E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Kürtlerin temel sorunu ’çakma seyit’ düzeni/Soner YALÇIN
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
Çocukluğumda memur maaşıyla 9 nüfusa bakan babam ve annem sürekli ev değiştirirdi. Kendilerine ait bir evleri olmadığı için yıllarca ev ev dolaşıp durdular. O mahalleden bu mahalleye zaten çok az olan eşyalarımızı traktörle taşıyıp dururduk.
Kiralık olarak kaldığımız toprak evler pek sağlıklı değildi. Bazıları ya çok rutubetli oluyor, ya da gece aniden üstümüze yıkılıyor veyahut ev sahibi kapıya dayanıyor evi boşaltmamızı istiyordu.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen gittiğimiz her yerde her şey yeni bir heyecan demekti. Annem yeni komşularıyla tanıştığında nasıl da mutlu olurdu. Annem gittiği yerlerde komşularıyla edindiği ilişkiyi sağlam dostluklara dönüştürmeyi hep başardı. Dılşah, Asya, Makbule Nigar çocukluğumun. Anneleriydi.
Özalp, Van'ın çok küçük bir ilçesidir. Yığınla toprak ev vardı. Sokaklar tamamen toprak dükkânlardan oluşuyordu. Berber Halim, Sebzeci Eşref, Dilekçeci Ali, Zabıta Tahir, Kahveci Şevket, Xezal Teyze ve Yoksul Porro bu küçük ilçenin en popüler isimleriydi.
1983 yılında ev sahibi tarafından evden çıkarıldığımızı hayal meyal hatırlıyorum. Kendimizi bir akşam vakti yeni bir evde bulmuştuk. Bu çevredeki insanlar biraz daha farklıydı. En önemlisi bu mahallede TV vardı. Annemin eteğinden tutar Televizyonu olan komşulara gider ağzım açık bir şekilde televizyon izlerdim.
O zaman köylerde okul yoktu. Bu yüzden; köyde yaşayan amca çocukları ilçeye mektep okumaya gelirlerdi. Sayıları oldukça fazlaydı ve hepsi bizim ev de yaşarlardı.
En büyükleri Alaattin'di...
Eve çok geç gelir, babamın kızacağını bildiği için pencereden içeri girer ve çocuk halimizle tedirgin olmamıza neden olurdu. Babam sürekli döverdi onu. Gece geç saatlere kadar video'dan çıkmıyor diye.
Video'nun ne olduğunu bilmezdim ama bizi gece yarısı uykumuzdan ettiği için hiç sevmezdim onu. Davranışları beni tedirgin ederdi.
Alaattin her gün aynı şeyi yapardı. Pencerenin önüne oturur bir şeyler sayıklar sonra susardı.
Alaattin'i bu kadar öfkelendiren neydi?
Bir gün yine ayak sesleri duyuldu. Tabii Alaattin'de duydu ve hemen pencerenin önüne koştu. Başladı yine öfkelenmeye bir şeyler sayıkladı. Hemen kapıya koştum.
Alaattin'i bu kadar öfkelendiren adamı gördüm.
Krem renkli keten pantolonu, keten gömleği, siyah kunduraları olan bu yakışıklı adam sendin. Sen her evimizin önünden geçtiğinde Alaatin öfkelenirdi.
Benim seni tanımam 7 yaşında bu şekilde oldu. Seni çok uzun yıllar sonra Ortaokul yıllarında 'Yas Tutan Tarih 33 Kurşun’ kitabıyla Yunus Nadi Röportaj Ödülünü aldıktan sonra Özalp'a geldiğinde görmüştüm. Bütün sınıf okulu asmış, seni görmeye gelmiştik.
Okulda Milli Güvenlik Dersleri Günay Aslan derslerine dönüşürdü. Komutan her derse senin kitaplarınla gelir senin ateist, dinsiz, imansız biri olduğunu bize anlatır dururdu.
Seninle diyaloğum 2004 yılında Özalp'ta ki kışlaya Mustafa Muğlalı'nın isminin verilmesiyle ilgili yaptığım haberlerin ardından oldu.
Benim için bu çok güzel bir duyguydu.
Bu yazıyı bana asıl yazdıran olayı ise Kurban Bayramı için gittiğim Özalp'ta Alaattin'i TV başında Roj TV'de 7'inci Gün programında seni dikkatle izlerken görmek oldu.
Alaattin dikkatle seni dinliyordu.
İkiniz yıllar sonra yeniden karşıya karşıya gelmiştiniz. Ben de yıllar sonra bu randevuyu yeniden yaşıyordum. Oturdum ve dikkatle Alaattin'i izlemeye başladım.
Ama Alaattin bu defa hiç kızmadı, kendi kendine sayıklamadı. Dikkatle dinledi ve söylediklerini onaylar bir biçimde kafasını salladı.
Sonra bana döndü, bir ah çektikten sonra gülümsedi ve dedi ki :" Günay benim okul arkadaşımdı"
Senin kendi deyiminle Defterinde düş sesleri, sırtında bıçak izleriyle sürgüne gideli uzun bir zaman oldu.
Ama seni sürgüne gönderenler amaçlarına asla ulaşamadı. Sen her zaman bize daha yakın oldun. Bana çok şey öğrettin ve hep destek oldun. Bir gün iyi bir gazeteci olamazsam eğer sana çok mahcup olacağımı düşünüyorum. İşte bu yüzden çok çalışmam gerektiğinin farkındayım.
Günay abi, senin dediğin gibi yüreğinin başkentinde, Ormiye'nin batısında, Fırat'ın doğusunda, Dicle'nin kuzeyinde, Ağrı Dağı'nın Güneyinde, etrafı sur gibi sıra dağlarla çevrili Van Gölünün kıyısına kurulacağız.
Yüreğinin başkenti seni bekliyor. Yüreğinin başkenti aynı bıraktığın gibi. Seni her zaman dinleyeceğiz, derin ve dilsiz acılarını da.
Van Gölü, Tamara, Süphan açmış kollarını seni bekliyor.



Güncel