Ayna'dan dobra dobra: Dağa çıkardım!

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Kürt sorununun çözümünden yana ümitvar olduğunu söyleyen DTP Milletvekili Emine Ayna, Taraf Gazetesi'nden Neşe Düzel'e dobra dobra konuştu: Aksi halde dağa çıkardım...
NEDEN?

Bu ülkede iyi şeylerin olmasına izin verilmiyor. Sivil siyasette tam olumlu adımlar atılırken, devlet kanadının zorlamasıyla öyle alt üst oluşlar yaşanıyor ki, tekrar başa dönülüyor. Kuzey Irak"a operasyonlar bitmişken ve AKP cephesinde Kürt sorununun çözümüyle ilgili ümit verici görüntüler sergilenirken, Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan yardımcısı DTP"li temsilcilerle görüşürken, Yargıtay Başsavcılığı AKP hakkında kapatma davası açtı. Hakkında kapatılma davası olan AKP, bundan sonraki süreçte temel sorunlarla ilgili adım atma cesaretini ve iradesini gösterir mi göstermez mi çok kısa sürede göreceğiz ama şurası bir gerçek ki, bölgede Kürtlerin temsilcisi konumundaki iki parti de şimdi kapatılmak isteniyor. Kapatılma davası iki ay önce açılan DTP"nin eş Genel Başkanı Emine Ayna"yla AKP"nin ve DTP"nin kapatılmasının istenmesinin ne anlama geldiğini, son dönemde Cumhurbaşkanı"ndan Talabani"ye peş peşe yapılan görüşmelerin Kürt sorunuyla ilgili hangi gelişmelerin habercisi olduğunu, gizlenen Cemil Çiçek-DTP görüşmesinde neler görüşüldüğünü, Kürt sorununun çözümüyle ilgili önümüzdeki dönemde neler yaşanacağını konuştuk.

NEŞE DÜZEL: Bugün Meclis"te Güneydoğuyu DTP ve AKP temsil ediyor ve şimdi bu iki parti de kapatılmak isteniyor. DTP hakkında iki ay önce kapatma davası açan Yargıtay Baş Savcılığı geçen Cuma günü de AKP için dava açtı. Ve bu girişim tam da Kürt meselesiyle ilgili bazı adımlar atılırken gerçekleşti. Sizce kapatma davalarıyla Kürt meselesi arasında bir bağ var mı?

EMİNE AYNA: Bu kapatılma davasının Kürt sorunuyla ilgisi yok. Çünkü AKP"nin Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözmek gibi bir planı, projesi, hazırlığı yok. AKP kendi içinde bile sivil anayasa tartışmalarını çoktandır bitirdi. Bu kapatma davası, Yargıtay içindeki daha statükocu bir kesimin, özellikle türban tartışmalarından sonra geliştirdiği bir yaklaşım bence. Bu davanın yerel seçimlere kadar sonuçlanacağını sanmıyorum. AKP"ye statükocu kesim, "İznin buraya kadar, bundan sonra dikkatli adım at" dedi.

DTP ve AKP"nin kapatılmaları, Güneydoğu"nun Meclis"te temsil edilmemesi demek değil mi?

Evet o anlama geliyor. Parti kapatmaya neden olan kanunlar bir an önce değiştirilmeli. Eğer kişilerin düşüncelerini örgütleyebilecekleri mekanlar yaratmazsanız, o kişiler çok farklı arayışlar içine girmek zorunda kalırlar. Parti kapatma, düşünceyi ifade ve düşünceyi örgütleme özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir.

DTP ve AKP"yi kapatma girişimleri Kürt meselesini nasıl etkiler?

Kürt sorunuyla ve laikle ilgili resmi görüşten farklı söylemlere sahip iki partinin kapatılması demek, bu sistemde farklı hiçbir sese izin verilmeyeceği anlamına geliyor. Tüm demokrat çevreler, DTP"liler, AKP"liler ve liberaller şimdi sesimizi yükseltmeliyiz. Ama şu da var… Bu ülkede tam da herkes sorunlarının çözümü için ayaktayken… Kürtler, esnaf, çalışanlar sokaklara dökülmüşken, AKP"ye kapatma davasının açılması, umarım gündemi değiştirmez ve AKP"nin tekrar mağduriyet siyaseti yapmasına neden olmaz.


