E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- TRT ŞEŞ VE İZLENMESİ GEREKEN KÜRT POLİTİKASI/Cemil KILIÇ
- Sonbahar.../ Şerif Kaplan
- ‘Behçet Cantürk’ü, Savaş Buldan’ı biz öldürdük’
- Öcalan'ın doğum günü kutlanıyor
- Roj TV davasına katılım çağrısı
- Kadir İnanır da Ergenekon iddianamesinde
- ORTADOĞU’DA YENİ YILA GİRERKEN, FİLİSTİN KAN GÖLÜNE DÖNERKEN, KÜRDİSTAN’A BOMBA YAĞDI!/ Mehmet ÖZCAN
- Katil kim?.. /Günay Aslan
- Karayılan: Erdoğan İsrail'in suç ortağı
- Genelkurmay'da sürpriz zirve
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Siyasal kavramların çoğunun din kökenli olduğunu belirten Öcalan, laikliğin de din kökenli olduğuna dikkat çekti. Türkçülüğü ise 1926’da Yahudilerin getirdiğini vurgulayan Öcalan, AKP’ye kapatma davasının laiklikle bir alakası olmadığını kaydetti. Öcalan, “Mesele ekonomiktir, kimin ne kadar kâr sağlayacağıyla ilgilidir. Bu iki klik çatışıyor, Türkiye'yi kim yönetecek sanıyorsunuz, Türkiye zayıf düşecek dış güçler, İsrail de yönetecek. AKP giderse geriye Baykal, Bahçeli kalır. Bunların durumu da ortada. Ülkeyi yönetecek güçte değiller. Türkiye daha da kaosa sürüklenecek." dedi.
Bir haftalık tecritten sonra avukatlarıyla görüşen Abdullah Öcalan'ın görüşmede önemli mesajlar verdiği öğrenildi. Edinilen bilgiye göre, siyasal kavramların çoğunun din kökenli olduğunu belirten Öcalan, "Siyasetin iyi yapılması için bu kavramların iyi anlaşılması gerekiyor. Bunları bilmek ve iyi anlamak gerekiyor. Laiklik, din kökenli bir kavramdır. Laiklik ve İslamiyet bu topraklara sonradan getirilmiştir. Laiklik de İslamiyet de buraya ait kavramlar değil. Bildiğimiz birçok kavram din kökenlidir. Siyasal Teoloji kitabı mesela bu kitap, siyasal kavramların kökenini açıklamaya çalışıyor. Dini ve siyasal terminolojiyi, bunların kökenini tartışıyor, bu konular üzerine okumayı herkese öneriyorum. Ben daha önce de dile getirmiştim, Protestanizmin üç mezhebi vardır! Veya üç mezhep doğurmuştur: Reel Sosyalizm, Sosyal Demokrasi ve Ulusçuluk. Din birçok şeyin kaynağıdır. Daha sonra yapacağım çalışmalarda bu konuları detaylı inceleyeceğim. Judaik İslam diye bir şey ürettiler, yani Yahudi İslamı. Biliyorsunuz Hz. Muhamed'in ilk kıblesi Kudüs'tür. Kudüs'e dönerek namaz kılıyorlardı. Hz. Muhammed Tevrat'ı incelemiştir." şeklinde konuştu.
TÜRKÇÜLÜĞÜ YAHUDİLER GETİRDİ
Türkçülüğü 1926'da Yahudiler'in getirdiğini kaydeden Öcalan, "Onlar Türkçülüğü geliştiriyor. İlk "Ne Mutlu Türküm Diyene" sözünü de bir Yahudi söylemiştir. Mustafa Kemal'in ağzından böyle bir cümle çıkmamıştır. Ben bunu açıklıkla belirtiyorum; Türkçülüğün teorisyenleri de Türk değildir, iki tane Yahudi teorisyendir. Hatta Hitlere de bu düşünceleri Yahudiler aşıladılar, Hitleri onlar yarattı. Kendi planlarını gerçekleştirmek için önce Saddam'ı yarattılar. Seni Arap İmparatoru yapacağız dediler. Sonra da Saddam'ı devirerek Irak'a girdiler. Saddam'ın hali gözler önünde, çok korkunç duruma geldi. Ahmed-i Necad'ı da Amerika yarattı. Onun üzerinden İran'a girecekler. Amerika bu ikisine dayanarak Ortadoğu'daki planlarını gerçekleştiriyor. Ama yarattıkları silahlar kendilerine geri dönüyor. Türkiye'de biliyorsunuz Hizbullah yine El-Kaide gibi." dedi.
