E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Herkesin kabul ettiği bir gerçek var. Türkiye’de politik ortam olağanüstü bir dönemden geçiyor.
Kürt sorunun bir kez daha militer devletin gündemine oturması çaresizliğini ört bas etmek için, eski yöntem ve şiddetle çözmek istiyor.
Militer devletin tüm gücünü savaşa endekslemesi bu olağanüstü durumun da çırpınışları burjuvazi ve militer devlet açısından, ekonomik ve politik bunalımın giderek derinleşmesi ve kapitalist sistemin mevcut biçimi ile tıkanması, yerine bir başka biçimi geçirememesi olarak somutlaşıyor.
Militer devletin biçim değişikliğine mevcut koşullarda gidememesi, başka koşullarda gidemeyeceği anlamına gelmiyor, militer devlet her an bir değişiklik yapar ama, ABD’nin izni koşuluyla yapabilir.
Kürt sorunun son günlerin gündemine oturması, militer devlet ve sermaye sınıfı tüm sorunların üzerini örtmek için, Kürt sorununda ki, sanal savaşa dayanarak ülkede ki, tüm sorunların sebebi olarak, Kürt hareketini göstererek militer devlet ve AKP’ti hükümeti kendini temize çakarmaya çalışırken, İMF’nin direktifleri doğrultusunda işçi sınıfı ve emekçi sınıfların üzerinde ki, hak gasplarını ve sesiz sedasız asgari ücretin komik bir zam yaparak kendini aklayarak geçiştirmiş oluyor.
Kürt sorunu ve sanal savaş, herkesin gözünü kapatmış durumda kimse militer devlete ve AKP’ti hükümetine ne yapıyorsun diyen yok?
Militer devletin gerek saldırısı gerekse sermaye sınıfının olağanüstü durumun da olması ise, işçi sınıfının mevcut kazanımlarına karşı kapitalist düzeninin topyekün saldırıya geçmesini oluşturuyor.
Bu saldırılar karşısında devrim güçleri bir karşı saldırıyı örgütleyecek bilinç ve örgütlülükten uzak olduğu gibi, mevcut kazanımlarını kararlı bir çizğide savunamıyor.
Dağınık tepkiler ise etkili olmaktan uzaktır. Ancak bugün durumun böyle olması, işçi sınıfı ve emekçilerin bütün saldırıları sineye çekeceği anlamıda taşımıyor.
Potansiyel patlama ögele sürekli büyüyor ve bu durumun kendisi burjuvaziyi tedirgin ediyor.
Bugün AK Parti hükümeti, pembe tablolar içerisinde günü kurtarmaya çalışıyor son sınır ötesi hareketi ve sanal savaşların arkasına saklanırken, Kürt sorunun da olduğu gibi, ekonomik, siyasi ve kendi açmazlarını kapatmaya halkları uyutmaya çalışıyor.
Çünkü, ülkede hiç bir anlamda devlete ve AKP’ti hükümetine karşı muhalefet yok her kes kendini ayakta tutmanın peşinde kimsenin ülkede devrim yapmak için, kendisine sorumluluk altına sokmamış, sadece kendi varlığını sürdürmenin peşinde.
Komünistlerin, devrimcilerin dikatlerini kapitalist sistemin kendini nasıl tıkanıklıktan kurtaracağından veya kendiliğinden patlamanın ne zaman gerçekleşeğinin tahmininden çok, mevcut bunalım ortamından devrim için nasıl yararlanılacağını üzerinde toparlanması gerekiyor.
Sosyalist hareketin neden devrimci politik bir alternatif oluşturamadığını, politik denklemin içinde neden yer almadığını degerlendirmek için mevcut durumun doğru bir şekilde tanımlaması gerekiyor.
Öncelikle devrimci hareketin tablosunu tanımlarsak, mevcut durumu statükoculuğun egemenligini olarak değerlendirmek yanlış olmayacaktır.
Statüko, sözlüklerde süregiden durum, olarak tanımlanıyor. Statükoculuk ise, bu süregiden duruma alışmak, mevcut durumun teorileştirmesi anlamına geliyor.
Sınıf savaşımının diline çevirirsek, statükoculuğu, mevcut nesnel koşullara uyum sağlama ve düzenle bütünleşmedir.
Statükoculuk ile devrimcilik iki zıt kavramdır. Devrimciliğin çok farklı tanımlarını yapmak olanaklı: Ama en başta devrimcilik mevcut statükoya saldırmak olarak tanımlamak yanlış olmasa gerek. İdeolojik bakışı ve pratik eylemi ile düzene saldırma konumunda bulunamayanlar, statükocu olmak zorundadır.
statükoculuğu daha somut olarak tanımlamaya çalışırsak devrimci hareketin gerçeğini daha doğru tanımlamış oluruz. statükoculuk, teori, politika ve örgüt sorunlarında ortaya çıkan bir ideolojik kavrayış biçimidir varolanla yetinmeyi anlatır. bu bir grup, bir parti veya devrim yapmış bir ülkenin varlığını amaçlaştırma ve varolanla yetinme, ulusalcı bir bakış ve aşamacı devrim persektifi ile devrimci persektifin yitirilmesi, müzminleşmiş bir muhalefet hareketi olarak her zaman birinin kuyruğuna takılma, öncülük misyonunu kendi dışına atmak ve başka şeylerle ikame etmek şeklinde,de kendini ortaya koyabilir.
