BALÇIK VE ÇAMURDAN YARADILAN İLK İNSAN ERKEK MİYDİ?

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 7 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Her çağın, her toplumun konusu olmuştur insan. İnsan, üstüne daha insanca yaşama isteği üzerine kuruldu tüm düşünceler. İnsanı insan saymayan ya da erkeği insan sayıp kadını öteleyen çağ dışı düşüncelerle karşı karşıya kaldı insanlık. Dünyanın pek çok ülkesinde çözüldüğü sanılsa da gerçeklik bunu yansıtmıyor ve kotalara indirgenmiş, eşitsizlik meşrulaştırılmış, dondurulmuş bir sorun olarak atıldığı kuytu köşede yeri geldiğinde çıkarılıyor karşımıza.

İnsan nedir?
Beden ve ruh mudur?
Balçık ve çamur mudur?
Taş ve toprak mıdır?
İlk insan neden erkektir?

Kadın insanlığın neresindedir, gibi sorular sürekli meşgul etti insan beynini, ediyor etmeye de devam edecek…

İnsan deyince hemen akıllara erkek geliyor! Oysa insan iki cins değil mi? Doğada da olduğu gibi; dişi ve erkek. Sebzelerin, meyvelerin, ağaçların, çiçeklerin dişisi erkeği var. Bu saydığım şeylerin cins ayrımı üreme organlarından çok şekillerine göre tanımlanıyor. Muz erkek, çilek dişi, çam ağacı erkek, söğüt ağacı dişi, menekşe dişi, kaktüs erkek gibi…

Tanrıların erkek olduğu düşünülünce, ilk insanın erkek olması elbette çok doğal görünebilir fakat yine de gönlüm razı olmuyor buna. Yüzlerce yıl, ilk kadın Havva diye kandırmadılar mı bizi?

Sonra öğrendik ki ilk kadın Lilith’miş.

“Tanrı ilk insanı yarattığında şöyle konuştu: ‘Erkeğin yalnız olması iyi bir şey değil.’ Ve ona topraktan bir eş yarattı adı Lilith olan. Kısa süre sonra Lilith ve Adem kavga etmeye başladılar.

Lilith: Ben senin altında yatmak istemiyorum.

Adem: Ben senin altında değil üstünde yatmak istiyorum; çünkü sen altta kalan olmayı hak ediyorsun ve ben üstün olmayı hak ediyorum.

Lilith: İkimiz de eşitiz; çünkü ikimizde topraktan yaratıldık.

(Ve her ikisi de birbirlerini anlamayı reddettiler.)

Adem: Dünyanın tanrısı, bana verdiğin kadın benden kaçtı.

(Tanrı, Lilith’in peşinden meleklerini gönderir ve Adem’e şöyle seslenir.)

Tanrı: Geri dönmek istediği takdirde, tamam; şayet istemezse her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olmayı göze almalıdır.”

İki cins arasındaki egemenlik yarışı böyle başladı. O gün bu gündür, Lilith Feminist kadının, Havva ise edilgen kadının simgesidir. Ve Lilith, Adem’i terk edince Adem Tanrıya yalvarmış, “Tanrım, gönderdiğiniz kadın çok asi çıktı, beni terk etti.” deyince Havva’yı yollamıştır Tanrı.

Bir taşı alıp yontmuşuz ya da balçık ve çamura şekil vermişiz. Başıyla, kollarıyla, gövdesi ve ayaklarıyla adına erkek demişiz. Neden kadın denilmediğini hâlâ anlayabilmiş değilim.

Kadın denilseydi belki dünya daha güzel olabilirdi. E, tabii erkeğin de kadınsız olmayacağı, canı sıkılacağı inancıyla, daha düzgün, daha biçimli, daha süslü ve dolgun göğüsleriyle, uzun saçlarıyla kadına şekil verilmiş hemen erkeğin ardından.

Ve Adem’le Havva’nın elleri yasak meyveye uzanır… İlk ceza, ilk ihanet de kadının yaratılışıyla başlamış dense de inanmayın siz ona… Tanrının buyruklarına karşı çıkan, güdülerine karşı koyamayan, yasak meyveyi Havva ile yiyen  insan erkek aslında.

İnsan kavramına kapsamlı bir değer biçmek istediğimizde “insan kızı” diye bir sözcüğe rastlamıyoruz. Kadınlar bile sık kullanır bu cümleyi, “İnsanoğlu”, “kız oğlan kız” sanki erkekler çok temiz, bakirmiş gibi kadın böyle tanımlanıyor ne yazık ki…

Sen kadınsın, neyin oğlu diye sormak istiyoruz kadınlara. Kendi cinsine bu kadar yabancılaşan, cinsini aşağılayan ve erkeğe tapınan kadınlarımızın varlığını da küçümsememek lazım. E, ne yapsın kadın kendi cinsi zaten güç değilken neden onun yanında olsun ki? Elbette bu pragmatist anlayışı olumlamıyoruz, sadece günümüz kadın erkek profiline baktığımızda görünen tablo bu.

