'Sözkonusu vatan ise eğer gerisi teferruattır!“ sahtekarlığı/Munzur Dersim

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


Vatan, Millet, Sakarya! Bilinçsiz kitleler egemen çete ve ergenekon türü yönetimlerin avıdırlar, onların amacı halkı cehalet içerisinde esir olarak tutmaktır; yoksa iktidar olmaları ve iktidarda kalmaları, rant ekonomisine dayalı zenginliklerine zenginlik katmaları mümkün olamaz. İplikleri açığa çıkanlar ise bir yolunu bulup nasıl servet edindiklerini açıklamaya kalkışırlar ve bunu sorgulayan, soruşturan da olmaz. Sinan Aygün dede den kalma dükkanı sattığını ve kızının düğünün de 30 küçük torba altını bozdurup 2,5 milyon avro nun kaynağını böyle açıklıyor. Bu 2,5 milyon avro kasasında olandır, kasasında olmayan mal varlığının ne kadar olduğunu artık diğerleri düşünsün. Tansu Çiller de bir ara Amerika ya gittiklerinde Özer le bir cola alacak paralarının olmadığını ve zenginliklerinin kaynağını da annesinin çıkınından çıkan paralarla açıklıyordu. Bu iki örnek bilinçsiz olan kitlelerin sorgusuz sualsiz her şeyi kabul ettiklerinin boyutunu ortaya koyuyor; çünkü hergün Kürt düşmanlığı, şövenizm ve ırkçılık pompalanan yığınların beyinleri sağlıklı düşünme kabilliyetlerini yitirmiş durumdadırlar.

Burada madem ki „devrim bilinçli kitlelerin eseridir!“ belirlemesine karşılık egemenlerin, sömürücü, çeteci, ergenekon ve jitem türü antidemokratik insan ve doğa düşmanı kesimlerin, kısaca özel savaş kliğinin iktidara gelmesi ve iktidarlarını pekiştirmeleri ise bilinçsiz kitlelerin eseridir demekle abartılıdeğildir.

İnsanlar hakedildikleri şekilde yönetilirler. Avrupa nın farkı, yeterli olmasada demokratik yönetim ve sosyal hukuk devlet anlayışı ile kendisini burada Türkiye den ayırıyor olmasıdır. Birinde devlet halka hizmet için vardır, diğerinde ise halk devlete hizmet etmek zorundadır. Birinde sorunlar tartışılarak çözülür, diğerinde ise sorunların üzeri yasaklarla örtülür, karşı çıkan sindirilmeye ve imha edilmeye çalışılır. İste tam da burada Basbakanlarının meşhur lafindan kaynaklı „sözkonusu vatan ise eğer gerisi teferruattır!“anlayışının ürünü olarak, „vatan, millet, sakarya ve tek dil, tek bayrak“  ortaya çıkmaktadır.

Sorgulayan ve hesap soran düzeyde bilinçle donanmış sivil toplum örgütleri olmuş olsaydı, o zaman vatanın vatan olabilmesi için vazgeçilmez temel sorunun demokratik ve sosyal hukuk devletinin inşası ve Kürt sorununun çözümü için bir hareketlilik ve örgütlenme içerisine girilir ve bilinçli kitlelerin Kürdistan halkıyla ittifakı sağlayarak bunun gereklerini yapma sorumluluğunu taşırlardı. Türk devletinin inkar ve imha siyaseti sonucu olarak ortaya çıkan demokratikleşme ve Kürt sorununun ivedi olarak çözülmesi gereken sorun olarak görür ve bu sorunların çözümü için direniş içine girerlerdi. Ama maalesef bu duyarlılıkla hareket edebilecek güçlerin marjinalliği ve daha doğrusu marjinal kalmalarına yol açan anlayış ve duruşu sorgulayamamaları sonucu, kendilerini tekrardan başka, gelişmelere yol açabilecek bir düzeyi yakalamaları söz konusu bile değildir mevcut durumda.

