KKK: 1. Cumhuriyet yolun sonuna geldi

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Koma Komalen Kurdistan (KKK) Yürütme Konseyi Başkanlığı, Türkiye’deki seçim tartışmalarını iktidar çekişmesi ve birbirini tasfiye etme çatışması olarak değerlendirdi. ‘’Bastırma ve yok etmeye dayalı 1.Cumhuriyet rejimi artık yolun sonuna gelip dayanmıştır’’ diyen KKK, Öcalan’a verilen hücre cezası için de ‘’hareketimizin ve halkımızın nasıl bir tehlike ile yüz yüze olduğunu göstermektedir’’ açıklamasında bulundu.

KKK yaptığı açıklamada, ‘’Tek ulus, tek dil, tek bayrak ve tek devlet yaratmaya çalışan milliyetçi çizgi 84 yıldan beri bu amacına ulaşmak için anti demokratik yöntemleri hep esas almış ve gerekli gördüğü yerde baskı ve şiddeti geliştirmekten geri kalmamıştır’’ diyerek, ‘’ancak tüm bu uygulamalara rağmen, bugün gelinen aşamada inkar ve imha sistemine dayanan Türk devlet sistemi Türkiye’deki halkların tarihi, toplumsal ve kültürel gerçekliğiyle karşılaşmaktan kendisini kurtaramadığını’’ kaydetti.

KKK, ‘’bastırma ve yok etmeye dayalı 1.Cumhuriyet rejimi artık yolun sonuna gelip dayanmıştır’’ dedi. KKK açıklamasında şunları ifade etti: ‘’Ancak Türk devlet sisteminin bağlayıcı organları, var olan gerçekliği kabul ederek çözümleyici yaklaşacaklarına, bir kez daha inkar ve imha yolunu tercih ettiklerini mevcut politikalarıyla ortaya koymaktadırlar. Türk Genelkurmay Başkanının cumhurbaşkanı seçiminin ilk turunda yaptığı açıklama, bir askeri muhtıra niteliğindedir. Bu açıklama ile AKP ve dinci çevrelere gelişme sınırlarını gösterip cumhurbaşkanlığının yollarını AKP’ye kapatarak erken seçim kararı almaya zorlamışlardır. Büyükanıt, “Ne mutlu Türküm diyene” düşüncesine katılmayan herkesi düşman ilan etmekle, halkımıza karşı soykırım ve imha kararını da açıklamış bulunmaktadır. Kürt halkı, kendisini bu biçimde tanımlayan Türk devlet gerçekliği karşısında demokratik ulusal birliğini daha fazla geliştirip güçlendirerek kendisini her türlü imha saldırılarına karşı koruyacak ve boşa çıkaracak örgütlülüğe kavuşturma göreviyle karşı karşıya bulunmaktadır.

Bu açıklamayla aynı zamanda Türk devlet sisteminin tüm gerçekliği olanca çirkinliğiyle ortaya çıkmıştır. Demokrasi, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti, seçme-seçilme özgürlüğü, siyasal irade vb. kavramların tümüyle halkı aldatmaya yönelik olarak üretildiği ve ordu dışında var olan tüm kurumların da esas olarak ordunun belirlediği siyaseti pratikleştirmekle sorumlu olduğu gözler önüne serilmiştir. Türk ordusunun yasal zeminde istemediği, kabul etmediği, herkesin bin bir türlü ayak oyununa başvurularak engelleneceği, o da olmuyorsa şiddetin dayatılarak sonuç alma yöntemini geliştirecekleri bir kez daha anlaşılmıştır.’’

‘’Türk sömürgeci devletinin yaşadığı sistemsel krizin temelinde Kürt sorununu çözmemesinin’’ bulunduğunu ifade eden KKK, şu değerlendirmeleri yaptı: ‘’Hatırlanacağı gibi, ilan ettiğimiz bir aylık ateşkese karşılık, 2005 Ağustos MGK toplantısında halkımıza ve hareketimize karşı topyekun savaş kararı alınmış ve o zaman açıklanmıştı. Bunun bir devamı olarak AKP ve ordu, Önderliğimizi tecrit, zehirleme, halkımızın örgütlü iradesini kırma ve gerillayı tasfiye etme politikasında uzlaşmışlardı. Bu konuda AKP milliyetçilikte kızıl elmacıları da aşan söylemler geliştirmiş ve böylece 1 Ekim’den beri ilan ettiğimiz ateşkese rağmen operasyonların aralıksız sürmesi yaşanmıştır. Ancak hem Önderliğin zehirlenmesi deşifre olmuş, hem de gerillanın tasfiye politikası sonuç almamıştır. Sistemin bugün yaşadığı krizin temelinde bu gerçeklik bulunmaktadır. AKP iktidar olanaklarını kullanarak ekonomik alanda da İslami çevreleri önemli oranda güçlendirmiştir. Bu konumunu sürdürmek için de son derece pragmatist ve orduya yaranmacı yaklaşımlarla Cumhurbaşkanlığını ele geçirmek istemiştir. Birinci cumhuriyetin sonunu ilan eden bu gerçeklik karşısında Genelkurmay Başkanı, AKP’ye istediği gibi cumhurbaşkanını seçtirmeyip erken seçime zorlayarak AKP’yi geriletmeye çalışırken, Önderliğimize, hareketimize ve halkımıza karşı topyekun savaş kararını daha pervasız bir biçimde uygulamayı hedeflemektedir.’’