DTP"liler de Meclis"teki son konuşmalarında AKP"nin laiklik karşıtı eylemlerde bulunduğunu söylememişler miydi?

Hayır. Biz, AKP"nin dini siyasete alet ettiğini söyledik. Bunu eleştirdik. Türkiye laik olmak zorundadır. Bu demokrasinin gereğidir. Ama türkiye"deki laiklik tanımı da doğru değildir. Biz AKP"nin kapatılma davasını kesinlikle onaylamıyoruz.

Siz şimdi AKP"ye destek oluyorsunuz. DTP"ye kapatma davası açıldığında AKP size destek olmuş muydu?

Hayır. Aksine, Başbakan ve yardımcıları, Başsavcının"nin bize gönderdiği iddianamedeki suçlamaların aynısını yaptılar. Terörün yanında durduğumuz, şiddeti teşvik ettiğimiz iddialarında bulundular.

Peki son günlerde Kürt sorunuyla ilgili yaşananlara gelirsek… Arka arkaya olumlu gözüken adımlar atılıyor. Önce Talabani geldi ardından Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı DTP"li milletvekilleriyle görüştü. Tam olarak ne oluyor?

Aslında bu süreç bizim taleplerimiz doğrultusunda gelişti. Kara operasyonu sırasında DTP olarak biz bir toplantı yaptık ve hiçbir operasyonun çözüm olmadığını konuşmamız gerektiğine karar verdik. Başbakan"dan randevu istedik. Başbakan bizi bakanına yönlendirdi ve biz de onunla görüştük.

Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek"le yaptığınız görüşme niye gizlendi ve niye hala daha tam ne olduğu konusunda büyük ölçüde gizleniyor?

Bizden kaynaklı bir şey değil. Biz Başbakan"ın yerine Cemil Çiçek"le yapılan görüşmeyi de önemsedik. Çok ilginçtir, kara operasyonunun bittiği gün bize Cemil Çiçek tarafından randevu verildi. Doğrusu o gün randevu verileceğini hiç beklemiyorduk. Kendisiyle bir saate yakın görüşüldü.

Cemil Çiçek"le ne konuşuldu?

Kürt sorununun nasıl çözülebileceği konuştuk. Bizim yaptığımız mitinglerde kitlelerin attığı sloganlar belli. Kendisiyle bu sloganları konuştuk. Bu sloganlara belki kızılıyor ve haklarında davalar açılıyor ama, bu sloganlar kitlenin hassasiyetlerini gösteriyor. Çiçek"e, Kürt sorununun çözümü için gerçekten bir şey yapılmak isteniyorsa, kitlenin hassasiyetlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini anlattık. İmralı konusunda bir hassasiyet var kitlede. Tecrit konusunda bir hassasiyet var. Ayrıca farklı kimliklerin anayasada güvenceye kavuşturulmasını da konuştuk kendisiyle. Cemil Çiçek biz ne dediysek onayladı anlamında söylemiyorum bunu. Ama bu konular ilk kez bu çok açık ve çok net konuşuldu. Karşılıklı oturulup mesela bir İmralı bile konuşuldu.

Abdullah Öcalan"ın affedilmesini mi konuştunuz?

Hayır. Bizim onun durumunun iyileştirilmesinden kastımız, diğer normal tutukluların sahip oldukları haklara kavuşturulmasıdır. Bunlar ifade edildi. Tecritin kalkmasını, eğer İmralı"dan çıkartılamıyorsa, orada bir sosyal yaşama kavuşturulmasını, İmralı"ya bir grup tutuklunun gönderilmesini konuştuk. Çiçek"le görüşmede sadece bu konu ele alınmadı. Sivil anayasa girişimi ve farklılıkların yeni anayasada güvenceye alınması da konuşuldu. Eğer farklılıklarımız söylendiği gibi zenginliğimizse, niye bu zenginliğimizi saklıyoruz ki?

Kara operasyonunun bittiği gün sizinle görüşülmesi sizce bir tesadüf müydü?