Aynı şekilde, onyıllara sığan bir grup yaşamına rağmen partileşmemek veya artık bir mezhep haline gelmiş grubuna ’’parti’’ etiketi yapıştırmak biçiminde de kendini ortaya koyabilir. dolaysıyle, statükoculuk, en başta devlet, devrim, parti, proleterya diktatörlüğü ve enternasyonlizm sorunlarının kavranışında kendini ortaya koyar.
Aslında sorun genel olarak statükoculuk ve devrimcilik de degildir, asıl olan statükoya komünist persektifle saldırma sorunudur.
Komünist devrimcilik sürekli devrimciliktir ve komünizm bir dünya sistemi olarak örgütlene kadar, hiçbir kazanımı amaçlaştırmaz, onunla yetinmez. oysa tarihin belli bir konjonktüründe devrimci olanlar, belli bir süre sonra statükoculuğa düşebiliyorlar.
Dünyayı değiştirme, komünizmi kurma iddasıyla ile yola çıkanların, bugün en fazla birkaç yüz taraftar ve kadroya sahip olanların ve birkaç binle ifade edilen bir tirajla yayın dağıtanların vb. Kendi durumundan memnun olması, bununla övünmesi-ki, devrimci hareketimizin tablosu budur- statükoculuğun içselleştirildiğini anlatır.
Aynı şekilde, statükoculuk savunmacılıktır. Sınıfın iktidarına talip olmamak, eldeki mevzileri savunmayı amaç haline getirmektir. Aşamacı devrim persektifleri, demokrasi mücadelesinin amaçlaştırılması, düzen içi 'devrimcilik' doktorincilik, hepsi savunmacı anlayışın dışa vurumu niteliğindedir.
Sözde iktidara talip olanlar ise, bunu devrimci sınıfın, işçi sınıfının iktidarını kurmak olarak değil, en fazla kendi grubunun, partisinin iktidarı olarak anlayarak yeni bir statüko anlayışının planı yapmaktadır.
Bu anlamı ile statükoculuk devrimci programın değil, mevcut örgütsel-politik varoluşun amaçlaştırılmasıdır.
Devrimci sınıf iktidarına talip olmamak ve onun gereklerini yerine getirmemekle, kendi varoluşunu amaçlaştırmak bir madalyonun iki yüzü durumundadır. Ancak kavranmayan nokta şudur. Mevcut kazanımlarınıda riske atmaktır. Bugün yaşanan budur.
Bugün sosyalist hareket Türkiye’de politikada hesaba katılır bir güç olmaktan uzaktır. Bu yeni bir durum da degil, yıllardır devam ediyor. Daha da önemlisi, bu durumun kendisi çoğu kimseyi rahatsız etmiyor.
Yanlışlık burada değil, tehlikeli olan kapitalizme savaş açtıklarını söyleyenlerin kendine küçük bir dünya oluşturarak yaptıklarına tapınması ve kendini küçük dünyanın merkezine koyarak hayal aleminde yaşamasıdır.
Bu statükoculuğun en çarpıcı anlatımlarından biridir. Bu politik savaşım anlayışında da kendini ortaya koyar. Politik savaşıma bakışta ortaya çıkan yanlış yaklaşımları da iki noktada özetleye biliriz. Bunlardan birincisi prağmatizm ve reformizm. İkincisi ise, politikaya doktiriner yaklaşım ve marjinalizm.
Güncel çıkarlardan hareket edenler, hele bunu bir dünya görüşü haline getirerek (nerede hareket orada bereket) yaklaşımının davranışının temeli yapanlar ne derse desinler işçi sınıfının iktidarını kurmaya öncülük etmek bir yana, iktidarın kendini bile düşünemezler.
Aynı şekilde O, Türkiyede sürekli devrimci durum saptaması veya Türkiye nin devrime gebe zayıf halka olduğunu söyler ama politik yaşama katılışının üzerin den otuz yıl, kırk yıl geçmiştir ve o en fazla yüzlerle ifade edilecek bir kitle etkisinin ilerisine gidememesinin nedenini kendi mezhep üyelerinin dışında kimseye açıklayamaz, açıklasa bile kimseyi ikna edemez. O doğru temellerden hareket eder, ancak diyaletik yöntemi uygulama yeteneği göstermediği için hep yanlış sonuçlara varır.
Kısaca onlarca küçük gruplardan oluşan Türkiye devrimci sosyalist hareketi bugünkü konumuyla misyonunu yitirmiştir.
Mevcut konumuyla politik denklemin içinde yer almadığı gibi, almasıda olanaklı değildir. Bu haliyle ne kendilerini yenileye bilmekte ne de işçi sınıfı hareketine öncülük edecek durumdalar.
Bu durum da sosyalist hareketin kendini kökten yenilemeye ihtiyacı var. Sadece statükoculuğu tesbit etmek, kötü olduğunu söylemek yetmez bunları aşan ideolojik teorik olarak kendini yenilemiş sınıfı örgütleyecek komünist örgüte ihtiyaç vardır.
Komünist hareket dünya çapında gidebileceği en geri noktaya gitmiştir, bunun ötesi çürüme ve yok oluştur. Mevcut statükoya komünist devrimci bir persektif ekseninden saldırmakla , sadece ayaklarımızdaki prangalardan sırtımızdaki kamburdan kurtulmuş olacağız. Marx ve Engeles in yıllar önce proleterya için söylediklerini bugünkü komünist harekete uyarlayabiliriz. ’’komünistlerin zincirlerinden başka kayıp edecekleri bir şeyleri yoktur, ama ileriye sıçrama iradesi gösterirlerse kazanacakları koca bir dünya vardır!’’ (K.Marks. ve Engeles)
zafer.49@hotmail.com



Güncel