E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 1 oy)
Çok Okunanlar
- Şivan Perwer'den açıklama
- Öcalan: Almanya CIA Kürtleri rolüne soyundu
- Demirtaş'a hapis cezası!
- Yaralı çocuklara askerler helikopter tahsis etmeyi reddetti
- 200 bin 'Sayın Öcalan' dilekçesi Meclis'te
- Artık Lozan Kürtleri yok/SELAHATTİN ERDEM
- YARALARIM YÂRİMDEN OLSUN/FİGEN KEPENEK
- Süper NATO-Gladyo-Ergenekon -I-/MUSTAFA PEKÖZ
- Medyanın balonu yine söndü
- Tuncay Güney: Eşref Bitlis'i Ergenekon öldürdü
23 Şubat, 2007 03:00:00 | 452 defa okundu | Aktüel Bakış
Türkiye'de Kerkük ve Irak Türkmenleri sorununun yeniden güncelleştirilmesinin temel nedeni, Kürt sorunundaki çözümsüzlüktür. Bu temel soruna tarihin gerçek verileri ışığında bilimsel ve demokratik bir anlayışla yaklaşılmadığı müddetçe, Türkiye'de devlet tarafından kamuoyunun gündemine taşınan bu tür politik sorunların, gerginlik yaratıcı bir misyonun ötesinde işlevinin olamayacağı apaçıktır. Konuya, arzettiği önem nedeniyle, temel bazı tespitler yaparak girmek istiyorum.
Tarihsel verilerle sabittir ki, Kürtler Ortadoğu'nun otokton (yerli) halklarındandır. Mezopotamyanın kadim halklarından olan Kürtlerin ataları ve anaları, en azından 14 bin yıldır, günümüzde yaşadıkları Kürdistan coğrafyasında kök salmışlardır. Sümerlerin Kürtleri 'Kurti' diye adlandırdıkları belgelenmiştir. 'Kurti' Sümer dilinde 'Dağlılar' demektir. 'Kur', Dağ; 'Tİ' eki aidiyeti ifade etmektedir. 'Kürt' adının etimolojik kökeninin de bu 'Kurti' adlandırmasından geldiği, genel bir kabul görmektedir. Sümerlerce 'Kurti' adlandırması, Grekler'ce Kurdienne (Kürt Memleketi)'ye dönüştürülmüş, çok sonraları da Büyük Selçuklu Sultanı Sancar, bölgeyi 'Kürdistan' olarak adlandırmıştır. Kürdistan'in isim babasının Türkler olmasına rağmen, halen bu kavramı coğrafik anlamda bile kullanmanın, Türkiye'de tepkilere yol açması tarihin bir ironisidir. Sümer kil tabletlerinde Horrit, Guti, Karduh ve Kassit gibi adların da, yine bu topluluklara verildiği hususunda, bilim insanları hemfikirdir. Zira etimolojik olarak analiz edildiğinde; Horrit'in Sümerce'de 'yüksek memleketliler' , Guti'lerin 'sığırlı halk topluluğu' ve Kassit'lerin Sümer kentlerine yerleşmiş aynı dağlı grupların yoksul emekçilerini ifade etmekte olduğu saptanmıştır. Aslında derinliğine bakıldığında; bugünkü Irak'ın etnik yapısından da anlaşılacağı gibi Irak tarihi, Kürtlerin öncülleri Aryen Horritlerle, Arapların atası Semitik Amoritlerin çeşitli ittifak ve çatışmalarıyla vücut bulmaktadır. Bugün de 25 milyonluk Irak nüfusunun 'sini Kürdistan'daki Kürtler; p-75'ini Araplar , %5-10'unu Türkmenler, Asuriler ve diğer etnik azınlıklar birlikte oluşturmaktadır. Tüm bu etnik topluluklar ise kendi içinde çeşitli din ve mezheplere bölünmüş durumdadır. Kürtler ekseriyetle İslamın Sünni mezhebine mensup iken, Şii ve Êzidî Kürtler de bulunmaktadır. Aynı şekilde Arapların, kendi içlerinde u gibi ezici bir çoğunluğu İslamın Şii mezhebinden olup, gerisi de Sünnidir. Şii ve Sünni mezhebine bölünmüşlük, Türkmenler arasında da mevcuttur. Ayrıca Asurilerin de Hıristiyan dinine mensup olduklarını biliyoruz. Bu nedenle, Irak özünde minyatür bir Ortadoğu; Kerkük ise minyatür bir Irak'tır.
Irak Türkmenleri, Kürtler ve Araplar gibi Ortadoğu'nun otokton (yerli) halklarından değildir. Mazileri Kürtler ve Araplar misali Ortadoğu'nun 14 bin yıllık derinliklerine inmemektedir. Ancak yine de Irak'ta önemli sayılacak 1100-1200 yıllık geçmişlerinin olduğu da bir gerçektir. Türk boylarının şekillendiği alan ise Ortaasya'dır. Bugün bile çeşitli Türk etnik topluluklarının; Azeri, Türkmen, Kırgız, Özbek, Uygur vs. isimlerle adlandırıldıklarını ve lehçelerinin de oldukça farklılaştığını tespit edebiliyoruz. Yine Türk Oğuz soylularının M.S. 8. yüzyıldan itibaren İslam uygarlığından etkilenerek bir doğa dini olan Şamanizm'i terk ettiklerini ve Sünni İslamlığı seçtiklerini; geniş halk kesimlerinin ise Fars etkisiyle Şii mezhebini benimsediklerini biliyoruz. Başkenti Bağdat olan Abbasi Devleti içinde de, Oğuz Türkmenlerinin çok önemli askeri rollerinin olduğu bilinmektedir. Selçukluların, İslamın dışa karşı bir kılıcı olmalarından çok önce, İslamiyet içi sınıf mücadelelerinde , Sünniliğin Şiiliğe karşı kılıcı olma rolünü de oynadıklarını belirtmemiz gerekir. Bu dönemdeki Türk politikası, Kürtlerle uzlaşarak batıya, Rum diyarına yönelme ve Bizans topraklarını kendine yurt edinmedir. Türklerle Kürtlerin 900 yıl süren bu uzlaşı politikası, 19. yy'a kadar esasta geçerliliğini korumuştur.