Kutsal diye inandığımız kitaplarda başlıyor aslında eşitsizlik, haksızlık. İnsanoğlu yerine, Tanrı ve Tanrıça sözcükleri daha yakın değil mi insana? İnsanın yaradılışına bu tür ironik yaklaşımlar çok hoş ve insanı eğlendiriyor, gülümsetiyor doğrusu.


Bilimsel yaklaşımlarda birden bir ciddiyete bürünüyoruz ister istemez. Tüm varlık koşullarıyla insan, bir doğa varlığı olduğu kadar bir akıl varlığıdır da. İnsanın aklı ve değer duygusu kadar, doğal yönünden kaynaklanan içgüdülerinin, tutkularının, bencilliklerinin, çıkar dürtülerinin, egemenlik hırslarının motivasyonu altındadır. Ve tüm bunlar insanı sonsuz eylemlere sürükler.

Tarihsel bir varlık olarak insan, varlığını, tarihsel süreç içerisinde gerçekleştirir. Geçmişten geleceğe, geçmişten şimdiye kadar olan tarihsel süreçte insanın o olağanüstü serüvenini anlamaya çalışıyoruz ve bu anlam arayışı hiç bitmeyecek ne yazık ki…

İnsan için, zekâsı, konuşma kabiliyeti, üretim araçlarını üretebilme, kullanabilme becerisiyle ve yaşamdaki duruşu ile hayvanlardan ayrılan, dünyadaki en baskın canlı türü deniyor. Doğayı bile kendine göre şekillendirmeyi başaran, doğayla girdiği amansız mücadelede çoğu zaman galip gelen, aynı zaman da doğayı katleden tek canlı türüdür insan. Yapıcı olduğu kadar da yıkıcı, İyi özellikleri yanında olumsuz özellikleri de içinde barındıran bir varlıktır.

İnsanlar farklı dilleri, kültürleri ve uygarlıklarıyla daima birbirleriyle iletişim kurmak zorunda kalmışlardır.

Yazarlar, Bilim insanları “İNSAN” hakkında sürekli değişik düşünceler öne süreceklerdir. Aslolan insanın yaşamını kolaylaştırmak, mutluluğunu sürdürmek, devamını sağlamak değil mi? Çağımız düşünürlerinden, Jean Paul Sartre’ın insan üzerine yaptığı düşüncelerini kendime çok yakın bulurum. “Varoluşçuluk bir insancıllıktır.” der.

Tanrıya inanmaz, boş umutlar üzerine kurmaz yaşamı. İnsan olacaksak, öncelikle yeryüzünde insan olalım... Yaşam ötesi umutlarla avutmayalım kendimizi. İnsan öz varlık olmaktan önce var oluştur der. Tanrı vergisi bir öz varlığı yoktur insanın, değişmez bir tabiatla sınırlı değildir. İnsan özgürdür, ne olmak istediğine, ne olacağına kendi karar verir.

Bunu derken de insanın bu istekleri için mücadele etmesi gerektiğinin de altını çizer. Ve isteklerine ulaştığı sürece insanın var olduğunu anlatır. Bu seçimleri yaparken de insanın sırf kendine karşı değil, tüm insanlığa karşı sorumlu olduğunun altını çizmeyi ihmal etmez.

İnsanın yaratılması konusunda katılalım, katılmayalım değişik görüşler vardır.

Bazıları insanı yaratma işini Titanlarla yapılan savaşta, Zeus’un yanında yer alan Prometheus’a ve kardeşi Epimetheus’a verildiğini söylerler.

Prometheus’un insanı maddeden yarattığı yada başka bir deyişle yaptığı efsanesi İ.Ö. IV.yy. da ortaya çıkar. Bu efsane belki de tufandan sonraki insanlık çağına aittir. Prometheus diğer bütün tanrılardan daha akıllıydı. Buna karşılık kardeşi Epimetheus akıl yönünden acizdi.

Öyle ki insanları yaratmadan önce en değerli armağanları, hayvanlara vermişti; kuvveti, cesareti, kurnazlığı, kürkleri, tüyleri, kanatları, hepsini dağıtmıştı. Sonra pişman oldu ve durumu Prometheus’a anlattı; Prometheus da insanı diğer tüm yaratıklardan üstün kılmanın bir yolu olarak onlara, tanrılara benzeyen bir biçim verdi.

