Aysel Tugluk’un Şahsında Komlpeksli Kürt Kimligi /L. Sema Güçlü

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930



Kürt kimliğide, kendisine has yaşam modelleri ve  ulusal demokratik talepleriyle, Türk kimliğinden kopuşla  eşit ve özgür olabilir diye düşünüyorum. Yani nasıl bir ortak yaşam, nasıl bir barış, nasıl bir demokrasi sorularını, kendi evet ve hayır larımızla cevaplayarak, siyasi bir duruşun rengi olabilmeliyiz. Dolasiyla,  sevgili Kürt „aydin ve politikacıları“; Kürt halkı adına yapılan pazarlıklarda bence yapılması gereken  en önemli şey farklılıklarımızla, siyasi, ulusal talep ve önermelerimizle, yeni toplumsal projelerin her bir boyutunda pasif degil, aktif ve etken bir gücü olarak tüm zorluklara rağmen var olmayı becerebilmeliyiz.


Aysel Tugluk’un Şahsında Komlpeksli Kürt Kimligi /L. Sema Güçlü


Aysel Tuğluk’un Radikal2’de çıkan yazısındaki (belki abeste) söylemler, özellikle Kurdistan’ın kuzeyinde hakim olan politik Kürt kimlik probleminin, paradoksluğunu yeniden hatırlatan, beyaz, kendisiyle barışık olmayan, başka (daha ileri ve değerli görülen) ulusal kimliklere endeksli  „Kürt“ kimliğinin sıkıntıları olarak  görülmeli.
 
Tüm ezme ve ezilme ilişkileri, ezilenin kendisini, ezenden aşağı görmesi ve kendisini de bu duruma inandırmasıyla beslenir. Standartı farklı dönem ve biçimlerde de olsa; hep yeniden üretip,  kendisini bir kez daha ezilmişliğe gönülü hapseder ve gardiyanlıgını da kendisi üstlenir. Kendi talepleri yerine, kendisini yok sayanın taleplerine sarılarak, onu ne kadar onure ettigini, yücelttiğini her firsatta tekrar eder. Örneğin Türklerin Sevr travmasını onlar adına gündeme getirip, son 20 yıl içinde  tecavüze uğrayan Kürt kadın sayısının Bosna’daki kadın tecavüzlerini solda bıraktığını, binlerce Kürt kadının dul , çocuksuz, köysüz, şehirsiz kaldığını, öldürüldükten sonra bekaret kontrolünden geçirildiğini hafizasından siliverebiliyor.

Kendisini, daha dün siyasi, ulusal ve kadın kimliğiyle dalga geçerek, ne kadar „çirkin bir kadın olduğu“ noktasında medyada tartışan, aşağılıyan, yok saymaya çalışan, kardeş kültür de bir anda unutuluverdi. Sadece  bir hatırlatma (‚Misak-ı Milli’ sınırları içerisine konulan, hiç bir güneylinin kendi tarihini,  Halepçe’yi ve Enfal’i kollektif belleğinden silebileceğini sanmıyorum) kendi kendisini küçümseyen, kültürünü ve kimliğini yok sayan,  kendi dışındaki uluslar, kültürler ve kadınlarla kendisini birebir eşit görmeyen hiç bir yaklaşım, varlığını özgürce devam ettiremez, Türkler tarafından dahi onure edilemez. Ülkenin kuzeyindeki bazı ulusal kimlik tanımlamaları, analizler ve  politik önermeler, sadece Tuğluk’la izah edilemeyecek kadar ciddi ve önemli bir konu. Özellikle Türkiye’de  ve Türkler’le birlikte nasıl birarada olunurla ilgili ortaya çıkartılan; ortak yaşam modelleri, konsept ve proje önermelerinde ve taleplerimizde, ne istediğimiz konusunda bence  yeterince  acık değiliz.
 
Aktuelbakış’ta yayınlanan Can Dündar’ın (sanırım Milliyet Gazetesi) Mehmet Uzun’la yaptığı bir söyleşide de Mehmet Uzun  benzer yaklaşımlarla, Türklere yüklediği (kurtarıcı) bir misyonla  kendisini ifade ediyor. Ve söyleşi bir model öneriyor:

‚Türkiye’den beklenen, bölgenin eski hakimi Osmanlı’nın geleneğini sürdürerek bölgedeki Kürtlerin hamisi olması...’

ve devam ediyor:
‚Türkiye'nin kavgaya değil, sükûnete ihtiyacı var. Bunun için Kürtlerin de rahatlatıcı bir öğe olması gerekli. Bu da ancak demokratikleymeyle olur.’

Çıkan sonuç; „geri, cahil, nasıl yaşamak istediğini bilmeyen ve ibdidai Kürtler“ tarihin hiç bir döneminde kendi hamileri olmayı beceremeyeceklerdir. Hep kendi dişlarında onların nasıl yaşamaları gerektiğine karar veren, belirleyen, sahip çıkan  ağabeylere ihtiyacı olacak. Rahatlatılması gerekenler ve huzur kacıran, yaramazlık yapanlar, yani kim „demokratikleşme“ önünde engel?

Başka bir örnek; Bir kaç ay önce açıklanan  ve içinde bir çok „Kürt aydının da bulunduğu „Nevruz/Newroz“ başlığı altında yapılan barış çağrısı ve açıklamaları da ısrarla yok edilmeye calışılan Kürt kültür kimliği ortak yaşama, barış adına, Türklerin hoşuna gidecek, onları kızdırmayacak “Nevruz“lu önermelerde  sekilendiriliyordu.

Oysa bizim hiç kimsenin değerleriyle, kültürüyle herhangi bir problemimiz yok, komşularımızın bizimle problemi  var. Ve onlar kendisine benzemeyeni, ortak yaşamayı, bayramları, dili  ve kültürleri kabullenememe ızdırabı içindeler. Ülkemizde yaygın olan bu yaklaşım ve perspektiflere verilecek örnekler çok ( bir çok „bilinçli“ Kürt kadını devlet tarafından Kürtlerin istem ve iradeleri dışında, yukarıdan empoze edilen tehlikeli ve düşündürücü Çatom denilen projelerde çalışıyorlar). Kendimizi özgür ifade edebileceğimiz tüm projelerde yer aliş (biçim ve içerik olarak), kendi taleplerimizi ifade edebildiğimiz bir yaklaşımla olabilmeli. Nasılki; kadınlık durumu, kendi değerleriyle, kültürüyle, politik talep ve duruşlarıyla patriyarkal sistemden emansipe olursa yeni ve özgür kimligiyle var olabilir.

Kürt kimliğide, kendisine has yaşam modelleri ve  ulusal demokratik talepleriyle, Türk kimliğinden kopuşla  eşit ve özgür olabilir diye düşünüyorum. Yani nasıl bir ortak yaşam, nasıl bir barış, nasıl bir demokrasi sorularını, kendi evet ve hayır larımızla cevaplayarak, siyasi bir duruşun rengi olabilmeliyiz. Dolasiyla,  sevgili Kürt „aydin ve politikacıları“; Kürt halkı adına yapılan pazarlıklarda bence yapılması gereken  en önemli şey farklılıklarımızla, siyasi, ulusal talep ve önermelerimizle, yeni toplumsal projelerin her bir boyutunda pasif degil, aktif ve etken bir gücü olarak tüm zorluklara rağmen var olmayı becerebilmeliyiz.

L. Sema Güclü

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com