M. KEMAL'İ PASİFLEŞTİRDİLER
Öcalan, şöyle devam etti: "Türkçülüğü geliştiren Yahudiler; Mustafa Kemal için Musa'dan daha büyük diyerek O'nu tanrılaştırmaya çalışıyorlardı. İkili bir şey yaratmaya çalışıyorlardı; Mustafa Kemal Tanrılaşacak, İsmet İnönü de Peygamberleşecekti! Bununla aslında O'nu pasifleştirmeye ve bitirmeye çalışıyorlardı. Tanrılaştırılmak Mustafa Kemal için ölümdü. Zaten O'nu Çankaya'ya hapsedip pasifleştirdiler, uzaklaştırdılar. Biliyorsunuz Mustafa Kemal'in İnönü'nün çocuklarına vasiyeti olmuştur. İsmet İnönü'nün ailesine duyduğu saygıdan dolayı çocuklarına miras bıraktı. Şunlar şunlar İnönü'nün çocuklarına verilsin diyor. Mustafa Kemal niçin bunları söylemiştir? Çünkü O, İsmet İnönü'nün o saatte öldüğünü, daha doğrusu öldürüldüğünü sanıyordu. Sonra ölmediği ortaya çıktı. Bunların hepsi oynanan oyunlardır. Bunlar çok fazla bilinmiyor. Yalçın Küçük bunları dile getiriyor fakat o da bir yere kadar dile getiriyor, gerisine karışmayın diyor, hepsini dile getirmeye cesaret edemiyor."
YAHUDİLER TÜRKİYE'Yİ ELE GEÇİRİYOR
"Mustafa Kemal öyle büyük zaferler kazanmış da demiyorum. O'nun tek yaptığı şey bütün bunların önüne geçmesidir." diyen Öcalan, şunları ifade etti: "Çankaya'da kaldığı süre içinde bunları anlamak için sürekli okuyordu, tarihi araştırıyordu. Ben de burada bunu yapıyorum, sürekli okuyorum, kafama takılan bir şeyi çözene kadar uğraşıyorum.
1916-1918'de Avrupa'da Yahudi Kongresi yapılıyor. Musa Alptekin gidiyor o Kongreye. Kongre'de "Yahudilerin asıl toprakları Anadolu'dadır" deniliyor. Şimdi Ege kıyılarına kim hakim! Antalya'nın yüzde kaçı kimin elinde! Harran'a tek kanalla su taşımayı kimler yapıyor! Hani Tansu Çiler "çakıl taşını bile vermem" diyordu! Türkiye'nin sınırlarındaki mayınları bile onların izni olmadan temizleyemiyorlar. Amaç orayı bölerek kontrol altında tutmaktır. Türkiye kendi Genelkurmayına mayınları bile temizletemiyor, neden? Temizlenmesi için ihaleyle yabancı bir şirkete verilmesi şartını koşuyorlar. Hedef halkların bir araya gelmesini engellemek. Ya mayınlı tarlalarla uzaklaştıracaklar ya da orayı başka şekillerde kontrol etmeye çalışacaklar. Orayı kontrol altında tutmak istiyor İsrail. Rahşan Ecevit toprakların resmiyette hiçbir yabancıya ait olmadığını söylüyordu. Ama kontrol onların elindeydi. İşgal öyle gelip toprakları almak ve oraya yerleşmekle olmaz, orayı kontrol altında tutarak oranın her şeyine hâkim olarak yapılıyor. Mahir Kaynak da bunu dile getiriyor."
ÖLMEK VE ÖLDÜRMEK ÇÖZÜM MÜ?