Kesinlikle tesadüf değil, bir mesajdı bu. Sonuçta öyle ya da böyle devlette Kürt sorunuyla ilgili bir niyet var. Bu niyet, Kürt sorununu çözme niyeti mi bilmiyorum. Ama seçim öncesinde yapılan "Kürt sorununu çözeceğiz" vaatleriyle Kürtleri kandırıp Kürt siyasetini bitirme niyeti varsa kötü. Yalnız şu nokta gene de çok önemli. Genelkurmay Başkanı basın açıklamasında ilk kez "terörist" yerine "insan" kavramını kullandı. Sonuçta devletin ağzından "insan" kelimesi çıktı. Biz, barış isteyen Kürt, Türk tüm aydın ve demokrat çevrelerle, sivil toplum örgütleriyle birlikte bu süreci çözüme evriltebiliriz. Hükümeti çözüm konusunda zorlayabiliriz. DTP tek başına yapamaz bunu.

Cumhurbaşkanı Gül"le yapılan konuşmanın sonuçlarından memnun musunuz?

Şu açıdan memnunuz. Sonuçta bir diplomasi bu ve bizi dinlediler.

Bu tavır değişikliğini neye bağlıyorsunuz?

Bunlar seçim öncesi politikalardır. Ben, çözüm niyeti çok görmüyorum.

Bu yeni açılım Kürt politikacıların ve DTP"nin siyasetine yansıyacak mı?

Biz on beş gündür gruplar halinde aydınlarla ve basınla görüşüyoruz. Kürt sorununu çözüm mecrasına taşımaya çalışıyoruz. Çünkü sonuçta şunu gördüler. Operasyonlar sırasında sadece Türkiye"de değil, asıl Irak"taki Kürtler ayaktaydı. Kürtler, orada bulunan Türk üssünden tankların yola çıkmasını önüne yatarak engellediler. Genelkurmay da, AKP de nasıl bir siyasi çözüm olması gerektiği konusunda henüz karar vermiş değiller ama operasyonla sorunun bitmediğini de gördüler.

DTP yeni bir açılım yapmayı düşünüyor mu?

DTP önemli ve doğru şeyler söylüyor ama bizim bir hatamız var. Devlet bizi belli bir bölgeye sıkıştırmak istiyor ve biz de buna geliyoruz. Sadece bir bölgenin partisi olmaktan çıkmayı ve diğer bölgelere de açılmayı becermemiz gerekiyor. Çünkü biz, Türkiye"yi Türklerle birlikte demokratikleştirmeliyiz. bunun için de Türklerin ve Kürtlerin partisi olmalıyız. Mesela biz bir çatı partisi kurmak için kişi ve kurumlara çağrıda bulunuyoruz. "Herkes kendi özgünlüğünü koruyarak bir şemsiyenin altına girsin ve Türkiye"nin demokratikleşmesi hedefinde birleşsin" diyoruz. Artık mevcut anayasadaki "tek kimlik" sorunu çözülmeli. Türkiye"de bir çok farklı kimlik var. Eğer yeni anayasada farklı kimliklerin kendilerini özgürce ifade etmeleri güvece altına alınsa ve farklı kimlikler arasında hak ve özgürlükler bakımından eşitlik sağlansa Kürt sorunu biter. Sonuçta Kürt sorunu bir kimlik sorunudur.

Çok açıkça olmasa da artık Ankara"da siyasi bir çözümün arandığı anlaşılıyor. Bu çözümün sürmesi ve hızlanması için neler yapılması gerekiyor sizce?

Sivil anayasa tartışmaları tekrar hemen başlatılmalı. Çünkü en kaygı verici şey sivil anayasa tartışmalarının bitmiş olmasıdır. Hükümet sivil anayasa yapma girişimini durdurdu. Mart ayına geldik, taslaktan ses yok. Oysa demokratikleşmenin en temel kriteri yeni sivil bir anayasa yapmaktır. Kürtler kendilerini bugünkü anayasada görmüyorlar. Kendi ülkelerinin anayasasında kendilerini görmek istiyorlar. Artık anayasada farklı kimlikler "Türk milleti" olarak tanımlanmamalı. hiç bir kimlik diğerinin üstünde olmamalı. mesela bütün kimlikler için üst kimlik "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı" olmalı. Mesela bize "bu ülkede yaşayan herkes asli unsurdur deniyor. eğer herkes bu ülkenin temel taşıysa, niye tarih kitaplarında Kürtler başkaldırılar dışında hiç yok? Kürt tarihi niye yok? Bu ülkede yaşayan bir kimlik ders kitaplarında yok . Kürtler de artık tarih kitaplarında olmalı. Ders kitapları bir halkın kendini ifade edeceği yerlerden biridir.

