ABD, İSRAİL, TÜRKİYE ÜÇGENİ VE ORTA-DOĞU-1/ Mehmet ÖZCAN

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 4 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


ABD emperyalizmin ikinci dünya paylaşım savaşı sonrası, Hitler faşizmin yenilgisi sonrası kapitalist emperyalist sistemin süper gücü olarak işbaşına geçerek dengelerin yeniden kendi lehine sağlamaya çalışıyordu.
Birincisi: kapitalist-emperyalist sistemin düşmanı olan; Sosyalist sisteme karşı askeri bir paktın kurulması gerekiyordu.
Bunun adı  askeri savunma gücü olarak NATO olarak sosyalist sisteme karşı kapitalis-emperyalist sistemi koruyacaktı.
İkincisi ise: Orta-doğuda ABD emperyalizmi güç olmak isitiyordu.
Her na kadar da önceleri İngiltere’nin ve Fransa’nın Orta-doğu da sömürgecilik sistemi ve mandacılık tecrübeleri olmuş olsada.
ABD bunun ötesinde kendi gücünü oraya taşıyacak uydu yapay devletler kurması gerekiyordu.  İngiltere’den ve Fransa’dan bunun için  sadece teknik bilgiler dışında bir ortaklığı olmayacaktı.
Başta Orta-doğu ve Arap milliyetçiliğini parçalara ayırması, bölmesi gerekiyordu. Bunun için; Birincisi: para gücünü kullanarak kendi işbirlikçilerini oluşturması ve sonrasın da bu oluşturmuş işbirlikçileri vasıtasıyla da, yapay Arap devletleri oluşturması gerekiyordu.
İkincisi ise; CİA vasıtasıyla bölgeyi Sosyalist sisteme karşı anti-Komünist ideolojinin yayılmasını sağlamaktı.
Üçüncüsü ise; kendi askeri gücünü ve kendi uydusunu yaratması ve bu siyonist devlet vasıtasıyla Orta-doğunun gerçek küçük ABD’yi oraya taşıyacak tek güç ise, İslam ve Arap milliyetçiliğini yerle bir edecek yapay siyonist devletin adı dünyada ilk Yahudi devleti olarak geçmiş tarihden adını alan ’’İsrail’’ olacaktı.
Kürtlerin durumu ise, İkinci: dünya savaşı sonrasında da değişmedi ve 1946’da yılında emperyalizmin bölgede ki ilk kurbanı Kürtler oldu.
ABD emperyalizmi bölgede ilk olarak petrol zengin ülkelerinden biri olan İran’ı yönetimini eritmeye süreç içerisinde İran yönetimini darbe ile ele geçirerek geçmiş tarihden Pehlevi Şahlığına tekrar iktidar yapması gerekiyordu. Şah Rıza Pehlevi’yi iktidara taşıyarak Orta-doğu ya ve etkinliğini  sağlamlaştırdı.
ABD, İsrail, İran,Türkiye Orta-doğunun ve bölgenin kaderi bu dörtlü ülke  etkin olarak belirleyecek, istihbarat haber alma örgütleri birlikte çalışacak bölgedeki tüm provokasyon, cinayetler, darbeler düzenleyecek bu örgütler  CİA, MOSAD, SAVAK, MİT’den oluşmaktaydı.  Tüm anti-Komünist eylemleri birlikte hazırlayacak birlikte yapacaklardı ve öylede oldu.
Tarihde  Orta-doğuda Asya ülkelerinde ne kadar karanlık askeri darbeler, ABD lehine anti -Komünist eylemler olmuşsa bu dörtlü örgütün parmağı olmuş ve birlikte yapmışlardır.
ABD, bölgenin güçlü ülkelerinden askeri gücü oldukça güçlü olan Türkiye ile hızla ekonomik ve siyasi olarak yakınlaşmayı sağlayarak anti-komünist ideoloji ile besliyerek Sosyalist sistemin karşısında koymak için, her türlü silah teçhizatla donatarak NATO’nun emrine hazırlamış oldu.
