15-16 HAZİRAN İŞÇİ EYLEMİNDEN GERİYE TUZLA CİNAYETİMİ KALDI?/Mehmet ÖZCAN

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


İşçi sınıfının siyasal mücadelesiyle sendikal mücadelesi,  genelde siyasi yönü güdük, ekonomik yönü ağır basan bir sendikal mücadele şeklinde yaşam bulmakla beraber,  dönem dönem çakışan bir çizgide gelişebilmiştir. 
Bilinen bir gerçek şudur ki,  işçi sınıfının siyasal anlamda iktidar mücadelesiyle ekonomik mücadelesi arasında sıkı ayrılmaz  bağlar vardır.  İşçi sınıfının kendisi için sınıf olmaya doğru bilinç evrim,  ekonomik mücadelenin tıkatıcı, daraltıcı ve bulanıklaştırıcı etkisinin siyasal mücadele yoluyla aşılması mümkün oluyor.

Türkiye işçi sınıfının burjuvaziyle bütün bağlarının kopartılmasının önünün açıldığı ve kendisini burjuvaziye bağlayan sarı sendikaları elinin tersiyle bir kenara ittiği,  kısaca tarihinde ilk defa bağımsız bir sınıf eylemiyle siyaset sahnesine çıktığı 15-16 Haziran başkaldırısını değerlendirebilmek için,  yaşanılan dönemi belirleyen  koşullara kısaca olsada göz atmak gerekiyor.

1960-70’li yıllarda Türkiye ekonomisi kapitalist yoğunlaşma anlamında hızlı bir yol kaltetmişti.  Üretim, büyük ölçekli fabrikalarda giderek tekelleşerek büyümüştü.  (1963-1967arasında sanayinin büyüme hızı yılda .9,  1968 de ise %8.7) bu süreç tarım sektöründe daralmayı beraberinde getirdi.  1963 yılında gayri safi milli hasıla içindeki tarımın payı % 41.2 iken bu oran 1967’de 5.4’e düştü. 
Aynı dönemde sanayinin payı .3’den .5’e yükseldi.  Makinalaşma ve toprakların büyük çiftliklerin veya tarım işletmelerin eline geçmesi kırsal kesimde yoksullaşmayı artırdı.

Tarımsal üretim etkinlikleri sonunda belli bir sermaye birikimi ortaya çıktı.  Bu sermaye,  ticaret,  bankacılık ve sanayii için kullanılmaya başlandı.  Köylerin toplumsal yaşamı,  Pazar ekonomisiyle bütünleşti. Tarımda kapitalist gelişme sonuncu kırsal alanda temel sınıflar,  tarım tekelci kapitalistleri ve tarım proleterleri biçiminde ayrıştı.

60 sonrası 274 ve 275 Sayılı Sendika ve Toplu Sözleşme Yasası’nın çıkışı ile birlikte sendikal alanda görülür bir gelişme sağlandı.  Amerikan yardımlarıyla kurulan Türk-İş,  yükselen işçi muhalefeti ve grevler karşısında patron yanlısı tutum içine girince örgütlenen muhalefet gerçek anlamda işçi sınıfı mücadelesi yürütme  anlayışıyla 1967’de DİSK’i kurdu.  1963 ile 1971 arasında sendikalı işçi sayısıyla birlikte,  örgütlü sendika sayısı artı. 
1960’ta sendikalı sayısı 280.000 sendika sayısı ise 417 idi.  1965’te sendikalı sayısı 360.285’e yükselirken sendika sayısı 668’e çıktı.  1970’e kadar ki 5 yıllık süre içinde bir hayli artan sendikalı sayısı 2.088.219’a, sendika sayısı ise 737’ye ulaştı.

