Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 22 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829

image

İşte kocaman bir yılı daha eskittik.  Varsın yeni yılda da kimileri,  barışa, sevgiye, dostluğa kurşun sıkmaya devam etsin.  Yeni yıla girerken aşk ve sevgiden söz etmek istiyorum.  Biz yine de iyi niyet dileklerimizi esirgemeyelim insanlardan.  Barış, mutluluk, sevgi, dostluk mesajları uçuşsun insanların dillerinde. Bu duyguları hissedip dokunabilenlerin yılı olsun 2009.
    
Doğanın ve insanın yazgısı hep aynı; doğma, büyüme, kirlenme ve kaçınılmaz son… Geçmiş, şimdi ve gelecek üçgeninde atılan adımların yorgunluğu insanın omuzlarında ağır bir yük sanki.
   
Yaşadığımız her anı çekici kılan, yaşanılır hale getiren yegâne şey, diğer yanımızla olmanın mutluluğudur sanırım. Yeni bir yıla girerken bazılarımız diğer yarımızla olamamanın acısını duyacak içinde. Bazılarımızsa diğer yarısını bulmanın mutluluğuyla karşılayacak yeni yılı…
   
Sözler vereceğiz birbirimize tutacağımız ya da tutamayacağımız diyelim. Fakat o anda sihirli kadehlerin etkisiyle her sözü tutacağımızı sanacağız. Hatta boyumuzdan büyük beylik laflar edeceğiz kim bilir. Kendini ve onu yeniden keşfetmenin mutluluğuyla dolup taşacak tüm hücrelerimiz.
   
Saat tam 24 ü vurduğunda; ister zindanda, isterse dağ başında olalım, kapattığımız umut kapılarını yeniden açacağız yeni bir yıla merhaba derken.  Diğer yarımızın sıcaklığını hissedeceğiz içimizde. Yıldızların altında belki de gökyüzünde uçuyor olacağız.  Korkular, o içimizi daraltan kaygılardan uzaklaşacağız yeni yıl sevinciyle.
   
Kişi olmanın en güzel yanı da umutların hiç bitmemesi; özgürlük umudu, barış umudu, acıların son bulması umudu ve en saklı bahçemizde zincire vurduğumuz, güçsüzlüğümüze yenik düşüp kendimize dahi yüksek sesle söylemeye çekindiğimiz aşkımızın karşılık bulması umudu.

Sahi, biz ne zaman kendimiz olacağız? Saklı bahçemizde, zincire vurduğumuz duygularımıza ve değerlerimize ne zaman sahip çıkacağız?
  
Nerde yaşıyoruz biz, geçmişte mi, şimdi de mi yoksa gelecekte mi? Duygularımız hangi zamana ait?  

Peki, âşık olduğumuz kişiyi daha önceden tanımış olabileceğimiz ya da bunun bir yazgı olduğu hiç aklımıza geldi mi?

Zeus insana haddini bildirmek ve onu güçten düşürmek için ilk insan türü olan Androgynos- dişi ve erkeği içinde barındıran bu insanın biçimi de hem erkek hem de dişiydi - insanını ikiye böler. Platon, bu durumu “Şölen” adlı eserinde, kahramanı Aristophanes’i sevgi ve aşk üstüne konuşturarak şöyle der: “İnsanın yapısı ikileşince, her yarı öbür yarısını özleyip, üstüne atlıyor, kollarını birbirine sarıp, yeniden bir bütün haline gelmek arzusuyla kucaklaşıyor... Demek ki insanın kendi benzerine duyduğu sevgi, çok eski bir zamandan kalmadır, Sevgi, bizim ilk yapımızı yeniden kuruyor, iki varlığı bir tek varlık haline getiriyor, kısacası insanın yaradılışındaki bir derde deva oluyor...”

Bu mitos, bizim arayışlarımızın kökenidir belki, belki de daha önceden yapışık olduğumuz ve sonradan yitirdiğimiz öbür yarımızı arıyoruz farkında olmadan.
 
Bu arayış elbette sanıldığı kadar basit değil. Diğer yarımızla aynı şeyleri sevmek, aynı şeyleri düşünmek hatta aynı rüyaları görmek zorunda olduğumuz inancını taşır bazı insanlar. İşte bu yüzden diğer yarısını bulmanın zor olduğunu söylerler. Hep eksik, yarım yaşarlar. Oysa diğer yarımızla farklı düşünmek, farklı rüyalar görmek hayatımızı daha zenginleştirmez mi sizce?   
 
