E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- TRT ŞEŞ VE İZLENMESİ GEREKEN KÜRT POLİTİKASI/Cemil KILIÇ
- Sonbahar.../ Şerif Kaplan
- ‘Behçet Cantürk’ü, Savaş Buldan’ı biz öldürdük’
- Öcalan'ın doğum günü kutlanıyor
- Roj TV davasına katılım çağrısı
- Kadir İnanır da Ergenekon iddianamesinde
- 'Sinan İlhan 12 Eylül’de Kürtlere kurşun sıktı'
- ORTADOĞU’DA YENİ YILA GİRERKEN, FİLİSTİN KAN GÖLÜNE DÖNERKEN, KÜRDİSTAN’A BOMBA YAĞDI!/ Mehmet ÖZCAN
- Katil kim?.. /Günay Aslan
- Karayılan: Erdoğan İsrail'in suç ortağı
Çok Yorumlananlar
- VAHŞETİ GÖRDÜM!
- Nerede Şu Kürd Politikacıları?
- Kürt yazar Jîr Dilovan hastaneye kaldırıldı
- NİLÜFER AKBAL ve TRT- ŞEŞ / YASER EDESSA
- Demek Büyüdün, Gidiyorsun?
- Nilüfer Akbal’dan Kürt sanatçılara hakaret
- DİHA VAN MUHABİRLERİ HAKKINDA DAVA AÇILDI
- Biz Dört Bacıydık..!
- Türkiye'de Cezaevleri Tıka Basa Dolu
- İbrahim Rojhilat ‘Ji te dûr bûm’ Albumu Çıktı
Evrende yer kaplayan her insanın, her nesnenin bir öyküsü vardır. Ve her insan kendi öyküsünü yaratma, ifade etme hakkına sahiptir. Yarattığımız öykülerde ki kahramanları gözden geçirdiğimizde hayretler içinde kalabiliriz. Kahramanlarımız hep bizim istediğimiz gibidir. Onlara her rolü giydirebiliriz. Tıpkı çocuklarımıza, eşimize dostlarımıza yaptığımız gibi…
Onları bizim istediğimiz gibi olmaya zorlarız. Ne yaparsak yapalım bizim isteğimiz dışında gelişir bazı şeyler. Oysa yapacağımız tek şey vardır; onları olduğu gibi kabul edip sevmek. Ne kadar yaşarsak yaşayalım sonunda öleceğimizi biliriz. İşe bu yüzden sevdiklerimizle daha sevgi dolu ilişkiler içinde olmak ve onlarla çok zaman geçirmektir önemli olan.
İnsanlar gerçeği hisleriyle algılar. Fakat gerçeği tanımlamaya kalktığımızda bambaşka tanımlar çıkar ortaya. Bizim gerçeğimiz bir başkasının gerçeği olmayabilir. Bizim sevdiğimiz, beğendiğimiz şeyleri bir başkası sevmeyebilir. Onu zorlamaya, bizim düşündüğümüz gibi düşünmeye davet etmeye hakkımız yoktur.
Bu olayı iman algımızla da anlatabiliriz. İman insanlarda çok güçlü bir duygudur. Ve toplumu saran korkunç bir gücü ve büyüsü vardır imanın. En çok sömürü iman sözcüğü kullanılarak yapılıyor ve insanların iman gücü sınanmaya çalışılıyor. Sanki bunun terazisi varmış gibi insanlar imanlı- imansız diye kutuplara ayrılıyor. Kutsal kitapların içindeki ayetler saptırılıyor, yeniden günümüze yorumlanıyor. Ve bu kitaplarda yazılanların kesinlikle doğru olduğu söyleniyor, inanmamız isteniyor. Tut ki inandık diyelim ama bazı şeyler var ki okuduğumda içimdeki bir ses; inanma diye beni rahatsız ediyordu devamlı.
Son yıllarda özellikle okuduğum ve anlamaya çalıştığım Kutsal kitaplarda gördüğüm mitolojik ögelerin çokluğu beni mitolojiye yöneltti. Bana keyif veren eserler mitoloji üzerine yazılanlardır. Bilirim ironi olduğunu ama gerçek gibi okurum. Bazen de okuduğum haberler mitolojiye götürür beni. Sözgelimi cerberusun öyküsü… Hiç üç başlı köpek olur mu demiştim ilk okuduğum zaman. Şimdi bakıyorum da üç başlı bebekler, yarısı balık, yarısı insan, tıpkı kurbağaya benzeyen bebekler dünyaya geliyor. İşte Hazreti Musa olayı; kılıcını şöyle bir yere vurunca kızıl deniz nasıl ikiye bölünüvermişti. O ne muhteşem bir görüntüydü belleklerimizden asla silinmeyen ve bizi imana inanmaya davet eden.