İşçi sınıfının sayısal artışı kapitalist gelişmenin hızlı yaşanması,  mevcut üretim koşullarının hızlı tasfiyesi,  sınıf çizgilerinin hızla netleşmesi işçi ve yoksul emekçi muhalefetinin artmasına neden oldu.
Grevlerin artması işçi sınıfının ekonomik, mücadelesini de ve siyasallaşmasını da artırmış oluyordu.   Toplumda işçi sınıfının gelişen mücadelesinin de etkisiyle,  özgül mücadele metodlarıyla giderek politikleşen bir çizgide sokağa taşan katmanlar ortamı daha da kızıştırıyordu.  Yüksek öğrenimin nisbi oranda yaygınlaşması, ailesi işçi,  tarım emekcisi,  küçük memur olan gençliğin üniversitelerde bulunması,  öğrenci gençliğin gelişen işçi ve yoksul halk hareketinin ön saflarında yeralması hayli etkiliydi.  Memurlar hızlı bir şekilde sendikalaşmaya gidiyorlardı.  Teknokratlar,  bilim adamları,  teknik personel ve bir kısım bürokratlar,  boykotlar hatta yürüyüşler düzenliyorlardı.  Tarım işçisinin ağır çalışma koşulları köylü hareketlerinin gelişmesinde itici rol oynadı.  Toprak işgalleri yapılıyordu.  Taban fiyatlarını az bulan küçük üreticiler,  mitingler düzenliyordu.  Bazı köylerde,  yoksul köylüler, toprak ağasının gaspettiği toprakları geri almayı bile başarmışlardı.  Öte yandan ’’Doğu Mitingler’’ ile,  yıllardır  önemi göremeyen.
Kürt sorunu gündeme getirilmişti.  Kürtlerin  ve alevilerin kendini TİP  şahsında sosyalizm bayrağı altında tanımladıkları bir ortam olmuştu.  Sosyalizm,  meclisten sendikalara kadar toplumsal yaşamın her alanında kendinini ifade ediyordu.

İşte, DİSK’in engellenmesine yönelik girişimler ve anti-demokratik sendika yasa tasarısı,  tüm bu devrimci mücadelenin üstüne gelir.
15-16 Haziran 1970.  Toplumsal muhalefetin hayli yükseldiği bu dönemde 274 ve 275 sayılı Sendikalar  ve Toplu İş Sözleşmesi yasalarının değiştirilmek istenmesi üzerine,  15 Haziran Pazartesi İstanbul,  Kocaeli ve çevresinde  100.000’e yakın işçi bulundukları fabrikalardan İstanbul’un merkezine doğru yürümeye başlar.  135 fabrikada iş durdurulur.  Bir işçi seline dönüşen kalabalıklar, birçok yerde kurulan polis ve jandarma barikatlarını çatışarak aşarlar.  Bazı binaları taşlar,  birkaç otomobili de yakar.

Ayaklanma esnasında DİSK’li işçilere Türk-İş ve Bağımsız Sendikalar üyeleri de katılır.  Bir çok yerde polis ve jandarma barikatı aşılır ve yürüyüş kolları birbirine ulaşır ama bir çoğuda engellenir.  Hükümet partisinin binaları taşlanır. 
16 Haziran Salı günü şiddetli çatışmalar neticesinde 3’ü işçi,  biri esnaf diğeri polis memuru(polis kurşunuyla) 5 kişi ölür,  200 kişi yaralanır.  Direnişe 150.000’e yakın kişi katılır.  17 Haziran’da bir ay süreli sıkıyönetim ilan edilir. 
 
15-16 Haziran işçi sınıfının ekonomik-demokratik haklar için yürüttüğü siyasal bir mücadeledir.  15-16 Haziran sendika seçme ve sendikal örgütlenme özgürlüğünü ortadan kaldıran anti-demokratik yasaya karşı, ekonomik ve demokratik haklarının gaspedildiğini gören işçi sınıfının burjuvaziden izin almaksızın varolan yasaların sınırlarını aşacak eylemler yaptığı dikkate alınırsa eylemin siyasal yönü anlaşılır.  Kaldı ki işçi sınıfı yer yer siyasal talepleri de kullanmıştır.