Ayrıca, güneşe çıkarak aldığı ateşi de onlara sundu. İçinde halen, kendi ırkını yenen ve onları tahtından indiren Zeus’a karşı bir öfke besliyordu. Böylece insanı yaratarak ondan öcünü alacaktı. Çünkü insanlar sonradan tanrıları hiçe sayacak onların başına bela olacaktı…

Kitabı Mukaddese’ e ve Kur’an’a göre insanın yaradılışı; “And olsun biz insanı kuru bir çamurdan suretlenmîş balçıktan yarattık" (Hicr 26).

"O insanı (Ademi) bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı (Rahman 14)

"Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı? Hakikat biz onları cıvık bir çamurdan yarattık" (Saffat 11)”
Günümüz insanının hırslarına, davranışlarına baktığımızda insanın yaradılışına en çok uyan tanım kutsal kitaplardaki tanım olabilir mi?

Bazı insanların davranışları karşısında hayretlere düşer ve kendi kendimize sorarız.

“Nasıl olur da bir insan bu kadar çamurlaşabilir? “İnsan, balçık ve çamurdan yaratılınca böyle oluyormuş demek ki.

İnsan deyince benim aklıma nedense hiç iyi şeyler gelmiyor.

Kafka’nın dediği gibi, “Dünyanın en acımasız varlığı insandır.” sözüne canı gönülden katılıyorum.

Bu çamurdan ve balçıktan yaratılan basit canlılar insan olmakla kalmayıp, dünyayı zindan etmişler birbirlerine. Sözgelimi, yaşanılan amansız çatışmalar, savaşlar, insanlar arasındaki cinsiyet ayrımı insanlık tarihi kadar eskidir. Hala günümüzde dünyaya baktığımızda emperyalist yayılmacılığın çığ gibi büyüdüğünü görmek, Irak’da, Filistin’de, Afganistan’da kadınların, çocukların maruz kaldığı şiddete tanıklık etmek insanı çıldırtmaya yetebilir. Tam da bu noktada şunu açık yüreklilikle haykırabiliriz.

-Cıvık çamurlar, balçıklar n’olacak işte!


İnsanı uzun uzadıya, anlatmaktansa bir fıkra anlatmak istiyorum burada. “Adamın biri, haftanın yorgunluğundan sonra, pazar sabahı kalktığında keyifle eline gazetesini aldı ve bütün gün miskinlik yapıp evde oturacağını hayal ediyordu.

Tam bunları düşünürken oğlu koşarak yanına geldi ve parka ne zaman gideceklerini sordu. Baba, oğluna söz vermişti; bu hafta sonu parka götürecekti onu; ama hiç dışarıya çıkmak istemediğinden bir bahane uydurması gerekiyordu. Sonra gazetenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritası gözüne ilişince rahat bir oh çekti. Önce dünya haritasını küçük parçalara ayırdı ve oğluna uzattı: “Eğer bu haritayı düzeltebilirsen seni parka götüreceğim! ” dedi. Sonra düşündü: “Oh be, kurtuldum! En iyi coğrafya profesörünü bile getirsen bu haritayı akşama kadar düzeltemez! ” Aradan on dakika geçtikten sonra oğlu babasının yanına koşarak geldi:
“Babacığım, haritayı düzelttim.

Artık parka gidebiliriz! ” dedi. Adam önce inanamadı ve görmek istedi. Gördüğünde de hayretler içindeydi ve oğluna bunu nasıl yaptığını sordu.

Çocuk lakayt bir tavırla;

“Bana verdiğin haritanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzelttiğim zaman dünya kendiliğinden düzelmişti zaten baba! ”

Ve sonuç olarak; İster balçıktan, ister taştan, ister etten kemikten olsun, insanız sonuçta! insan ile insan arasında, kupkuru çıkar dışında, duygusuz kağıt alış verişi dışında hiçbir bağ kalmadığını görünce tüylerimiz ürperiyor. İster dindar ister sosyalist olsun küçük burjuva bencil hesapçılığın insana verdiği zararları hepimiz görüyoruz.

Bu varoluşta çizdiğimiz insan taslağını yaşamımıza dahil edebildiğimiz sürece, önemli olan insanlaşmaysa kadın erkek tartışmasının fazlaca bir önemi kalmıyor.


 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen AYŞİN BOZ, 17 Kasım, 2008 20:51:54
    NE MUHTEŞEM GÜZELLİKTE BİR YAZI... İNSANLARI HİÇ BİR ZAMAN ANLAYAMADIM, ANLAMADIM VE ANLAMAYACAĞIM... SEVGİLER...

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com