ALTERNATİF ÜRETME ZAMANI!/Teslim TÖRE

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Global kapitalizm yapısal nedenli, global boyutlu bir krizin içine girmiş durumda. Bütün kapitalist dünya, söz konusu krizin nasıl atlatılacağı konusunda kafa yorarken Türkiye sisteminin eski ve yeni baronları, toplumun sorunlarından uzak bir alanda paradigma kavgası yapıyorlar.
Bazıları bu kavganın, demokrasi ile otoriter kemalizm arasında ki bir kavga olduğunu bazıları ise bunun laik devlet ile din devleti arasındaki bir çatışma olduğuna iddia ediyor. Ve çatışma bu nitelemeler çerçevesinde devam ediyor.

Kim nasıl yorumlarsa yorumlasın, ne kadar karşı durulursa durulsun Türkiye’ de paradigma değişimini, toplumsal bir devrimin dışında hiç bir güç durduramaz. Çünkü değişim yapısaldır. Yani global kapitalizmin varlık nedeninin bir zorunluğudur. O nedenle de mevcut sistemin içinde kaçınılmazdır.

1950’de emperyalizmle iş birliğine girildikten sonra türkiye işbirlikçi devlet sistemi, kapitalizmin sermaye ihracının, eşitsiz gelişim yasasına uygun olarak şekillendi. İş birlikçi ulus devlet paradigması kapitalizmin bu eşitsiz gelişim yasasına denk bir gelişim izledi.

Bu süreç, çeşitli askeri faşist diktatörlükler, siyasi gerici parlamenter yönetimler, Gladyolar, devlet çeteleri, kayıt dışı sermaye grupları, sistem baronlarının bilgisi dahilinde her türlü yasadışı organizasyonlar oluşturuldu. Emperyalizm soğuk savaş dönemi poltikasının bir ürünü olarak, sosyalistlerin enternasyonal yaklaşımına karşı milliyetçilik, şovenizm, faşizm gibi karşı devrim akımları geliştirdi.

Ama artık, Türkiye’de kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası değil. Global kapitalizmin sanayi taşıma harekatının doğrudan bağımlı, doğrudan denetim yasaları geçerlidir. Sermaye ihracı döneminde emperyalizm patent, royaltı, faiz gibi haraçlarını alıp işbirlikçi, sermaye belli manevra hakkı tanıyordu.
O, nedenle de emperyalist sermaye henüz tümüyle bir iç olgu durumuna gelmemiş, dolaysıyla da iş birlikçi sistemi dışardan yönetiyordu. Ama sanayi taşıma harekatı emperyalist sermayeyi bir iç olgu durumuna getirdi. Emperyalizm tümüyle içselleşti. O, nedenle de içeride ve doğrudan yönetiyor.

Kapitalizmin, global boyutlu bu iç başkalaşımı yapısal olarak, sermayenin eski yapısına göre oluşmuş olan paradigmayı global sermayenin yapısına denk bir şekilde yeniden yapılandırmak durumundadır. Bugün eski paradigmanın yıkımı, yeni paradigmanın oluşumu global sermayenin bu yapısallığına denk bir şekilde gerçekleştiriyor. O nedenle, yeni oluşturulan paradigmanın içine milliyetçi, şoven ve ırkçı öğeler asla alınmıyor. Başka bir anlatımla paradigmanın içindeki ulusalcı unsurlar tümüyle kazınıyor.
 
Aynı şey Kürtler içinde geçerli hale getirilmeye çalışılıyor. Kürtlerinde emperyalizme kayıtsız şartsız bağımlı olanları tercih ediliyor.  Ulusal karekterli, ulusal kimlikli olman ve bu kimliklerden hareketle emperyalizme karşı duruş gösteren Kürtler dışlanıyorlar. Global kapitalizmin Alevilere yönelik poltikası da solcu, demokrat, ilerici yada belli ölçüde Kürt ya da Türk yurt severliği eğilimi taşıyanları dışlama yönündedir.

Milliyetçilik, şovenizm, ırkçı, faşizm yerine; emperyalizmin üretimi olan ’’ılımlı  İslam’’ ideolojisi doğrultusunda ’’Müslüman müslümanın kardeşidir, inananlar dünyasından olmak’’ gibi persektiflere, ulusçuluğu reddeden, sermayeyi İslam enternasyonalizmi  ve inananlar dünyası doğrultusunda ulusal çitler dışına taşıyan bir ekonomi poltika uygulanmaktadır.