Çözülemeyen Kürt sorunu çözülen Türk devleti olacaktır. Bu sorunu çözemeyen devlet elbette birgün çözülecektir, çünkü halkın tüm vergileri yatırımlardan ziyade askeri harcamalara ve ergenekon türü örgütlenmelere gitmektedir. Hergün orman yangınları oluyor ve bu orman yangınlarına müdahale edecek donanımları bile yok. Askeri harcamalar rant sağlamanın diger adıdır. Tüm askeri teknik, savaş araç ve gereçlerinin Kürdistan özgürlük mücadelesini bastırmaya yetmediğini dünya alem görüyor. Sömürgeci devlet ise silahlandıkça silahlanıyor. Yeterki bir devlet azıcık PKK ye yönelsin, Kürt kurum ve kurluşlarıni yasaklasın, hemen zafer sarhoşluğuna kendisini kaptırıp ihale üzerine ihale imzalıyor. Almanya nın almış olduğu 2,5 Milyar dollarlık denizaltı ihalesinin Roj Tv nin yayınlarının Almanya da yasaklanmasıyla bağlantılı olduğu bilinmektedir.

Bu araç ve gereçlerle hergün Kürdistan bombalanıyor, doğa tahrip ediliyor. Kürdistan adeta insansızlastırılmak isteniyor. Kürdistan halkının özgürlük talebi için olmadık askeri harcamalar yapan Türk devleti, kendi topraklarını da çorak ve çöl haline getiriyor. Çölleştirilen, yakılıp yıkılan, insansızlaştırılan Kürdistan aslında uzun vade de çölleşen ve yakılıp yıkılan ve insansızlaşan Türkiye dir. Çöllesmeye ve kuraklığa karşı önlem talebinde bulunmayanlar hem kendi vatanlarını kaybedecekler ve hemde kendi devletlerinin çözülmesine yol açacaklardır. Kürde özgürlük hakkı tanımayalım yaklaşımı, yani „sözkonusu vatan ise eğer, gerisi teferruattır!“ anlayışı, çünkü bunun içinde siyasetin ve politakının kirli tüm yönlerini ve ergenekon çetesini görmek mümkündür, sonuçta kendilerine kaybettirmektedir.

O zaman söz konusu olan vatan değil, sözkonusu olan Kürdün özgürlük taleplerini ve mücadelesini bastırıp rant sağlama ise, hersey, yani ergenekon, orman yangınları, erezyon, kuraklık ve çölleşme teferruattır.

Bu arada sadece bir örnek verelim. Bilinçli kitleler, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri, çok kültürlülük ve doğa bilincine sahip kitleler ve sivil toplum örgütleri olmuş olsaydı, devletin ve sistemin Kürdistan halkının yerleşim alanlarını ve doğasını bombalamasına, tahrp etmesine, ormanların yakılmasına ve yapılan barajlara en başta karşı çıkar, kültür katliamına dur der ve vatanın vatan olabilmesi için bu katliamlara ve tahribatlara karşı çıkarlardı. Askeri harcamalar yerine, yangın söndürme filolarının satın alınması, yanan yerlerde ağaçlandırma projelerinin geliştirilmesi için baskı uygularlardı. Bir taraftan Türk ordusu Kürdistan da ormanları bilinçli bir şekilde yakarak, doğayı tahrip etmekte, diğer tarafta Türkiye ormanları ya arazı mafyası tarafından yakılmakta veyahut diğer nedenlerden dolayı yüzbinlerce hektarlık ormanlar yanıp kül olmaktadır. Ve kimse savaş uçakları ve helikopterler yerine, yangın söndürme uçakları alıp en azından yangınlara karşı mücadele edelim demez.  Halbuki kendi ciğerleri ve bununla gelecekleri yanıyor, yanan ciğerler kendi sonunu getiriyor ve o hala kalkmiş „vatan bölünmez, tek dil, tek bayrak!“ diyor. Vatan zaten çölleşiyor, kuraklık zaten o vatan dediğin toprakları yaşanmaz hale getiriyor, sana zaten arsenikli su içirilerek zehirlenmene yol açılıyor. Sen zaten hem vatan topraklarını ve hemde o ceberut katil çete devletini kaybedeceksin.

Bunun önüne geçmenin tek yolu, Kürdistan daki inkar ve imha amaçlı savaşa karşı çıkmaktır. Kendi rejimine karşı çıkarak Kürdün özgürlük talebine destek olmadır, Kürdün özgürlük ve demokrasi mücadelesini kendi mücadelen olarak görmektir. Yok; eğer bunu yapmazsanız, belirttiğim gibi kendi vatanınızı kendiniz yaşanamaz hale getireceksiniz. O zaman „vatan, millet, sakarya“  ve „sözkonusu vatan ise eğer gerisi teferruattır“ lafları ve demagojisi de sizi kurtarmayacaktır.