Peki… Çözüm için PKK"nın ne yapması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Bakın. Şunu çok ciddi olarak söylüyorum. Ben cidden PKK"li değilim. Bugüne kadar dolaylı ya da dolaysız, telefonla veya başka bir şekilde PKK"lepiç bir ilişkim olmadı. PKK"li hiçbir akrabam da yoktur. Bu konuyu, şimdi söyleyeceklerimi anlamanız için bu kadar açtım. PKK gerçekten çözüm için çok şey yaptı. Bunu övmek anlamında söylemiyorum. Eskiden bağımsızlık isterken bugün üniter devlet istiyorlar. Üç ay önce yedi maddelik çok ilginç bir deklerasyon yayınladılar. "Operasyon dursun, silahları susturalım" dediler. Yani çözüm için iyi niyet gösterilsin biz de bir şeyler yapalım diyorlar. Silahları bırakması için çözüm sürecinin başladığını görmesi gerekiyor.

PKK"nın Türkiye"deki silahlı varlığını sürdürmesinin siyasi çözümü nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz peki?

Çok olumlu etkilemiyor. Sonuçta bir yerde bir silahlı örgüt var. Bir de onunla aynı şeyi söyleyen ve siyaset yapmaya çalışan başka bir örgüt daha var. Biz söylem düzeyinde çok farklı şeyler söylemiyoruz. Kürt sorununun çözümü ve Kürtlerin hak ve özgürlük talepleri konusunda biz sonuçta aynı şeyleri söylüyoruz. Bizim üzerimize bu kadar gelinmesinin belki de nedeni bu.

Peki PKK"yla farkınız ne?

Onlar bu konuyu silahla çözmek için ortaya çıkmışlar. Biz ise siyaset yapmaya çalışıyoruz. Silahı kesinlikle onaylamıyoruz. Silahlı eylemler sürerken siyaset yapmak kolay değil tabii. Ama devlette de çözüm iradesi göremiyoruz ki, dönüp PKK"ye bir şeyler söyleyebilelim. Bir çözüm iradesi görmek zorundayız.

PKK"nın silahı bırakması için neler yapılması gerekir?

Silah bırakması için Türkiye Cumhuriyeti devletinin öldürmek söyleminden vazgeçmesi gerekir. "Öldüreceğiz, kökünü kazıyacağız" söylemi silah bıraktırtmaz. Öldürmekten bahsederken ona nasıl silahı bırak diyeceksin? "Öldüreceğiz yerine Kürt sorununu çözeceğiz" denmeli. Bunları tutuklama olmasın anlamında söylemiyorum ama şunu da kabul etmek lazım. Vatandaşını dağa götüren bir sorun var sonuçta. Bu sorun kimlik sorunudur. PKK ekonomik nedenlerin bir sonucu değildir. Dağda doktorlar, öğretmenler, üniversite mezunları varsa bu genel olarak bir kimlik ve demokrasi sorunudur. Ama AKP"nin açtığı yeni paket onun bu sorunu hala ekonomik olarak gördüğünü gösteriyor. Yıllardır ne paketler açıldı ama sorun bir türlü bitmedi.

AKP, TRT"nin bir kanalının tam gün Kürtçe yayına ayrılacağını da açıkladı. Gerçi sonra Kürtçe yayına Arapça ve Farsçayı da ekledi ama… Kimlik sorunun çözülmesinde önemli bir adım değil mi bu?

Türkiye Cumhuriyeti devletinin çok ciddi bir tabusunun kırılması demektir. İdam cezasının kalkması kadar önemlidir bu. Kürt kimliğini tanımadır bu. Ama anayasa değişmezse bu yayını gerçekleştiremezler. Çünkü yürürlükteki yasaları uygulayıp TRT"nin bu kanalını kapatmak zorunda kalırlar. Bu yüzden sürekli "yeni anayasa", "sivil anayasa" diyoruz biz.