Halbuki İslam da en büyük günahlardan sayılan, faizin bir ürünü olan bankacılık ve dünyanın en büyük kumarı olan borsa kumarı en çok ’’ılımlı İslam’’ ideolojisinin uygulaycısı olan AKP  döneminde geliştirip güçlendirmiştir. İslam’ın karşı olduğu faktörler ’’ılımlı İslam’’ dünyasında yaygınlaşıyor.

Burjuva devrimlerin kısmen ötelediği dini, kapitalizm süreç içerisinde paraya tahvil ederek kullandı. Ama global kapitalizm dinin uyuşturucu etkisini, ’’inananlar’’, ’’ılımlı İslam’’ gibi kavram ve tanımlamalarla sömürünün ideolojik hegemonyası haline getirdi.

Global kapitalizmin çelişkiler yumağından kaynaklanan bu iç başkalaşım çatışmaları, bir yanda sistem içi dengeleri bozup, taraflar arası gerilimi artırırken, bir yandan da tartışma ve toplumsal hareketlenme ortamı yaratıyor. Bu ortam sistemin baronlarının arasında ki çelişkiyi daha da derinleştirirken, sistem dışı güçlerin üçüncü bir odak oluşturmalarının zemininide güçlendiriyor.

Sistem içe büzülüp, dışta kalanları iyice ötelerken, entellektüel emekle kolektif emeğin daha çok bütünleşmesini sağlıyor. ’’ılımladığı’’ Kürtleri sistem içine çekmeye çalışırken yurt sever, solcu Kürtleri öteleyerek sola, sosyalistlere daha çok yakınlaşmalarına zemin hazırlıyor.
’’Ilımlılaştırdığı’’ ve şovenleştirdiği Alevileri yeni paradigmaya dahil edip asimile ederken solcu, demokrat, ilerici Alevilerin sistem karşıtı güçlerle daha çok bütünleşmelerine neden oluyor. İktidar bütün gücüyle tekelciliğe abanırken, küçük ve orta işletme sahiplerini sistem dışına itiyor. İşsizlerin, açlık ve yoksulluk sınırında yaşayanların sayıları çığ gibi büyüyor.

Tek cümleyle, Türkiye’de sistemin yaşamakta olduğu bu paradigma değişimi Türkiye toplumunun en sağlıklı, zinde, dinamik sınıf katman ve unsurlarının bir alternatif oluşturacak şekilde yan yana gelmelerini sağlıyor.

Bütün bunların toplamı; sisteme global boyutlu ve Türkiye ölçekli, çok sancılı bir başkalaşım süreci yaşatırken, aynı zamanda zıtların birliği yasası gereği sistemin kendi karşıtını yaratmakta olduğunun da somut verileridir. Türkiye’nin tek kurtuluşu, bu dışlanan yığınların örgütlü ve sistem karşıtı bir güç haline getirilmelerine güç olacaktır.

Demokratik kitle örgütlerinin çıkarı mevcut durumda böyle bir alternatif güç yaratmak yada böylesi bir alternatifin yaratılmasına katkı yapmaktayken, kendilerini sömüren, aşağılayan, karşı devrim güçlerinin çıkarına hizmet ederek onların barışmaları ve birleşmeleri için eylem yapıyorlar. Böylesi bir akıl tutulması tarihte az görülmüştür. Türkiye’de bir iç savaş çıkacak, toplum birbirini kıracak. Kürtler, Türkler bir birini öldürecek, Türkiye bölünecek gibi korkular üretip yayarak, bir toplumsal travma yaratıp, insanları böylesine alkışlatıyorlar.
Emekten, insandan, insani değerlerden, doğadan, kadından, çocuktan, dağlarda birbirini öldüren çocuklarının kanının durdurulmasından yana ve Kürtlerin, Alevilerin asimile edilerek yok edilmelerine karşı olanlar bu dibe vurmuşluğun etkisiyle kendine gelip, olumsuzluğa kendi lehlerine olumluya  çevirmelerinin zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Yukarıda vurgulamaya çalıştığım sınıf ve toplumsal katmanların, aslında insanlar olan herkesin, bu aymazlığı aşıp, global kapitalizm karşıtı güçlerle evrensel boyutu organik bağlar kurarak, Kürt ve Türk halklarının, bir bütün olarak insanlığın ve doğamızın kurtuluşu için, bir alternatif yaratmasının tam zamanıdır. Yarın geç olabilir.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com