DTP yöneticileriyle bir akşam/Fuat UĞUR

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 0 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Bu ülkenin yaraları nasıl sarılabilir?

Kin ve nefreti sürekli körükleyen o “hatırlama” duygusu gemlenebilir mi?

Dün akşam “Barış ve siyasi çözüm için tam zamanı” diyerek dar bir yazar topluluğuna yemek veren DTP Grup Başkanı Ahmet Türk ile eş başkanlar Selahattin Demirtaş ve Emine Ayna"nın yemek davetinde o kritik soru yöneltildi:

“Siyasi çözüm ve ardından barış geldi diyelim. Siz, geçmişte olanları unutacak mısınız? Çocuklarını kaybeden aileler unutacaklar mı olan biteni?”

Sorunun muhatabı, 12 Eylül faşizminin en acımasız zamanlarında Diyarbakır cezaevinde

işkence tezgâhlarından geçenlerden biri olan Ahmet Türk"tü.

O bir ağaydı cezaevine girdiğinde. Herkesten daha gururluydu, onurluydu ve aşağılanmayı, işkenceyi kat be kat hissediyordu.

“Burada Diyarbakır cezaevinde başımıza gelenleri anlatsam size, ağlarsınız” diyerek söze başladı. Sesinde, o soğukkanlı duruşa rağmen yine de birkaç tel titredi.

“Her gün Allah"a dua ediyorduk. Allahım, bizim canımızı al ve bu işkenceden, aşağılanmadan kurtulalım, diye.”

Ahmet Türk soluklandı. Yanıtı onda çoktandır hazırdı.

“Yeter ki barış olsun, ben, biz her şeyi unutmaya hazırız. Şehit veren, kurban veren herkes de unutsun ve yeni bir sayfa açalım.”

DTP yöneticileri çok samimi görünüyorlardı. Ülkenin eline geçen fırsatların artık kaçırılmaması gerektiğini, siyasi çözümün her zamankinden daha yakıcı bir şekilde gündemde durduğunu yineliyorlardı yemekte. Bunun için medyanın desteğine ihtiyaçları vardı.

Yalçın Doğan, Oral Çalışlar, Derya Sazak, Erdal Şafak, Nazım Alpman"ın da davetli olduğu yemekte hemen herkes şu sorunun yanıtını istedi DTP yöneticilerinden:

“Sürekli siyasi çözüm diyorsunuz. Nedir siyasi çözüm, altını nasıl dolduracaksınız?”

Aslında bu sorunun geri plânında “Eğer siyasi çözümden kastınız PKK"lıların siyasete kazandırılmasıysa, genel af ise Türkiye böyle bir duruma hazır değil ve olacak gibi de görünmüyor” düşüncesi vardı esasında.

Kırılma noktası da zaten buradaydı.

DTP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş “Önce anayasal vatandaşlığın altının doldurulması gerektiğini, diğer etnisiteleri, milletleri yok sayan metinlerin anayasal metinlerden çıkarılmasının istendiğini” söyledi. Dahası anadilde eğitim hakkı ve altı mutabakatla doldurulacak demokratik özerklik ya da genişletilmiş yerel yönetim anlayışının da Anayasa"ya eklenmesini istiyorlardı.

Bu yeterli miydi peki? Çünkü Kürt sorunu böylelikle çözülse bile PKK sorunu orada, orta yerde duruyor. PKK koşulsuz silah bırakıp kendini feshedecek miydi?

DTP"li yöneticilerin bu soruya çok net bir yanıtları yok. Ancak “Akıl bize doğru yolu gösterir. Onlar da sorunların çözümü için iyi niyet ortaya konduktan sonra kendilerini var eden nedenler ortadan kalkacak ve silah bırakacaklardır mutlaka” diyebiliyorlar.

Ama dahası var. PKK"lılara geniş kapsamlı af çıkarılması ve onların yeniden vatandaşlığa kazandırılması.

O güven ortamı ve mutabakat arzusu Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde, devletinde mevcut mu derseniz orada duralım.

Bu isteklerin yarısı bile CHP ile MHP"lilerin tüylerini diken diken etmeye yetiyor. Dolayısıyla ülkede barış ve huzur isteyen ama bunu yükseltilen milliyetçi dalga nedeniyle bir türlü dillendiremeyen halka rağmen kendilerini adeta ırkçılıkla tanımlayanlar, kan üzerinden, ve adeta kan davası güderek siyaset yapmayı sürdürüyorlar. PKK da onların bu niyetlerine bol bol malzeme vermeye devam ediyor döktükleri kanla.

Yemekte beni umutlandıran kişi ise DTP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş"tı. Genç yaşına rağmen geleceğin liderlerinden biri olarak görünüyor Demirtaş. Belagati, konuşmalarında konusuna hakimiyeti, empati kabiliyeti, anlatmaktan çok anlamaya çalışması ve soru sorması onun gelecekte önemli yerlerde olacağının ilk ipuçlarını veriyor.

Demirtaş ile çok şey konuştuk. Dışarıdan ve daha çok içerilerden. Bana “bunları yazılmamak kaydıyla söylüyorum” demedi ama onun içtenliği nedeniyle ben bazı konuşmaları aktarmıyorum. Ancak şunu söyleyebilirim. Değişim yalnızca Türk tarafında değil, Kürt tarafında da çok sancılı ve umut verici. Yavaş ilerlese de bir gün sıçrama eşiğine gelebilecek bir değişim süreci bu.

Bunun için korkularımızı, güvensizliklerimizi bir kenara atabilme çabasını gösterebilmeliyiz. Ortak noktalar-ki çok var- daha da çoğaltılabilmeli, bir arada yaşama iradesi ortaya konulabilmeli.

Ancak hâlâ kanayan bir yara varsa ve sürekli olarak birileri tarafından acımasızca kurcalanarak bu yara kangren haline getirilmek isteniyorsa elbirliğiyle bu oyunu görüp bozmak da herkesin boynundaki borç olmalı.

Selahattin Demirtaş"ın samimiyetini de işte bu son sözlerde tespit ettim ve doğrusunu söylemek gerekirse hayli umutlandım.

hurhaber

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com