Silahların olduğu bir ortamda siyasi çözümün ilerlemesi kaçınılmaz olarak yavaş gidecek. Siyasi çözüm arayışlarına paralel olarak silahsızlanma konusunda sembolik de olsa adımlar atılabilir mi?

Ancak Kürt sorununu çözme iradesi ortaya çıktığı takdirde, silahsızlanmaya doğru gidebilir iş. Mesela partimize hep şu söyleniyor. "Niye terör örgütü demiyorsunuz?" deniyor. Benim düşüncem şu. Dağdaki o insanlara terörist ve terör örgütü deyince, öldürülmeleri meşrulaşıyor. "Teröristtir öldürülsün" deniyor. Ayrıca terörist demek, yapılan yanlışları da meşrulaştırıyor. Bombalanıp parçalandığı zaman, kimyasal bomba kullanıldığı zaman, yandığı zaman, yıkanmadan, kefene konmadan gömüldüğü zaman, terörist bu dendiği için yapılan yanlışa da yanlış diyemiyorsunuz. Sanki yapılanları hak ediyor. Terör ve terörist tanımlamaları bu insanlık dışı olan uygulamaları meşrulaştırıyor. Bakın çözüm böyle tanımlamalarda değil. Çözüm demokraside. Kürt sorununu demokrasiyle çözelim ve silahlı örgüt de ortadan kalksın. PKK Kürt sorunun nedeni değil, bir sonucudur.

DTP, nasıl bir siyasi çözüm istiyor?

Her şeyden önce sivil anayasa tartışması başlamalı. Türk milleti kavramı çıkarılıp her kimliğin kendini bulacağı "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı gibi bir genel kimlik kavramı getirilmeli. Devletin ve ülkenin bölünmez bütünlüğü tamam ama milletin bölünmez bütünlüğünden kasıt nedir? Bu tartışılmalı. milletin bölünmez bütünlüğü dediğinizde herkesi Türk yapıyorsunuz. mesele buralarda kilitleniyor. Ayrıca özel ve devlet okullarında herkese ana dilinde eğitim verilmeli. Kürtçe eğitim veren okullarda çocukların Türkçeyi öğrenmeleri için mutlaka Türkçe dersi olmalı.

Devletin iki resmi dili mi olmalı?

Hayır. Biz, Türkiye için demokratik özerklik diye bölge esasına dayalı bir idari yapılanma öneriyoruz. Mesela federasyon etnik kimliğe dayanır. Türkiye"nin koşulları federasyona uygun değil. Irak"inki uygun. Çünkü orada bir etnik kimlik bir bölgede toplanmış. Ama Türkiye"de Kürtler sadece Doğu"da değil Batı"da da var. tek kimliklilik Türkiye"nin sadece birkaç ilinde var.

Federasyon istenildiği takdirde federasyon Batı"daki Kürtlerin de Doğu"ya gitmeleri , gönderilmeleri tartışmaları mı başlar?

Başlar. Bizim derdimiz kimlik üzerinden siyasetbir ed şunu çok ciddi söylüyorum.u bizim çok derdimiz de kimliğil. Bizimki bher kimliğin kendini özgürce ifade edebilmesi anlamında bir kimlik, bir demokrasi mücadelesi. Ayrıca bize göre, devletin resmi dili Türkçe olmalı ama her özerk bölgenin hakim kimliğine göre Türkçenin yanında bir de bölge dili olmalı. Devlet kademesiyle yazışmalarında Türkçe kullanırken, kendi iç yazışmalarında bu dili kullanabilmeli.

Demokratik özerklik dediğiniz aslında eyalet sistemi değil mi?