Öcalan, sözlerine şöyle devam etti: "İşsizlik olduğunu söylüyorlar. Urfa toprakları on milyon insana yeter ama herkes orada işsiz. Hayvanlar bile işsiz değildir; eşek bile işsiz değil, bir karıncanın bile işi var, insanlar nasıl işsiz kalabiliyor? Neden su tek kanalla sadece Harran'a götürülüyor. Bunu anlayabilmek için Harran Belediye Başkanı'nın aşkına bakın, bu ilişkiye bakın, birilerini bunun üzerinden milletvekili yaptılar ama halk onlar için önemli değil. Urfa'nın diğer yerlerine suyu ancak buraları Harran gibi kontrollerine aldıktan sonra verecekler. İsrail, Türkiye'ye casus uçaklar veriyor. Hayır bunlar Türkiye'ye iyilik yapmıyorlar, Türkiye'ye kötülük ediyorlar, bizi birbirimize daha çok kırdırmaya çalışıyorlar. Bunların amacı Türk-Kürt çatışmalarının önünü açmak, İsrail-Filistin'in durumuna getirmek istiyorlar. Genelkurmay, PKK' ye saldırıp "bu kadar PKK'li öldürdük", PKK' de "bu kadar asker öldürdük" diyecek, bu mu çözüm? Bu şekilde sadece Türkiye bölünür. Bu, kan ve gözyaşıdır, ben Filistin gibi olmak istemiyorum, bunlara dur demek istiyorum, bunun önüne geçmek istiyorum. Bu gücüm de var. Demokratik çözümün gelişmesi lazım. Bu düşüncelerimi herkes biliyor, devlette biliyor. Hükümetten de rica ediyorum, bu çatışmalara bir son verin, demokratik çözüm gelişsin."
AKP DAVASININ LAİKLİKLE ALAKASI YOK
Öcalan, AKP hakkında açılan kapatma davası konusunda şu yorumu yaptı: "AKP'ye neden bu dava açıldı? Aslında bu meselenin laiklik ve İslam'la alakası yok. Mesele ekonomiktir, kimin ne kadar kâr sağlayacağıyla ilgilidir. Bu iki klik çatışıyor, Türkiye'yi kim yönetecek sanıyorsunuz, Türkiye zayıf düşecek dış güçler, İsrail de yönetecek. AKP giderse geriye Baykal, Bahçeli kalır. Bunların durumu da ortada. Ülkeyi yönetecek güçte değiller. Türkiye daha da kaosa sürüklenecek."
DÜNYA LONDRA'DAN YÖNETİLİYOR
"16. yüzyıldan bu yana dünyada neler olacağını Londra'da planlayıp dünyaya servis yapıyorlar." diye konuşan Öcalan, şunları dile getirdi: "Bir çorba gibi önümüze koyuyorlar ama bu kötü bir çorba. Ben bu çorbayı içmem. Bu planlar 16.yy'dan beri yapılmaya başlanmıştır. Avusturya İmparatorluğu'nu, İspanya'yı, İtalya'yı, Fransa'yı, Yunanistan'ı tek tek parçaladılar. XIV. Louis'i idam ettiler. Sonra Reel Sosyalizmi, Lenin'in 17'deki devrimini, Lenin’i de öldürdüler. Lenin ölmedi, öldürüldü. İlginç, şaibeli bir halde öldürüldü. Kim öldürdü bilinmiyor. Reel Sosyalizm bu plan-sistem karşısında iflas etti. Mao, kültür devrimiyle bunu aşmak istedi ama başarılı olamadı. Şimdi Çin'in durumu ortada, bugün için Amerika kapitalizmini besleyen en önemli ekonomik sistemdir. 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu'na da el attılar.