15-16 Haziran Türkiye işçi sınıfının kendisi için sınıf olma yolundaki atılımıdır.  ’’Bunlar işverenlerle işçiler arasında uyanmaya başlayan düşmanlıkları  gösteriyordu;  ama işçiler, kendi çıkarlarının  modern siyasal ve toplumsal sistemin tümüyle uzlaşmaz bir biçimde çatıştığının bilincinde değillerdi ve olamazlardı da.  Yani onların bilinci henüz soyal-demokrat  ’’Sosyalist’’ bir bilinç değildi.  Bu anlamda başkaldırmalara karşılaştıklarında çok büyük bir ilerlemeyi etmelerine rağmen salt kendiliğinden bir hareket olarak kaldı.’’(Lenin Ne Yapmalı)

15-16 Haziran, tabanda örgütlenen işyeri komiteleri,  DİSK’in örgütlediği  klasik anlamda kendiliğinden eylemi aşan bir eylem olarak alğılanmalı.  Zira öncü işçiler ortalama bir sosyalist bilincine sahiptiler.  Ancak sendikalar dışında örgütlü değildiler ya da örgütleri,  sürece müdahale edebilecek durumda değildi.  İşçiler bu eylem içinde sınıfların toplumdaki yerini görüp,  kavramışlardır.  Türkiye işçi sınıfının tarihsel olarak kendiliğinden bir sınıf olmaktan,  kendisi için sınıf olma yolundaki sürece,  15-16 Haziran önemli bir ivme kazandırmıştır.

İşçi sınıfının,  burjuvaziden ayrı bir sınıf olduğu duyusuyla,  toplu biçimde ve siyasal istemlerle baş kaldırması kendisi için sınıf olduğunun anlatımıdır.  Bu soruna böyle bakmak gerekir.  Her tekil işçi eyleminde örgütlülük ve kendiğindenlik öğeleri yeniden  ve yeniden ölçülerek sınıfın tarihsel durumu doğru değerlendirilemez. 
Ayrıca sınıfın kendisi için sınıf olması bir süreçtir ve Türkiye işçi sınıfı bu sürecin başlarındadır.  
Kendisi için sınıf olmanın en ileri ölçüsü ya da göstergesi sınıfın kendi partisi önderliğinde,  iktidar savaşımı yürütecek bilinç ve davranış netliğine ulaşmasıdır.

Eylemin sıcaklığı ve sınıfsal sağduyu toplumsal muhalefetin yükseldiği dönemlerde bu tarz bilinç sıçramalarına neden olabiliyor.  Sınıf mücadelesinin keskinleşdiği,  devrimci durum ve ulusal çapta kriz anları,  işçi sınıfının bilincinde ani değişiklere yol açyor. 
İşçi sınıfının ekonomik gelişme ve endüstrileşmeyle temelleri döşenmiş birliği ve gücü böyle dönemlerde sınıfın büyük çoğunluğu tarafından kavranabilir duruma geliyor.  Hareket içindeki sınıfın barışcıl dönemlerde biriktirdiği deneyim ve bilgi,  böyle dönemlerde bentlerini parçalayan baraj suyu türünden büyük bir güce dönüşüyor.  Teorinin maddi güce dönüşmesi, tarih yapan bilinç ve örgütlülüğün doğuşu böyle bir mekanizmayla gerçekleşiyor.

Bu gün yıllar, önce işçi sınıfının şanlı tarihi direnişi ile kazandığı hakları hükümet 1475 İş yasası kanunu değiştirerek işçi sınıfının örgütlenmesini önlemeye çalışmaktadır. 12 Eylül’le birlikte işçilerin örgütlenmesini, ve sendikal hakların kısıtlanması için işverenlerin işyerlerini bölmek için taşeronlar vasıtasıyla olan haklarını korumakta zorluk çekmektedir. 
işyerlerinde geçici işçi çalıştırmaya başlamışlardır. Bu işçiler devamlı giriş çıkış yaptırılamaktadır böylece işyerlerinde sendikaların örgütlenmesi ve sendikaların toplu sözleşme yapması ortadan kalkmış oluyordu sömürülerine sömürü katıyorlardı.
Bugünde bunu daha yasal hale getiren AKP’i hükümeti işverenleri daha mutlu etmiş oldu. Böylece işçi sınıfı daha da köleleştirilmiş olundu.