Böylece Türkiye’de ABD’nin emrinde savaşmaya laik olmak için, savaşdan savaşa paralı asker olmuştu.
Yine  ABD emperyalizmine karşı ülkesini korumaya ve işbirlikçilerine mücadele ederek  emperyalizme karşı savaşan Kore’li ant-emperyalist devrimcileri yok etmek için ABD emperyalizmin safında yerini hemen almış oldu.
KORE’den savaşmak için efendisinin emrinde cepheden, cepheye koşarak Memetlerin canını,  kanını feda ediyor satıyordu..
ABD emperyalizmin Orta-doğu da siyonist yapay İsrail devletini Filistin topraklarını işgal ederek 1948’de kurmasaydı. Bugün Orta-doğuda güçlü olamayacaktı.  Aynı şekilde siyonist İsrail’de ABD’nin süper gücün uydusu olmasaydı.
Arap ülkelerinin üzerinde hakimiyeti gücü olamayacaktı. Orta-doğu da bu iki güç birbirin tamamlaycısıdır.
İsrail’in bölge çapında süper güç olarak çıkması, Arap gerçekliğini dondurmuş; sosyal değişim ve moderenleşme projelerine karşı çıkıp engelleyen gerici, muhafazakar akımları güçlendirmiştir.
 Kuruluşundan beri İsrail, büyük sömürgeci devletlerin asker, ekonomik ve casusluk üssü haline gelivermiş; bu meydan da İngiltere-Fransa’yla 1956’da ABD’yle 1967’de stratejik ittifak kurmuştur.
İsrail’in Filistin varlığını reddetme temelinde izlediği iskancı sömürgeciliğe dayanan işgal poltikası, Filistin halkını tahakküm altına almış; ulusal güvenlik adıan güttüğü yayılmacı poltikalarıdır. Arap dünyasında çözülmesi imkansız krizler yol açmıştır ki, bugün bile bölgemiz istikrarsızlık ve güvensizlik batağındadır.


                                                                                  KÜRDİSTAN!

Kapitalizm şafağında uluslar bağımsızlığına kavuşurken, Kürdistan ise, tam tersi ayrı bir statüko izlenerek Osmanlı İmaparatorluğunun yıkılması hızlanırken, Osmanlı egemenliği altında asırlardır sömürge yaşamı süren  Kürt halkı dört parçada bir türlü özgür bağımsız olma şansını  kapitalizmin şafağında yakalayamadı;  Kürtler tarihi akışı içinde Orta-doğu üzerinde büyük emperyalist ülkeler arasında ki, çatışmaların hep tutsağı olmuştur. Emperyalist güçler, Kürt meselesinde kendi aralarında ki, çıkar çatışmasında birbirlerine karşı koz olarak kullandılar onların acıları pahasına kendi aralarında antlaşmalar yaparak, topraklarını paylaştılar.
Birinci Dünya savaş’ından sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması üzerine, bölgede ki halklar, özgürlük ve bağımsızlık talebinde bulundular. Bölgede ki diğer halklar gibi Kürtler de  eksiksiz haklar talebinde bulundu...
İngiliz emperyalizmin Kürdistan’a bağımsızlık vereceği konusunda Şeyh Mahmude Hafid’e ’’Bezenci’’ verdiği vaatlerde samimi olmadığı davranışlarından anlaşılıyordu. Hatta Kürdistan’ın bağımsızlığı mücadelesine fiili destek veriyormuş gibi davrandığı dönemlerde bile zengin petrol yataklarının bulunduğu ’’Kerkük’’ bölgesinin Kürdistan’ın bir parçası olup olmadığı konusunda hiç bir zaman net bir tavır içinde olmadı.
 Emperyalist ülkelerin ve İhtilaf güçleri 1923 tarihinde ’’Lozan’’ antlaşmasının imzalayarak sevr antlaşmasını geçersiz kıldılar. Kürtlere verilen tüm sözler unutuldu, vaatler yerine getirilmedi; dolaysıyla Kürtlerin tüm beklentileri boşa çıktı.