M. KEMAL İNGİLİZLERE ENGEL OLDU
Öcalan, "Mustafa Kemal bu duruma taş koymuştur. Bu büyük bir olaydır. İngilizlerin imparatorluk üzerindeki emellerine taş koymuştur. Bunun için İngilizler Mustafa Kemal'e müthiş öfke duymuştur ve onu Çankaya'ya kapatıyorlar. Bununla Mustafa Kemal'den intikam alıyorlar. İşte Mustafa Kemal, bunu gören ender insanlardandır. Mustafa Kemal bu oyunları halkla bir araya gelerek bozmaya çalıştı. Ama bunun önüne geçmek için O'nu Çankaya'ya hapsettiler. Mustafa Kemal'in o dönem Lenin'le mektuplaşmaları var. Bunları anlamak isteyenler, Mustafa Kemal'in ilk Meclis konuşmasına bakabilirler. Mustafa Kemal başarılı olabilmek için Kürtlerle de bilinen ittifakı yapmıştır. 1922'nin başlarında Kürtçe eğitimle ilgili bir de yasa çıkarmıştır. Meclis oylamasında 374 veya 378 Evet'e karşı 64 Hayır oyuyla bu yasayı çıkarmıştır. Ama ittihatçı kadrolar O'nun etrafını daraltmışlardır. Komünizmi, İslamı ve Kürtçülüğü tasfiye ettiler. Mustafa Kemal, Kürtlerin ve Türklerin uzlaşması, bir arada yaşaması için çalıştı. Ancak buna izin verilmedi. Mustafa Kemal'in etrafı ittihat terakki kadrolarıyla kuşatılmıştı. Bunlar provokasyonlarla bunun gelişmesini engellediler. İşte biliyorsunuz Şeyh Sait olayı, yine Mustafa Suphi olayı. Menemen olayı. Mustafa Suphi öldürüldü, Mustafa Kemal'in bundan haberi bile yoktu. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da Cumhuriyet Halk Fırkası'na karşı bir denge arayışıydı. Kurucuları arasında Mustafa Kemal'in kızkardeşi Makbule de vardır. Makbule, İsmet İnönü'yi dizginleyebilmek için Terakiperver Cumhuriyet Fırkası içinde yer almıştır." şeklinde konuştu.
GÜNÜMÜZÜN PLAZALARI FİRAVUNLARIN PİRAMİTLERİDİR
Öcalan, sözlerine şu şekilde devam etti: "Bunlar dünyadaki her şeyi kontrol etmek istiyorlar. Son beş yılda şirketler kâr oranlarını beş kat artırmışlar, bire beş kârları olduğunu söylüyorlar. Yani bir lira koymuşsa beş lira almışlar, yüz milyar koymuşlarsa beş yüz milyar almışlar. İş Bankası, Garanti Bankası son bir yılda yüzde yüz elli sekiz kâr ettiklerini söylüyor. Bütün bunların sadece yüzde onu memur ve işçilere veriliyor, geri kalanı kendi aralarında paylaşıyorlar. Bütün bu şirketler bire beş kazanırken Memurların-işçilerin maaşı düşüyor. Kimse bunu görmüyor mu? DİSK, KESK, TÜRK-İŞ onlar bütün bunları görmüyor mu? Bütün bunları anlamadan, kavramadan nasıl siyaset yapabilirsiniz? Nasıl bir ticaretin yapıldığını bilmezseniz, tarımın başına neler geldiğini bilmezseniz nasıl siyaset yaparsınız. Öyle kuru lafla siyaset olmaz. Bunlar böylece Finans Kapitalle hiçbir üretim yapmadan dünyayı tekellerine alıyorlar. Hani Mısır Firavunları o Ehramları yapmak için yüz bin köle çalıştırıyorlar ya, -kaldı ki bu ehramların, piramitlerin hiçbir üretim değeri de yoktur- bunlar da metropollerdeki gökdelenleri, plazaları yapmak için yüz kat daha fazla insan çalıştırıyorlar, bu plazalar, tekelleri kuranlar Mısır Firavunlarından elli kat daha firavundurlar."