Âdem ile Havva’nın öyküsünü bir kere daha gözden geçirdim. Ve gördüm ki bura da bir eksik vardı. İlk günahın sebebi cinsellik değil yalandı sanki.
Âdem ile Havva’nın öyküsünü hepimiz biliriz. İnsanlığın cennetten cehenneme sürüklenişini anlatır. Aslında öykü ne elmadan bir ısırık alma olayıdır ne de Havva’nın fettanlığıdır. Bu gün insanlığın geldiği noktaya baktığımızda, gerçeği ve Âdem ile Havva’nın öyküsünü görürüz. Gerçek; insanların aç gözlülüğüdür. Bir ısırıkla doymaması, ağaçtaki tüm meyveleri yemesi sonucu zehirlenmesidir. İnsanlar işte bu yüzden zehir kusuyorlar. Ve dünyanın neresine bakarsanız bakın insanlık zehirlidir, kanlıdır.
Oysa bilgi ağacından bir ısırık almadan önce dünyayı farklı algılıyorduk. Gerçek ve sevgi üzerine kuruluydu her şey. İnsanlar korku nedir bilmezdi o zamanlar. İşte, ne zamanki dişlerimiz yasak meyveye dokundu o zaman suçluluk ve korkuyla doldu yüreklerimiz. Gerçek ve düşü karıştırır oldu benliklerimiz. Kendi dünyamızda kurguladığımız düşlerimizi gerçek sanmaya başladık ve gerçeği unuttuk.
Gelecek bir ütopyadır diyordu bir gezgin dostum. Nasıl yaşayacağın ise senin elindedir. Çünkü her insan kendi gerçeğini kendisi kurar. Bilginin sesini ruhunda duyar ve yola çıkar. O sestir kişiyi yollara düşüren. Bilmediği diyarları aşma arzusu uyandıran. Aldım yüreğimi sana geldim dedirten.
Gezgin, sevgi dolu bir dünyaya doğru yol alırken buna yürekten inanmış ve bu yola bile isteye girmiştir. Ardındaki bütün kapıları kapatırken yeni kapıları aralamak üzere yol almıştır. Yüreğindeki sevgiyi paylaşacağına ve bu sevgiyi hak eden birinin onu beklediğine inanmıştır bu yolun sonunda. Kendi cennetini kendisi yaratacaktır. Gezgin, geçte olsa başkalarının ona asla bir cennet yaratmayacağını öğrenmiştir. İçindeki ses git demiştir ona. Ve o sese doğru yürümüştür umutla. Çünkü o buna inanmıştır.
Her insanın içinde bir bilgi ve sevgi ağacı yaşar. O ağacı yeşertmek ya da kurutmak sizin elinizdedir. İsterseniz o ağacı sevgiyle yeşertir, isterseniz içinizdeki zehirle kurutursunuz. Bu sizin içinizde yatan iyi- kötü duygularla alakalıdır. İçinizdeki kötüyü mü yoksa iyiyi mi besleyeceksiniz bu size kalmıştır.
Cennetten kovulduklarında, bilgi ağacındaki elmayı ısırırken yılanın onları kandırdığını söylememiş miydi Âdem ile Havva. Oysa yılana inanıp inanmamak onların elinde değil miydi? Neden tanrıya değil de yılana inandılar?
İlk günahı işledikleri için nasılda suçluluk duymuşlardı. Hatta cezalandırıldıkları için tanrıya gücenmişlerdi. Oysa kendilerine gücenmeleri gerekmiyor muydu? İlk günah Havva’nın cinselliğini kullanması değil, yalandır aslında. Yalana inanmak ve o yalanları insanlara karşı kullanmaktır.
Yalan olduğunu bile bile cennete inanırız. Oysa cennet içimizdedir ve yaşadığımız dünyayı cennete ya da cehenneme çevirmekte insanların elindedir. İçimizdeki insan sevgisi ise tanrıdır. İçimizdeki sese kulak verelim yeter ki o bize gerçeği söyleyecektir her zaman. Kendi yarattığımız yalanlara inanıp inanmamak bizim elimizde.
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen arife serkaya, 22 Eylül, 2008 00:32:15elinize sağlık.aynen katılıyorum.ve herkesin kendi cennetini yaratabilmesini diliyorum



Güncel