Dünyada ve Avrupa ülkelerinde sendikalı işçi sayısıda gün geçtikçe sayısı düşmektedir.
Bunda kuşkusuz sosyalist sistemin çözülmesinin büyük etkisi olmuştur. Sosyalist sistemin çözülmesi ile beraber dünya küresel sermayesine, tekelci burjuvaziye  kapitalis-emperyalist sisteme gün doğmuş oldu.
Uluslararası işçi sınıfının sendikalı örgütlü olmasını önlemek için, taşeron veya sendikasız örgütsüz işçi çalıştırma Avrupa ve dünya da, ve de Türkiye’de sendikalı işçiden çok sendikasız, toplu sözleşmesiz işçi çalıştırma işverenlerin tercihi olmaktadır.
Türkiye 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğün işverenlerin korkulu rüyası olan DİSK’in kapatılmasıyla gerici bir döneme girerken. Toplu-iş sözleşemeleri rafa kalkarken Grev, direnişler yasaklanmıştır. Buna sosyalist sistemin çözülüşünüde eklersek, uluslararası işçi sınıfının gerilemesi ile Türkiye’de adeta ucuz iş gücü cenneti olmuştur.
Sendikasız, sigortasız ve en kötü koşullarda işçi çalıştırma var olan gerici yasalar korunmuş ve desteklenmiş ve daha değiştirilmiş iş yasasından çok işveren yasası haline getirilmiştir..
Bunları fırsat bilen Tuzla tersane işçileri tek, tek işyeri iş güvenliliğin ortadan kalkarak  Selah tersanesinde işçiler işyeri çinayetine kurban edilmişlerdir.
23.Ağustos 2007’ de bir işçi ölümüyle başlayan işyeri cinayetine yenileri eklenerek devam etmiştir. Selah Tersanesi işyeri cinayeti işlerken herhangi bir soruşturma yapılmadığı gibi, nede işyeri çalışma koşullarını inceleyen olmuştur. En son üç işçinin ölümü Tersanelerde çalışanları Selah Tersanesi işçileri ile başlayan dayanışma eylemleri sonuncu yapılan direniş ve sosyalistlerin işçilerle dayanışması ile oluşan kamuoyu tepkisi sonuncun da 21 Mayıs da Selah Tersanesi kapatılmıştır. Ama bu şu anlama gelmemeli işyerlerinde çalışma iş güvenliği sağlandığı çıkarılmamalıdır. Evet ne yazık ki, bu hafta içinde 7 Haziran günü bir işçi arkadaşımızı daha Tuzla Tersanelerinde kayb ettik. Ölümler devam ediyor.  Kapitalist sistemin ucuz işgücü cenneti olduğu Türkiye’de işyerlerinde  işçi cinayetleri devam edecektir. Çünkü; kapitalizm artı-değer sömürüsüne dayanan bir sistemdir. Ucuz işgücünün olduğu yerde insan ve işçi çalışma güvencesi ve iş sağlığı olamaz.

Sendikalar, işçi sınıfının ekonomik örgütü olan sendikalar böylece daha da küçültmeye işlevliğinin yitirilmesi demektir. Bugün, yıllar önce uğruna mücadele ettiği 15-16 Haziran da kanını verdiği haklar bugün sesiz sedasız yok edilmektedir. İşte yeni işçi ve emekçilerin haklarına göz diken AKP’ti hükümeti yeni vergi kesintisine gidileceğini ve İşçilerin emekçi sınıfların ücretlerinden kesinti yapılacakmış.

Bugün 38 yıl öncesinden  daha iyi olmayan bu koşullarda,  dayatmalara,  yoğun ve açık sınıf saldırısına karşı 38 yıl öncesinin yarattığı geleneğe uygun cevap verebilmek için.  Burjuvazinin tüm ülke coğrafyasına yayılan saldırılarına 15-16 Haziran usulu cevap vermek, o geleneği yaratanların elindedir.  Burada sınıfın öncülerini örgütleme, sınıfı nihai hedefin şanlı kavgasının içine sokma mücadelesi veren bilinçli işçilere, bireylere, komünistlere ve Komünist örgütlere hayli görevler düşüyor.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com