Geçenlerde Cemil Çiçek Kürdistan daki inkar ve imha siyasetine dayalı yürütülen kirli ve özel savaşın Türkiye ye maliyetini 300 Milyar Dollar dan fazla olarak açıkladı. Korkunç bir rakam! Bunun yanında örtülü ödenekleride açıklamaları gerekiyor, yine yaşanan doğa tahribatı, insan kaybını ortaya koymak gerekiyor. Biz, bir insanın, hele hele bir özgürlük savaşçısının değerinin parayla ölçülemeyeceğini ve bunun ahlaki olmadığını biliyoruz. Türk devletinin Kürdistan halkına karşı yürüttüğü bu kirli savaşın maliyetinin aslında 500 veya 550 Milyar dollar olduğunu tahmin ediyorum.

„Vatan, Millet, Sakarya, tek dil, tek bayrak ve vatan bölünmez!“ edebiyatı yapanların kendi topraklarına aslında sahip çıkma bilincinde olmadıklarını, bilinçsiz bir şekilde Türk devletinin ırkçı ve şöven dalgasına kendilerini kaptırdıkları oranda, vatanlarının yaşanılamaz hale geleceğini görmeleri gerekiyor. Savaş çığırtkanlıklarıyla Kürdü vatansız ve kimliksiz  bırakma çabası içinde olanlar, aslında kendilerini vatansızlastırıyorlar ve trajedik olanı da bunun farkında olmamalarıdır. Türkiye nin 2007 yılındaki askeri harcamaları 15 Milyar dollar civarındadır.

Yıllık olarak bu askeri harcamaları yapan bir devlet; günlerce yanan ormanları söndürecek kapasitede bile değildir. Orman yangınlarını söndürme kapasitesi olmayan bir devlet Kürdistan halk savunma güçleri karşısında, Kürdistan halkı karşısında hiç başarı elde edebilir mi, bunu iyi düşünmek gerekiyor.Bunu sorgulamayan kitleler; herhangi bir değişim ve dönüşümün motor gücü olamazlar.

Kitleleri içinde yaşadıkları koşulları sorgulayacak hale getiremeyen tüm sol, demokrat, muhafazakar ve sosyal demokratlar, islamcı demokratlar, liberaller, çevreciler ve  tüm sivil toplum örgütleri nin suçu ve günahı büyüktür. En büyük sorumluluk bunlara aittir. 30 yıllık bir savaşa karşı kitleleri örgütleyemenler, kitleleri ırkçı ve faşist kesimlerin ağlarına balık olarak bırakanlar suçludur, varoşları takkiyeci siyasete ve gerici yobaz takımına bırakanlar suçludur. Cesur ve atak davranamayanlar, atıl olarak kaldıkları sürece faşist, ırkçı tırmanışın, demokratiklesememenin sorumluluğunu Kürtlere yükleyenler suçludur.

Talep şudur: biz üzerinde insanların insanca yaşadıkları, kuraklık, sussuzluk ve hava kirliliğinin olmadığı, insan hak ve özgürlüklerine saygılı, doğayı ve çevreyi koruyan, askeri ihalelere milyarlarca dollar yatırmayan, ayrılma hakkı dahil olmak üzere Kürdistan halkına karşı savaş yerine, barışçıl bir temelde sorunu çözen, demokratik sosyal bir hukuk devletinin üzerinde inşa edildiği vatan topraklarını istiyoruz, söz konusu böyle bir vatan ise bunun için mücadele eder ve gerisinin teferruat olduğunu vurgularız demelidirler. Kürt halkının en temel ve insani taleplerini, yüzmilyarlarca dollar harcayıp bastırmak isteyenlere karşı bayrak açmaları, savaşa, çete devlet ve  militarist yapılanmaya karşı çıkarak, doğaya, sağlığa, eğitime ve altyapıya yatırımların yapılmasını sağlayacak, halk için halkçı bir yönetimin iktidarına yol açmaları ertelenemez bir zorunluluktur. Bunu yapmadıkları sürece kendilerinin bir gün o vatan dedikleri toprakların sussuzluktan çölleşmis ve gölgesinde oturacak bir ağaçlarının olmadığını gördüklerinde, „söz konusu vatan ise gerisi teferruattır“ ın bir anlam ifade etmediğini, sadace ve sadece kitleleri yanıltma ve Kürdistan halkına karşı kirli savaşı tırmandırma amacıyla şövenist ve ırkçı dalgayı yükseltme bağlamında söylendiğini anladıklarında çok geç kaldıklarını göreceklerdir.


08.08.2008

 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com