Yakın ama parlamento ve yürütme eyalet sistemindeki kadar bağımsız değil. Devletle ilişkileri daha güçlü. Coğrafi bölgeler bunlar. Mesela nüfusu ve ekonomik kaynaklarıyla İstanbul tek başına özerk bölge olmalı diyoruz. Diyarbakır, belki Urfa ve Mardin de dahil edilerek bir özerk bölge olur. Van özerk bölgesi Muş"u ve Ağrı"yı kapsar. Doğu ve Güneydoğu"da on tane özerk bölge olur. Biz, yirmi civarında özerk bölge öngördük. Aslında bu rakamı da biraz şuradan hareketle öngördük. Bundan çok yıllar önce ABD"nin, "Türkiye 20,25 bölgeye ayrılabilir" diye bir projesi vardı. Basına da yansıdı bu. Rakam oradan aklımıza geldi. Biz de haritayı önümüze aldığımızda ve tartıştığımızda özerk bölgeler 20-25 rakamına denk düştü. Yoksa çok ince eleyip sık dokuduğumuz bir şey değil açıkçası. Zaten özerk yönetim taslağımızda pek çok konuyu Türkiye çapında tartışılması için ucu açık bıraktık.

İstediğiniz tarzda bir çözüme ulaşılması konusunda ümitli misisiniz?

Tabii ki. Ümitli olmasam dağa çıkardım. Çok net söylüyorum. 1980"lerin ümitsiz ortamında ben henüz çocuk olmasaydım, yetişkin olsaydım dağa çıkardım. Ama bugünkü koşullarda ben bir çözüm olabileceğine inanıyorum. Dağdakileri de ikna edebileceğimizi biliyorum. Hatta bugünkü koşullarda onlar da Türkiye"de bir çözüm olabileceğini biliyorlar. Dağdakileri hayata ve siyasete katacak bir proje lazım.

DTP"nin siyasi çözümü sağlamak için topluma sunacağı bir plan var mı?

Çözümün idari yapılanması demokratik özerklik. Çok kimlikli bir sivil anayasa işin temelidir. Zira çok kimlikliliğe kavuşulduğunda ana dilde eğitim ve Kürtçe televizyon ve radyo yayın hakları bunun peşinden gelecektir. Bu arada siyasi çözüm anlamında göz ardı edilemeyecek, Kürt sorununu kilitleyecek iki şey var. Bi, dağdaki gerilla. İki, İmralı. Tecrit koşulları kaldırılmalı. Diğer tutuklular hangi haklara sahipse, ne yapabiliyorlarsa, o da aynı haklara sahip olmalı ve onların yapabildiklerini yapabilmeli.

Söz konusu olan Öcalan"ın affı değil mi peki?

Hayır, hayır. Dağdaki gençleri indirmek için de bir proje hazırlamak lazım. Bu konuyu da öyle genel af gibi üst boyutlardan tartışmamak lazım. Önce onlara terörist ve terör demekten vazgeçmek lazım. Daha işe baştan, "siz ölümü hak ediyorsunuz" diye yaklaşırsak, hiçbir zaman ne silah susar ne de onlar dağdan iner.

Gelişmiş dünyaya göre, eğer bir ülkede demokratik yoldan siyaset yapmanın önü açıksa, bir sorunu silahla çözmeye çalışmak terördür ve silahla dolaşan da teröristtir.

Anladım ama benim bugün bu kadar özgürce tartışıyor olmamın nedeni ne yazık ki, ama ne yazık ki onların orada var olmasıdır. Keşke böyle olmasaydı ama böyle…

Bir devlet dağlarında silahlı insanlara dolaşıyorsa ne yapmalı? Buna izin mi vermeli?

Operasyon durduğu anda ben onların da silahları susturacağına inanıyorum. Yeter ki operasyonlar dursun. Öldüreceğim dediğin insana sen silah bırak diyemezsin. O yüzden dil değişmeli. Çözümü görürse dağdan iner. Hapse girmeyi göze alarak girer. Yeter ki çözüm iradesi görsün. Bakın, Avrupa"dan ve dağdan hapse atılacaklarını bile bile iki kez barış grupları gönderdiler. Sonuçta kimse çok hayalci değil. Onların da çok büyük çok büyük hayaller kurduklarını düşünmüyorum. Böyle tümüyle af beklentileri de yok. Ama kürt sorunun çözüleceğine dair bir irade gördüklerine adım atacaklardır. PKK silah bırakmaya hazır.


Söyleşi: Neşe Düzel

Kaynak: taraf

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com