E-bülten
Haberlere abone olun:
Bu yazıyı beğendiniz mi?
(toplam 8 oy)
29 Temmuz, 2010 09:57:55 | Cahit Mervan

Geçen haftasonu arkadaşım Günay Aslan ile Köln sokaklarını turlar iken havanın bize yaptığı sürprizden dolayı kendimizi bir taksinin içinde bulduk. İlk önce Günay, daha sonra ben taksi şoförüne Kürtçe olarak şöyle hokkalı bir 'roj baş' çektik.
O koca taksi koltuğuna gömülmüş, kısa boylu, hafif göbekli ve esmer tenli sürücüyü Kürt sanmıştık. Yanıldığımızı anlamamız birkaç saniye sürdü, şoför Kürt olmadığını, İranlı Fars olduğunu alelacele, sanki bulaşıcı bir hastalıktan kaçarcasına söyledi.
O an işte belamızı bulduk diye düşündüm. Çünkü İranlı bir taksi şoförü ile ilk karşılaşmam değildi. Yaklaşık 5-6 yıl önce yine bir İranlı Fars'ın kullandığı taksiye binmiş, birkaç selam-kelam sözcükten sonra az daha kavga edecek noktaya gelmiştik. Gökten boşalırcasına yağmur yağmasına rağmen yarı yolda durmasını istemiş ve taksiden inmiştim.
Bir önyargı da olabilir ama bana hep denk gelenler kibirli, kendisini beğenmiş, her şeyi bilen, bütün kötülüklerin kaynağında 'batıyı' arayan, Kürtleri egzotik bir öğe olarak 'seven', hatta Kürtleri ABD ve AB 'uşağı' olmakla suçlayan ve garip bir şekilde mağduru oldukları rejime toz kondurmayan tipler olmuştu. İşte bu nedenle dürüst olmak gerekirse Fars kökenli taksi şoförlerini sevdiğimi hiç söyleyemem, hatta onlara sempati ile bakan, birkaç dakikalığına konuk olduğu o taksilerde keyifli bir yolculuk yapan Kürde hiç rastlamadım.
Şubat 1979 İslam devriminden sonra Humeyni rejimi muhaliflerinin üzerinden bir silindir gibi geçti. Binlerce rejim muhalifi, -tıpkı Kürtler gibi- Batı Avrupa'da sürgünde yaşamak zorunda bırakıldı. İşte bindiğimiz taksinin şoförü de bu rejimin bir kurbanıydı.
Kürt kimliğimizi öğrenince biz sormadan ilk tepkisi 'İran'da Kürtlerin rahatı yerinde' demek oldu. Hiçbir problemin olmadığını, gül gibi geçinip gittiklerini, 'et ve tırnak gibi' olduklarını, kısmi problemlerin ise 'dış güçlerin bir oyunu olduğunu' kaşla göz arasında, çok kötü bir Almanca ile söyledi. 30 yıla aşkın yaşadığı ülkenin dilini öğrenmeye daha zahmet etmeyen bu 'eski tüfek' rejim muhalifi, aslında Kürtlere öfke duyuyordu. Nefret ediyordu. Bunu ses tonundan, kullandığı kelimelerden anlamak mümkündü.
Tabii ki söylediklerini ciddiye alıp, sinirlerimizi bozacak ve günümüzü mahvedecek halimiz yoktu. Aslında en ilginci ise arkadaşlarını infaz eden, ipte sallayan, büyük bir kısmını zindana tıkan rejimden 'nefret ediyor' ancak ABD'ye ve Batı'ya kafa tuttuğu için de rejime ve Ahmedinejad'a duyduğu hayranlığı gizlemiyordu.
Kurbanın katile duyduğu hayranlıktan öte, bize çok tanıdık gelen bilinçaltına yerleşmiş, yenilmez, bükülmez ve ırkçılıkla beslenmiş 'ulusal gururun' tezahürü gibiydi. Şoförümüz bu 'ulusal gurur' içinde eriyip gidecek, itiraz etmeyecek Kürdü seviyordu. Ancak direnen, özgürlüğünü isteyen Kürdü 'dış güçlerin maşası' olarak görüyor ve nefret ediyordu.
Taksiden ineceğimiz sırada bu nefreti gizlemek ve havayı yumuşatmak için en sonda, Kürtlerin ve 'öteki olmak' zorunda bırakılmışların hiç haz duymadığı 'hepimiz insanız' sloganını da eklemeyi unutmadı. Günay ile hemfikirdik. Aslında her şey bu iki kelimede gizliydi. Kürtler için 'insan olmak' İran'da Fars, Türkiye'de Türk, Suriye ve Irak'ta Arap olmaktı. Çünkü kimliğini ve o kimlikten doğan kolektif haklarını, kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını talep etmeyenler seviliyordu.
Kürdün sadece 'insan' olanı ve diz çökeni bunlar için makuldü. Hem Kürt, hem de insan olanı değil. Taksi şoförünün verdiği şifre buydu.
Şimdi Türkiye'de bu tip 'Kürtler' popüler hale getiriliyor. Taksi şoförünün dediği 'insan' olmak için ter döküyorlar. Kürt olmayı egzotik bir malzeme olarak pazara sürüyorlar. İşleri güçleri belli. Örneğin Zaman gazetesinde Muhsin Kızılkaya ile yapılan söyleşide olduğu gibi ilk önce 'Kürt' kimliğini öne sürüp, edebiyatın en masum yanını da kullanarak, her konuda, ahkam kesecek, sonra da BDP'ye, Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldıracaksın; bu yetmiyorsa eğer efendinin istediği 'insan' olmak için de, bir lojmanda oturmak için 'öğrenmeye başladığım andan itibaren Türkçe yazan bir yazar olmak istiyordum' diyeceksin.
Ne garip bir çelişki. 'İnsan' olmak için aşağılanmayı kabul etmek, hatta kendi kendisini aşağılamak ve İranlı taksi şoförünü haklı çıkartmak.
selasor@hotmail.com
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen Jiyan, 01 Ağustos, 2010 22:05:02afrikayalılara türkçeyi öğrettikama hakkariye öğretemedik sözleriyle, 30 yıldır almanyada yaşıyor almanca bilmiyor sözleri arasında bir fark varmı acaba?