HERKESİN PLANINI BOZUYORUM
Öcalan, şunları söyledi: "Her şeyi Londra'da planlıyorlar. Her şeyi tekelleştiriyorlar. F.Braudel de Maddi Uygarlık kitabında bu uygarlığı yazmış, bu uygarlığı anlamak için otuz yıl araştırma yapmış, yine de eksik, kitapta çarpıtmalar da çok. İngiliz tarihçi Collingwood da bunu yazmak istiyor, büyük bir araştırma yazısını ya da serisini tasarlıyor, sonra yazamıyor, ömrü yetmiyor, üçte birini ancak tamamlayabiliyor. Sıra Türkiye'de, Türkiye'yi kuşatmışlar. Bir tarafında Ermenistan, Ermenistan'ı da küçültüp daracık bir alana sıkıştırmışlar, öbür tarafta Yunanistan, sonra da küçük bir Kıbrıs oluşturmuşlar, bir de Güney'de küçük bir Kürt devletçiği. Bunları hep İngiltere planlıyor. Ben bunları dile getirince ulusalcılarla aynı düşündüğümü söylüyorlar. Bana bunu söylemeleri bilinçlidir. Beni de sıkıştırmak ve yıpratmak istiyorlar. Aslında en büyük ulusalcılar bana bunu söyleyenlerdir. Onlar hiçbir analiz yapamıyorlar, insanlığın içinde bulunduğu durumu kavrayamıyorlar sadece çatışmak istiyorlar, İsrail-Filistin gibi. Ben burada demokratik çözüm için, halklar için çaba sarf ediyorum, benim fikirlerim yeteri kadar açıktır, anlaşılır niteliktedir. Ergenekon devlet içi hesaplaşmadır. Ben buradan herkesin planını bozuyorum. Onun için bana saldırıyorlar. Bunların ipleri başkalarının elindedir, onlar ne derse öyle konuşuyorlar, ne yap derlerse onu yaparlar. Baykal ve Bahçeli ikisi de Türk Yahudileridir. Bunlar ikisi de Türkiye'nin yararına değil İsrail'in yararına çalışıyorlar. Türkleri tanıyorum, bizim Türk dostlarımız var, Haki Karer, Kemal Pir yine bazı kızlar vardı bizimle birlikte yiğitlerdi, cesurlardı."
İÇTİĞİMİZ HER ŞEY İDEOLOJİDİR
Türkiye'de tarım kalmadığını anlatan Öcalan, "Ben şimdi Urfa'nın tarım topraklarını işletsem on milyon insanın işsizlik sorunu çözülür, halkın ekonomik sorunu olmaz. Urfa'daki on milyon insanı besleyecek toprakları neden nasıl ele geçirmişler! Bunlar tarımı da böylece ele geçirip ekolojik dengeyi de bozarak toplumu, hepimizi zehirliyorlar. Kanser üretiyorlar. Aslında kanser toplumsal bir hastalıktır. Yediğimiz, içtiğimiz her şey kanserojen maddeler olarak bizi zehirliyor. Temiz yiyecek olmazsa, temiz su içmezsek, temiz hava almazsak nasıl yaşarız? Bunlar ideoloji üretiyorlar, yediğimiz, içtiğimiz her şey ideolojidir. Bindiğiniz araba, uçak, yediğiniz yemek, içtiğiniz her şey ideolojidir." ifadelerine yer verdi.
AMARGİ ÇEVRESİ YÜZEYSEL KALIYOR
"Devlet özgürlük getirmez, özgürleştirmez. Devlet özgürleştirici olsaydı en özgür halk Araplar olurdu. Arapların elli tane devletleri var ama bugün dünyanın en köle halkı Araplardır. Bizim aradığımız, istediğimiz ise özgürlüktür." diyen Öcalan, şöyle devam etti: "Kadınlar için de; kadın beş bin yıldır köleleştirilmiştir. Yerleşik hiyerarşik düzene geçildiğinden beri kadın köle durumuna getirilmiştir. Eskiden Sümerlerde kadınlar fahişelik yapıyorlardı, fahişelik de o dönemde önemli bir meslek olarak görülüyordu. Beş bin yıl öncesinden itibaren kadınlar tamamen köleleştirildi, özgürlükleri elinden alındı. Ben ilk ve son sömürge ulus kadınlar diyorum. Benim feminizm konusuna böyle yaklaşıyorum. M.Foucault da kadın konusunu inceliyor ancak derinlemesine araştıramamış, inceleyememiş. Türkiye'de Amargi çevresi feminist olduklarını söylüyor ama çok yüzeysel yaklaşıyor, tarihi derinlikten yoksun olarak ele alıyor konuyu. Evlilik mesela özünde korkunç bir olaydır! Beşbin yıldır kadınlar tecavüz kültürüyle yaşıyorlar, tecavüze uğruyorlar, gece gündüz tecavüze uğruyorlar."
