliği, devrimci değerleri pervasızca kullandı. AKP’nin Türkiye’nin sorunlarını çözme gibi bir derdi asla olmadı, demokrasi kaygısından söz etmek bile abesle iştigaldir. Kullanabildiği her kesimi kullandı, kullanmaya da devam ediyor. Hedefine çok emin adımlarla yürüdüğü kesindir. Analoji yaparsanız ne kadar da, 1979 İran devrimine benzer günlerden geçtiğimizi, ürkerek göreceksiniz. AKP’nin yaptığı çok açık politik islamın gerçek iktidarını oluşturma yürüyüşüdür. Bu gün destekleyen “aydınlar” yarın ne diyecek acaba, merak ediyorum doğrusu.
AKP’nin Türkiye’yi “anayasa” “referandum”,”seçim” atmosferine sürüklediği günlerde şöyle yazmıştım; ‘AKP sersemletme, toplumsal muhakeme melekesini bozma hatta algı kırılması yaratma taktiği uyguluyor,“toplumsal alıklaştırma” diyorum buna. Stratejik hesapları var ve politikalarını machivelli’i bile utandıracak pervasızlıkta, nihilizme varan bir değer bilmezlikle ve sınırsız bir hırsla yürütüyor.’ “Referandum”u anlatmak için bu uzun hatırlatma ille de gerekliydi. Türkiye de çeyrek asırdır darbe anayasasını değiştirmeye dönük çalışma var. Defalarca da özüne dokunmayan değişimler gerçekleştirildi. AKP, on yıla yakın siyasi yaşamında bu konuda ne yaptı? Şizofren bir hasta gibi gereksinimi elzem hale gelince, ilk kez kendisi söylüyormuş gibi tutturdu “darbe anayasasını değiştirmeli” diye. “Günaydın !” demek lazım. Tarih, 15 Mayıs 2008, Erdoğan açıklıyor; "Şu an itibariyle Anayasa değişikliği gündemimizde yok".Anayasa aynı anayasa, AKP aynı AKP, değişen ne? AKP, ele geçirme savaşında “hukuk kılıcını” en etkili silah olarak kullandı, kullanıyor. Karşısındaki ittihatçı güç de aynı silahla çatıştı. AKP, şimdi o silahı tümden ele geçirme hesabında.
Doğrudan ve cesurca baktığınızda göreceğiniz tablo şudur; Ortada darbe anayasasını değiştirme çalışması yoktur, onu ve beraberinde en hassas değerleri kullanma vardır. Yoksa AKP kalıcılaşmaz ise, zaten varlık gerekçesi ortadan kalkmış olan, o malum ’82 anayasası değişecektir. AKP’nin fikri, zikri ortada olduğu halde her oyununa alkış tutanlara şaşırıyorum. AKP’nin bizimle oynamasına, değerlerimizi kirletmesine, yozlaştırmasına daha ne kadar sessiz kalacağız. Bu sahte oyuna, bu sersemleten simülasyona kim dur diyecek. N.Mehmet Gülern.mehmetguler@hotmail.com



