E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Ankara tehlikeli bir rulet oynuyor. Önce namluyu Kürtlerin kafasına dayıyor. Tetiği çekmelerini istiyor. Sıra kendisine gelince, oyunun kurallarını değiştiriyor. Tetiği çekeceğine, namlunun ucunu bükerek, tekrardan namluyu Kürtlere yöneltiyor.
Ve tetiği de Kürtlerin çekmesini istiyor. Kürtleri Kürtlerle vurmaya çalışıyor.
Sarf edilmiş süslü-püslü 'iyi niyet' açıklamalarıyla bir paradoks içinde bulunsa da hükümet PKK'yi İmralı ve Hewler üzerinden vurmaya çalışıyor. PKK lideri Abdullah Öcalan'ın tecrit koşullarını ağırlaştırıyor. PKK'nin 'çıtayı' aşağıya çekmesini, hatta sıfırlamasını istiyor. Öte yandan Hewler üzerinde, Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye için, hiç olmazsa Maxmur konusunda sonuç almak için, baskıyı artırıyor. Görüşme trafiğini sıklaştırıyor.
Peki beklenen neydi? Beklenen 'Kürt Açılımı'nın ruhuna uygun olarak İmralı'da Öcalan'ın koşullarının düzeltilmesi, sürece katkı sunması için iletişim olanaklarının sağlanmasıydı. Kürt tarafının ve sorunun, diyalog ve müzakere yoluyla çözümünü isteyenlerin beklentisi bu yöndeydi.
Hatta Adalet Bakanı'nın 8 hükümlünün İmralı'ya gönderileceğini açıklamasının ardından tecrit 'kalkıyor', Kürtlerde ciddi manada öneme sahip olan İmralı 'normalleşiyor' yönünde bir fikir ve beklenti oluştu.
Ancak huylu huyundan vazgeçmedi. Namluyu Kürtlerin kafasına dayayınca, ipler kopma noktasına geldi. KCK 'Sözün bittiği noktadayız' diye açıklama yaptı.
Esas mesele Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin öne sürdüğü, aslında son derece makul olan yol haritasıdır. AKP hükümeti iç ve dış kamuoyunun desteğini arkasına alarak gerilla güçlerinin silahlarını bırakmasını, gelip 'Türk Adaleti'nin, 'şefkatli kollarına' teslim olmasını dayatıyor. Bunu istiyor. Buna kilitlenmiş.
Bütün o güzel sözlerin, birtakım içi boş sloganların, çıkışların, sözüm ona 'iyi niyet' beyanlarının arkasındaki gerçek amaç budur. 'Açılım' adı altında yürütülen bütün çalışmalar bundan başka bir resim bize göstermiyor. Hiç kimse ortada elle tutulacak bir şey yokken, 'açılım oluyor', 'çözüyorlar' aldatmacasına kanmamalıdır.
Anayasa değişikliği yok. Genel siyasi af yok. Anadilde eğitim hakkı yok. Kürtlerin yaşadıkları Bölge'de kendi kendilerini yönetme hakkı yok. Kendi dillerinde özgürce, diledikleri gibi yayın yapma hakkı yok. 17 bin cinayetin faili yok. Yakılmış-yıkılmış köylerin inşası için atılmış bir kürek harç, bırakılmış bir tuğla dahi yok.
Ortada hiç- bir şey yokken, olmayan bir şey üzerinden 'bakın göreceksiniz' demek 'çıplak kral' dalkavukçuluğundan başka bir şey değildir.
Bugün İmralı'da neler olup bittiğini, neden Ankara'nın, hükümetinin, devletin tecrit koşullarını ağırlaştırdığını anlamak istiyorsak, çok değil 23 Ekim'e geri dönmemiz gerekiyor. O gün avukatları aracılığıyla Öcalan, devlet tarafından gasp edilen yol haritasında üç aşamalı bir çözüm önerdiğini açıkladı. Öcalan'ın önerilerini kısaca hatırlamakta yarar var:
'Birinci aşama, devlet Kürtlerin tüm haklarını güvence altına alacak. Bu konuda bize güvence verecek, bizi ikna edecek. Biz de, bölücü olmadığımızı devlete ispatlayacağız. Şiddeti yöntem olarak esas almadığımızı ilan edeceğiz. Kürtlerin kendi kendini yönetmesine imkan tanıyacak. Bu olursa ikinci aşama olarak sınırdışına çekilme gerçekleşecek.'
'Üçüncü aşama olarak da devlet verdiği güvenceyi hukuki mevzuata yansıtacak, bunun anayasasını, kanunlarını, yönetmeliklerini yapacak. Mevcut mevzuatta değişiklik yapacak. Devlet bunu yaptığı oranda da geri dönüşler olacak.'
Görüldüğü gibi, Öcalan gerilla güçlerinin sınırdışına çekilmesinin ve silahın devreden çıkmasının ancak birinci aşamanın, yani 'Devletin Kürtlerin tüm haklarını güvence altına' almasıyla mümkün olacağını belirtiyor. AKP hükümeti, devlet böyle mi düşünüyor? Kesinlikle hayır. Kargaların da dahi gülüp geçeceği şekilde önce teslimiyet ve tasfiye, sonra çözüm diyor. Bu kadar açık ve net.
Yapılmak istenen Kürtsüz, iradesiz, muhatapsız, hak-hukuku olmayan, anayasal güvenceye kavuşturulmamış tipik bir 'Türk işi' çözümdür. Bu işe Öcalan'ın da, PKK'nin de, diğer Kürtlerin de amin demesi mümkün değil. Daha birkaç gün önce Neçirvan Barzani 'PKK'yi dikkate almayan bir çözümün mümkün olmayacağını' beyan etti.
İşte bütün kavga, gerilim Kürtlerin duruşu ile 'Türk işi' çözüm arasındaki uçurumdan kaynaklanıyor.
Hükümet aklınca Kürtlere geri adım attırmak için Öcalan'ı 'ölüm çukuruna' atıyor. Bu son derece tehlikeli bir durumdur. Ayrıca hiçbir hukukta da yeri yoktur. Düşmanlıkta da yeri yoktur. Kaldı ki bir halkın 'Benim siyasi temsilcimdir, liderimdir' dediği bir insana karşı saygılı olmak, onun hayatını korumak ve bu konuda titiz olmak zorunluluğu vardır.
Gerçek manada 'düşman' olmanın da bir erdemi, şövalyece bir duruşu olmalıdır. Ankara Kürtlerle rulet oynaktan vazgeçmelidir.