ÇÖZÜM GELİRSE SİLAHLAR BIRAKILIR
Öcalan, Kürt sorununun çözümü konusunda şu görüşleri dile getirdi: "Demokratik siyaset, benim bütün söylediğim bu. Konuşun tartışın, konuşun tartışın, konuşun tartışın. Örgütlenin, örgütlenin, örgütlenin. Tekrar ediyorum, daha öncede defalarca belirttim, çözümün olması halinde tabiî ki silahlar bırakılır. Hükümetin olumlu bir çağrı yapması lazım, ciddi bir çağrı yapması lazım. Hükümet'in bir adım atması lazım ardından Anayasal güvence gelir. Bizim istediğimiz Kürt-Türk ilişkilerine özgürlüğü katmaktır, Anayasanın içine özgürlüğü yerleştirmektir. Mustafa Kemal'in de yapmak istediği buydu."
DERSİM'DE ALEVİ AKADEMİSİ KURULSUN
Öcalan, geçen hafatalarda yaptığı demokratik siyaset okulu konusunda bu hafta şu değerlendirmeyi yaptı: "Demokratik Toplum Kongresi de komisyonlar biçiminde çalışabilir. Komisyonlara uzman kişiler seçilir. Bu komisyonlar sivil toplum tarzıyla çalışabilirler. Bu çalışmalara gönüllü, arzulu, coşkulu kişiler katılmalıdır. Demokratik Cumhuriyet Kongresi çalışmaları önemli. Demokratik Toplum Kongresi ve Demokratik Cumhuriyet Kongresi paralel ve koordineli çalışmalar yürütebilmelidir. Türkiye'ye lazım olan ant-i tekel, demokrasi ve barış: Bu üç kelime. Demokratik güçler, güçlerini birleştirebilirler, bir çatı partisinde buluşabilirler. İki Akademi kurulabilir: Birincisi Diyarbakır'da Demokratik Siyaset Akademisi, Urfa'da da Demokratik Siyaset ve İlahiyat Akademisi. Her yerin durumuna, ihtiyaçlarına göre akademiler kurulabilir, geliştirilebilir. Dersim için demokratik siyaset için çalışmalar yürütülebilir. Beni suçlayabilirler, suçlasınlar önemli değil, beni sorumlu tutacaklarsa da tutsunlar. Alevi kültürü için Dersim'de Demokratik Siyaset ve Alevi Kültürü Akademisi kurulabilmeli. Alevilik konusunda da: Aleviliği bu kadar dejenere edeceklerine, bu kadar bölüp parçalara ayıracaklarına Aleviliği doğru dürüst araştırmalılar. Bu konuda çalışmalar yapılmalı."
NEWROZ'A KATILAN HALKIMIZI KUTLUYORUM
Öcalan, Newroz kutlamalarına yönelik olarak şu sözleri dile getirdi: "8 Mart ve Newroz önceki yıllara göre daha katılımlı geçmiş herhalde beş altı milyon kutlamıştır. Ben ayrıca bu kutlamalar sırasında yaşamını yitiren insanlarımıza başsağlığı diliyorum. Ailelerine, halkımıza başsağlığı diliyorum. Newroz'a katılan halkımızı da kutluyorum. Bu vesile ile Tayhan'ı da anmak istiyorum. Tayhan Moskova'da kendi bedenini yaktı. Mahir alçağı, olacakları biliyordu sonra örgütün parasını aldı kaçtı ama ilginçtir, Tayhan Moskova'da benimle bulunduğu süre içinde hiç konuşmuyordu, hep üzgün görünüyordu. Ben bir gün kendisine neden hiç gülmediğini, hep üzgün olduğunu sordum, cevap vermedi. İçinde bulunduğumuz durumu hissediyordu, anlamıştı. Bingöllüydü. Bingöllüler yiğit insanlardır. Çok cesurdu, yiğitti, dünyanın en cesur insanlarından biriydi. Muazzam bir eylem gerçekleştirdi, ben bu eylemlerin yapılmasını istemiyordum ama O, Moskova'da, Reel Sosyalizmin merkezinde kendi bedenini yaktı. Aslında O, dünyanın bütün tekellerine, bu mevcut sisteme karşı bir eylem yaptı. O'nun kahramanlığı Kürtlüğe sığmaz, O insanlık için eylem yaptı, bir insanlık kahramanıdır. Eylem sonrası hastanede kaldı bir süre ama kararlılığından hiçbir şey kaybetmedi, eyleminin doğruluğunu sonuna kadar savundu. Ben herkese teşekkür ediyor, selamlarımı iletiyorum. Eylemlere katılan herkese, cezaevlerine selamlar."
ANF



Güncel