O sırada Musul vilayetinde aslında, İngiliz ve Fransız emperyalistleri arasında imzalanan gizli bir antlaşma gereğince Fransız nüfuz bölgesi içinde yer alıyordu. Fakat Fransa 1919 tarihinden itibaren müttefiki İngiltere lehine bu hakkından vazgeçti ve bu uzlaşma 1920 San Remo antlaşmasıyla nihai şekline kavuştu.

Lozan antlaşması, bu antlaşmanın ardından yaşanan gelişmeler. Özellikle Musul meselesine ilişkin süreç bütünüyle Kürt çıkarlarının aleyhine olmuştur. Başka bir deyişle mazlum Kürt halkının haklarının ortadan kaldırılması pahasına gaspçılar ve fırsatçı emperyalist ülkeler ve Türk militer devlet arasında sorun çözülmüş demektir. Musul meselesinin çözülmesiyle birlikte İngiliz emperyalizmi bölgede kalıcı ve belirleyici bir politik güç oldu.
İstediklerini elde eden İngiliz emperyalizmi bunun karşılığında o günden beri Kürtlere baskı uygulayan güçlerin arkasında yer almıştır..
Osmanlı İmparatorluğu kontrolünde olan Kürdistan toprakları Kerkük, Musul sesizce İngiliz emperyalizmi tarafından işgal edilerek kendi denetimine aldı. Burda Osmanlı İmparatorluğu  devamı olan Türk militer devleti o gün bu toprakların işgaline ses çıkarmazken, bugün Güney Kürdistan toprakların da Kürkük, Musul sevdası sürmekte kendisinin olduğunu iddia etmektedir.
Güney Kürdistan’ daki 1919  Kürt isyanı ingilizlerce kanla bastırıldı. Bu dönemde Irak’ın milliyetçileri ve emperyalizmin işbirlikçileri de Kürtlerin kendi kaderlerini İngiliz emperyalizmin 1921’ de Emir Faysal’ın yönetiminde ’’Irak’’ Devletini kurması Kürt halkı desteğini vermemiştir.
1923’de Süleymaniye de Kürt halkı bir kez daha İngiliz emperyalizmi tarafından havadan bombalayarak, Kürtler halkı dağlık bölgelere çekilerek İngiliz emperyalizmin işgaline karşı top yekün direniş göstererek İngiliz emperyalizmin geri çekilmesini sağlamışlardır. 1924’de İngiliz emperyalizmi tekrar Kürt halkına karşı acımasızca katliam gişinde bulunarak Süleymaniye’yi tekrar işgal etmişlerdir.
Ama Kürt halkının inancı ve inatı 1931’ de tekrar şiddetli direniş göstererk İngiliz ve Türk Militer devleti de işbirliği gerçekleştirerek her iki parçada Kürt katliamı yapmışlardır ve 1933 de Kürt isyanı bastırılmıştır.
Türkiye Kürdistan’ında Şeyh Sait isyanı Türk militer devleti tarafından bastılarak en büyük Kürt katliamı yapmıştır. Ve  Kürt  harketinin lideri Şeyh Sait yakalanarak istiklal mahkemelerinde yargılanarak idam edilmiştir.
Geçen süre içerisinde gerek Güney Kürdistan topraklarında gerekse Kuzey Kürdistan topraklarında Kürt halkının mücadelesi tüm katliamlara sürgünlere karşın durmamıştır.
Aynı şekilde Mahabat Cumhuriyeti kurulmuş. Mahabat Cumhuriyeti de acımasızca saldırı karşısında yenik düşmüştür.  Gazi Muhammed sonuna kadar direnerek öldürülmüştür.
Yine Kuzey Kürdistan’da 1967 Mustafa Barzani önderliğinde ki mücadelesi bir kez daha Kürt Katliamına dönüşürken Kürt halkı her dönemde ihanetlere yenilğiye uğramış olsada. Bağımsızlığı, özgürlüğü için hep direnmiş yiğitçe mücadele etmesini bilmiştir.
