E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- HPG: İntihar değil, çok planlı bir karakol baskınıydı
- Barzani ile Maliki arasında gerilim tırmanıyor
- Esas sorunlar/Ahmet Altan
- Kürt paketinde ilginç ve hızlı gelişmeler/MURAT YETKİN
- Ben bir çocuğum.../Şerif Kaplan
- Türk medyasının “İsviçre balonu” patladı
- PKK'lar saz çalıp eğleniyor
- Bir kilo şekere Diyarbakır/M.Salih Erol
- Kürtlerin temel sorunu ’çakma seyit’ düzeni/Soner YALÇIN
- Güney Kürdistan’da kız çocuklarının yüzde 60’ı sünnetli
Kürtler ne istiyor? Sorusunda gizli bir yok sayma var.Bu nedenle Kürtlerin ne istediği konusunda son derece net düşüncelere sahip biri olarak, sorunun yanıtı üzerinde durmayacağım. Ancak Kürtler adına nelerin istendiği önemli bir konudur. ”Kürtler hiçbir şey istemiyor” gibi basitleştiren ve hiçleştiren yaklaşım ile “ayrı devlet söylemine kadar geniş bir yelpaze var önümüzde.
1970’lerde çok sayıda Kürt parti ve grubu vardı ve programları;”Doğuya okul, yol, su, elektrik…”talebi ile “bağımsız birleşik demokratik Kürdistan” hedefi arasında bir uçtan bir öbürüne farklılık göstermekteydi. O gün de program, politik söylem ve pratiği arasında uçurum olanlar vardı, fakat çarpıtma bu denli pervasız değildi. O grupların çoğu, hatta neredeyse tamamı, tarihten silindi, adları bile unutuldu.
Burada Kürtler adına kimin ne istediği değil, ne yaptığı önem kazanıyor. “Kürt Özgürlük Hareketi otuz beş yıllık pratiği ile Kürt diriliş tarihini yarattı” belirlemesi; iddialı ama doğru bir tespit. Burada Kürtlerin özgürlüğü için ferdi ya da grupsal, verilen her bedeli, elbette paha biçilmez değeri vardır. En ufak çabanın bile inkârı mevzubahis olamaz. Hakkaniyet ölçüsü de en az o kadar önemlidir. Varlığını PKK karşıtlığına adamış ya da ona borçlu olan bir kesim var; bunların aksiyomu “PKK karşıtlığıdır”. 1984’te “terörizm” diyenler, ’99 geri çekilme kararı karşısında “PKK teslim oldu” dediler. Bu kesim daha çok Avrupa’nın derin politikasının bir kolu işlevi görüyor ve Kürt davasıyla bir ilgileri yoktur. Ama çarpıtma şu ki, yaptıkları her şeyi Kürtler için yaptıklarını iddia etmektedirler. Bir kesimde Türkiye sistemi ile iç içe, yıllarca çeşitli kademelerde hizmet etmiş “alternatif olarak” kullanılmayı beklemiş, hatta bazıları keskin çıkışlar yaparak, zindanı bile göze alarak ele geçirmeyi denemiş, başarısız olunca karşıtlığı en pervasız hale getirmiştir. Bunlar da Kürtler için büyük büyük laflar etmektedirler ve pratikleri “karşıtlıktan” ibarettir. Bir de içinde görünüp “kurdi” olduklarını iddia edenler var; bunlar genelde “demokratik cumhuriyete, demokratik konfederalizme”, açıktan söylemeseler de, karşı olanlardır. En büyük paradoks bunların duruşunda ortaya çıkmaktadır. Çünkü gerçek ve gizli anlayışları şudur; “Kürtler hiçbir şey istemiyor”.Biz bunu Onların kendi kişisel kariyer ve rahatlıkları dışında bir şey düşünmedikleri olarak da okuyabiliriz.
Kürtler üzerindeki komplonun güncelleşmiş stratejisi, önderliğini tecrit ve tahrik ederek etkisizleştirmek, mümkünse, yapabilirlerse “yok etmek”tir. Öncüyü karalamak, dışlamak, halktan koparmaktır. Bunun gerçekleşmesi, Kürtler için bütün zamanların en trajik bitişi olur. Bütün kazanımları ellerinden alınacağı gibi küresel sermayenin Bölge politikasına, inkâr ve imha siyasetine kök söktüren direnişleri de olabildiğine pahalıya ödettirilir. Ve bu noktada “öncünün zarar verdiğini” iddia edenlerin nasıl bir planın parçası olarak rol oynadıklarına doğrudan ve cesurca bakmakta yarar var. Kürtler ise pratikleriyle ”artık oyuna gelmeyeceğiz” diyor. Çünkü plan, öyle anlaşılıyor ki, “önderliksiz öncü, öncüsüz halk” formülü olarak işliyor ve halkın başına da küresel sermayenin işbirlikçileri düşünülüyor. Bu konseptin Türkiye halkının da yararına olmadığını, aksine Türkiye’nin de teslim alınmak istediğini belirtmeliyim.
Birçok yazımda işlediğim bir hususu olduğu gibi aktararak, tamamlamak istiyorum. ‘Şu mantık yanlıştır; Kürtler birilerinin birliğini bozmaya, onlara ait olanı gasp etmeye çalışıyor. Hayır. Kürtler kimseye ait olanı istemiyorlar, sadece kendilerinden alınanları geri istiyorlar. Kürtler birliklerini de istiyorlar elbette ama bu konu hassas ve düz mantıkla sadece bölünmeyi ve sınırlara dayalı ulus devlet modelini akla getiriyor ki, bu yanlıştır. Bakınız birilerinin dar sınırlara hapsolmuş milliyetçiliği savunması ya da AB ye girmeyi istemesi ne kadar doğalsa; bizimde AB ye girişi reddetmeyen ama Ortadoğu halklarının demokratik konfederasyonunu savunmamız o kadar yerinde ve doğaldır. Nasıl mı olacak?
Türkiye Demokratik Cumhuriyet haline geldiğinde model hazırdır. Ve katı sınırların artık o kadar da önemli olmadığı kendiliğinden ortaya çıkacaktır, zaten gerisi komşu ülkenin sınırına yüz binlerce asker yığmak yerine; ticari, kültürel, politik yakınlaşmayı, ortaklaşmayı, dayanışmayı, giderek birleşmeyi esas almak daha doğru, çağın gelişim yasallığına uygun bir seçenek olarak öne çıkacaktır. O koşullarda Kürtler yakınlaştırma rolü oynayacak üstelik katalizör olarak. Yani rolleri bu konuda tamamen pozitif olarak öne çıkacak.
Birlikleri, birilerinin “birliğini” riske etmeyecek, aksine büyük birliğin güvencesi olacak.”Ya AB ya Ortadoğu” bir çarpıtmadır. Aksine Hem AB hem Ortadoğu diyoruz’ Ayrıcai hem “Demokratik özerklik”, “demokratik cumhuriyet” hem de birlik istemek paradoks değil.” Yani kimin ne söylediği değil ne yaptığı önemli.
N.Mehmet GÜLER
n.mehmetguler@hotmail.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen welat welat, 21 Haziran, 2008 23:22:39sevgili mehmet hocam kalemine emeğine sağlık... kendini bilmez, kişisel kariyer ve rahatlıklarını inkarcı devlete garantilemiş sözümona kürt aydın ve siyasetçileri yalnız yazdığınız son cümleyi okusunlar... dürüstçe cevap verecek olurlarsa dillerinden -ben omrüm boyunca devlete hizmet ettim, ama soylemde kurt halki icin her zaman ahkam kestim- olur...



Güncel