Konuyu değerlendirmeye devam edeceğiz.
Tarihsel verilerle sabittir ki, Kürtler Ortadoğu'nun otokton (yerli) halklarındandır. Mezopotamyanın kadim halklarından olan Kürtlerin ataları ve anaları, en azından 14 bin yıldır, günümüzde yaşadıkları Kürdistan coğrafyasında kök salmışlardır. Sümerlerin Kürtleri 'Kurti' diye adlandırdıkları belgelenmiştir. 'Kurti' Sümer dilinde 'Dağlılar' demektir. 'Kur', Dağ; 'Tİ' eki aidiyeti ifade etmektedir. 'Kürt' adının etimolojik kökeninin de bu 'Kurti' adlandırmasından geldiği, genel bir kabul görmektedir. Sümerlerce 'Kurti' adlandırması, Grekler'ce Kurdienne (Kürt Memleketi)'ye dönüştürülmüş, çok sonraları da Büyük Selçuklu Sultanı Sancar, bölgeyi 'Kürdistan' olarak adlandırmıştır. Kürdistan'in isim babasının Türkler olmasına rağmen, halen bu kavramı coğrafik anlamda bile kullanmanın, Türkiye'de tepkilere yol açması tarihin bir ironisidir. Sümer kil tabletlerinde Horrit, Guti, Karduh ve Kassit gibi adların da, yine bu topluluklara verildiği hususunda, bilim insanları hemfikirdir. Zira etimolojik olarak analiz edildiğinde; Horrit'in Sümerce'de 'yüksek memleketliler' , Guti'lerin 'sığırlı halk topluluğu' ve Kassit'lerin Sümer kentlerine yerleşmiş aynı dağlı grupların yoksul emekçilerini ifade etmekte olduğu saptanmıştır. Aslında derinliğine bakıldığında; bugünkü Irak'ın etnik yapısından da anlaşılacağı gibi Irak tarihi, Kürtlerin öncülleri Aryen Horritlerle, Arapların atası Semitik Amoritlerin çeşitli ittifak ve çatışmalarıyla vücut bulmaktadır. Bugün de 25 milyonluk Irak nüfusunun 'sini Kürdistan'daki Kürtler; p-75'ini Araplar , %5-10'unu Türkmenler, Asuriler ve diğer etnik azınlıklar birlikte oluşturmaktadır. Tüm bu etnik topluluklar ise kendi içinde çeşitli din ve mezheplere bölünmüş durumdadır. Kürtler ekseriyetle İslamın Sünni mezhebine mensup iken, Şii ve Êzidî Kürtler de bulunmaktadır. Aynı şekilde Arapların, kendi içlerinde u gibi ezici bir çoğunluğu İslamın Şii mezhebinden olup, gerisi de Sünnidir. Şii ve Sünni mezhebine bölünmüşlük, Türkmenler arasında da mevcuttur. Ayrıca Asurilerin de Hıristiyan dinine mensup olduklarını biliyoruz. Bu nedenle, Irak özünde minyatür bir Ortadoğu; Kerkük ise minyatür bir Irak'tır.
Irak Türkmenleri, Kürtler ve Araplar gibi Ortadoğu'nun otokton (yerli) halklarından değildir. Mazileri Kürtler ve Araplar misali Ortadoğu'nun 14 bin yıllık derinliklerine inmemektedir. Ancak yine de Irak'ta önemli sayılacak 1100-1200 yıllık geçmişlerinin olduğu da bir gerçektir. Türk boylarının şekillendiği alan ise Ortaasya'dır. Bugün bile çeşitli Türk etnik topluluklarının; Azeri, Türkmen, Kırgız, Özbek, Uygur vs. isimlerle adlandırıldıklarını ve lehçelerinin de oldukça farklılaştığını tespit edebiliyoruz. Yine Türk Oğuz soylularının M.S. 8. yüzyıldan itibaren İslam uygarlığından etkilenerek bir doğa dini olan Şamanizm'i terk ettiklerini ve Sünni İslamlığı seçtiklerini; geniş halk kesimlerinin ise Fars etkisiyle Şii mezhebini benimsediklerini biliyoruz. Başkenti Bağdat olan Abbasi Devleti içinde de, Oğuz Türkmenlerinin çok önemli askeri rollerinin olduğu bilinmektedir. Selçukluların, İslamın dışa karşı bir kılıcı olmalarından çok önce, İslamiyet içi sınıf mücadelelerinde , Sünniliğin Şiiliğe karşı kılıcı olma rolünü de oynadıklarını belirtmemiz gerekir. Bu dönemdeki Türk politikası, Kürtlerle uzlaşarak batıya, Rum diyarına yönelme ve Bizans topraklarını kendine yurt edinmedir. Türklerle Kürtlerin 900 yıl süren bu uzlaşı politikası, 19. yy'a kadar esasta geçerliliğini korumuştur.
Konuyu değerlendirmeye devam edeceğiz.
Hatip Dicle
gündem



Güncel