Türk militer devleti her Kürt halkının bağımsızlık ve özgürlük direnişinde çözmemek, bitirmek, Kürt halkının üzerini betonlamaya çalışmıştır. İlk dönemler Kürt direnişi veya Kürt sorunu şeklinde bakmamıştır. Ya şakiler demiş yada eşkiyalar olarak halka lanse edilmiştir.
Taki,  TİP  seçimlerde patlama yapana kadar. 68 Dünyada ve Türkiye devrimci öğrenci hareketinin yükselişe geçinceye kadar Kürt sorunundan veya özgürlük, Bağımsızlık mücadelesini ağzına alamıyor ve tartışamıyordu.
71 lerden sonra devrimci hareket 12  Mart askeri darbesinden sonra Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimler Kürt sorununda ve Kemalizme mücadeleyi temel aldılar.
Her ne kadar devrimci önderler İdam veya kaltedilmiş işkencede öldürülmüş olmaları devrimci mücadeleyi kısa bir yenilgi devresi geçirmiş olsada.
1973’ den sonra çığ gibi gelişen  devrimci hareketin ve Kürt hareketinin sıçramasıyla bir dönüm noktası ve kilometre taşı olmuştur. 12 Eylül askeri faşist darbesi her nekadar devrimci harekatı kesintiye uğratmış yenilmiş olsada. Kürt hareketinde bir dönüm noktası başlamıştır.
1984’le birlikte PKK ulusal hareketinin çıkışı dört parçada bir örgütlenmeyi Kürt hareketinin yükselişi olarak görülmelidir.
24 yıldır süren bir savaş devam ederken 40 bin üzerinde her iki taraf dan güvenlik görevlisi ve Kürt gerillası, Kürt halkı ölmüştür. Her iki tarafdan da 100 binler üzerinde sakat ve yaralı vardır. Kürtdistan toprakları yaşayan Kürt halkının toprakları evleri yakılmış ve Milyonlarca insan metropollerde aç, yoksul, perişan bir şekilde sürgün yaşamı sürmektedir.
Hala insanların her gün öldüğü bir savaşta Türk militer devleti çözüm üretmemekte direnirken, savaşmaktan Kürtleri imhadan başka bir şey düşünmemektedir.
Kürtlerin Kürt sorunu yoktur. Kürtlerin Kürdistan devlet olma diye bir  sorunu vardır. Ancak; Kürdistan sorunu kaygan zeminde neyin olacağı belirsizliği sürerken.  ABD’nin ve diğer emperyalist ülkelerin hepsinin kendi çıkarları doğrultusunda bir Kürt sorunu var ama, Kürdistan’ın devlet olma sorununu doğru olarak düşünen yoktur.
Bu sadece emperyalist ülkeler bir birini karşı çıkarları kullanmak amacıyla yapılmaktadır. Yoksa yukarıda söylediğim gibi, Kürtler bu dünyanın lanetlileri olarak ulus olarak devletsiz, çözümsüz, sorunlu olarak durmaktadır.
ABD emperyalizmin Güney Kürdistan’ın devlet olma sözleri bugünlük kaygan bir zeminde bekletilmektedir. Bunun anlamı şu çıkarın nerde daha çok ağır basarsa yön o tarafa doğru rüzğarı estirmekteler.
Bugün kü, koşullarda Türk militer devletinin bölgede çıkarları daha ağır bastığından rüzğar o tarafa doğru esmektedir ve böylece bir kez daha Tarih sahnesinde Kürdistan’ın devlet olması ertelenmiştir.
Çünkü; yazının başlığından da anlaşılacağı gibi, ’’ABD, İSRAİL, TÜRKİYE ÜÇGENİNDE VE ORTA-DOĞUDA’’. Tarihi ilişkilerin bölgede hep birbirlerinin ağzına, çıkarlara bakılarak poltika yapılmıştır. Kürdistan’ın güneyde devlet olma sorunu ertelenirken. Kuzeyde Kürt sorununu hala Türk militer devleti  imha ve yoketme poltikası dün olduğu gibi  bu günde aynı imha ekseninde çözümsüzlük içerisinde sürmektedir.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen BERFİN, 21 Ekim, 2008 00:42:54
    biraz daha kısası yokmuydu

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com