TECRİDE KINAMA

Öcalan’ın zehirlenmesi ve Türk ordusunun operasyonlarına da değinen KKK, ‘’Önder Apo’nun zehirlenmesi, gerillaya karşı geliştirilen imha operasyonları ve demokratik kurum ve halkımıza karşı geliştirilen baskı ve gündemleştirilen topyekun savaş, buna karşı halkımızın her alanda yürüttüğü direniş, Kürt ve Türk halklarının gerçek gündemi durumundadır’’ dedi.

Ancak bu gündemi çarpıtmaya yönelik bazı yaklaşımlar görüldüğünü kaydeden KKK, şöyle devam etti: ‘’Bunlar tıpkı özel savaş medyasının ve hükümet sözcüsünün daha önceleri yaptığı gibi, Önderliğin zehirlenmesini gündemden düşürmeye ve suçüstü yakalanma pozisyonundan kendilerini kurtarmaya yönelik yaklaşımlardır. Son olarak bir kez daha Önder Apo’ya hücre cezasının verilmesi, “hücre içinde hücre” uygulamasının Önderliğimizin, hareketimizin ve halkımızın nasıl bir tehlike ile yüz yüze olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, özel savaş rejiminin Önderlik gündemini çarpıtmasına, yönlendirmesine ve etkilemesine izin verilmemelidir. Tüm halkımız, özgürlük hareketinin kadro ve çalışanları, özel savaşın psikolojik savaşına ve ondan kaynaklı veya ona hizmet eden bu tutuma karşı uyanık olmalı ve net tavır almalıdır. Dönem her zamankinden daha fazla kendi Önderlik ve halkımızın özgürlük gündemine bağlı kalarak mücadeleyi yükseltmeyi gerekli kılmaktadır.’’

KKK Türkiye’deki seçim tartışmalarını da şöyle değerlendirdi: ‘’Türkiye’de yaşanan bir iktidar çekişmesi ve birbirini tasfiye etme çatışmasıdır. Dolayısıyla halklarımız ne AKP’nin istismarcı, çıkarcı, pragmatist politikalarına ne de ordu merkezli Kızılelmacı siyasetin arkasına takılmalıdır. Demokrasi güçleri bu uğursuz çatışmada taraf olmayarak demokrasiden yana olmalı, tüm anti-demokratik girişimlere tavır alarak kendi demokratik alternatifini geliştirmelidir. 1 Mayıs’ta emekçilerin en doğal hakları olan bayramlarını kutlamaları karşısında polisin halka yönelik saldırılarının boyutu, mücadele ve dayanışmanın ne kadar gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Kendisine demokratım, aydınım, devrimciyim, yurtseverim, Kürdüm diyen herkesin bu dönemde her türlü oyalamacı, pasifleştirici yaklaşımlardan uzak durarak direnişçi bir mücadele temelinde üzerine düşen görevi mutlaka yerine getirmesi gerekmektedir. Tüm sistemin üstünde yer alan ve anayasayı korumakla yükümlü olan Anayasa Mahkemesi’nin bile hukuksal değil, siyasal duruşu, halklarımızın hiçbir demokratik hak güvencelerinin olmadığını ortaya koymaktadır. Bunun karşısında toplumların kendi özgürlük hukuklarını yaratmaktan başka yollarının kalmadığı bilinerek harekete geçilmelidir. Aksi taktirde veba ve kanser arasında bir tercihe zorlanarak halkların demokratik mücadele enerjileri tüketilmek istenmektedir. Bunun karşısında halklarımızın gerçek çıkarlarının ifadesi olan halk demokrasisi çizgisinde ısrar etmek, hukuksal, demokratik ve özgürlükçü bir düzen için mücadeleyi yükseltmek her zamankinden daha fazla kendisini dayatmış bulunmaktadır. Bunun için ancak, gerekli birlik ve dayanışma ile mücadelenin yükseltilmesi, tahakkümcü, anti-demokratik tüm anlayışlara karşı mücadelenin kararlılık ve cesaretle sürdürülmesi gelişme yaratacaktır.’’

ANF NEWS AGENCY 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com