Düşünün; sabah uyandınız ve ayrı düşler gördünüz. Aynı yöne baktınız ama farklı şeyler görüp anlattınız birbirinize.  Ya da aynı düşü gördünüz, aynı yöne baktığınızda aynı şeyleri gördünüz. Hangi şıkkı tercih edersiniz?

Aşk belki de bu yüzden tuhaf geliyor bana. Farklı olduğumuz, farklı düşündüğümüz, farklı şeyler gördüğümüz için…
 
Bazı insanlar da aşkı sadece iki gövdenin birleşmesi olarak algıladıkları için olsa gerek aşka inanmadıklarını söylüyorlar.  Ben ilk bakışta değil de son bakışta aşk’a inananlardanım. Ki aşka inanmayan insanlar beni hiç ilgilendirmiyor. Aşk’ın psikolojik büyüsüne kapılanlar bilir, insanı nasıl tarumar ettiğini. Ve yaşam içerisinde tüm benliğini nasıl sardığını. Ve paylaşımlar çoğaldıkça nasıl tutkuya dönüştüğünü. Yüreğinde aşk olan insanlar şiddetten kaçar. Sevgidir, yaşatmadır çünkü onların yolu.
 “Ben aşka inanmam!”
 “Ben aşka hiç rastlamadım. Demir gibi kalbim var benim.” Diyenlere rastlamak ne üzücü. Oysaki yüreği aşka çarpanlar,  aşk’ın demiri bile erittiğini söyler. Yüreği acımak nedir bilmeyen yer altı tanrısı Hades Persephone’yi görünce onun güzelliği karşısında yüreği yumuşamadı mı?
Kimileri de vardır ki aşktan korkar. Ben, en çok ta bunlara üzülürüm. Oysaki hayatımızda korkacağımız en son duygudur aşk. Bırak çarpsın, yaksın… Çekeceksen aşk acısı çek… Uykusuz kalacaksan aşk yüzünden olsun… Eğilip büküleceksen aşk yüzünden olsun.
 
Eğilmez, bükülmez gururları vardır bazı insanlarında. Diğer yarılarını bulmuşlardır aslında. Her an birlikte zaman öldürürler. Ayrı olmaya dayanamazlar. Ama gururlarını kırıp da “ sana aşığım. Sensiz yaşamaya dayanamıyorum” diyemezler.  Gider hiç alakasız kişilere anlatırlar bu duygularını. Terk edilme korkusu ölümden beterdir onlar için, âşık oldukları kişiyi kaybedeceklerini düşünürler. Kendi adından çok diğer yarıları adına düşünce üretirler böyle insanlar.  Ya şöyle yaparsa, ya böyle yaparsa. Bırak yapsın. Sen kendinden sorumlusun ondan, onun ne yapacağından değil.
 
 Aşk bir anlamda kişiye haddini bildirmedir aslında. Dışarıda eğilip bükülmeyen, vara yoğa gürleyen insanlar bile âşık olduğu kişinin karşısında nasıl ezilir, büzülür… Hiç duymadığımız hatta ihtimal vermediğimiz sözcükler dökülür böylesi kişilerin ağzından.


    Hayat, korkaklığı, ertelemeyi, özellikle de sevgisizliği hiç kaldırmıyor. Kaçmak, sinmek yerine üzerine yürümeli hayatın… Hala nefes alanlar için, yeni bir yıl daha başlıyor… Yitirdiğimiz sevgililerin bıraktığı koku hala tazeliğini koruyor kimilerimizin içinde. Yüreklerindeki yaranın kabuğu böyle günlerde kanamaya başlıyor inceden.
 
Güneşin altından onlarsız geçmek, yağmurun altında onlar olmadan ıslanmanın, kar tanelerini avucunda eritmenin, yeni bir yıla onlarsız başlamanın tadı yok belki… Ama dedikleri gibi işte; yaşam geride kalan için devam ediyor. Herkes kendi payına düşen hayat diliminde nefes alıp veriyor. Varsın kadir kıymet bilmesin kimileri, varsın sevgiye karşı şiddeti dayatsınlar. Biz yine de onlara iyi yıllar dileyip, yeni yılda yüreğinize doğan güneşiniz hiç solmasın diyelim.
 
Saat 24 ü vurduğunda başımızı gökyüzüne kaldırıp bir dilek tutalım… Yeni yıl bu, ne getireceği hiç belli olmaz.
 

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen ----------, 31 Aralık, 2008 20:52:12
    yüreğinize sağlık.ancak bu kadar anlatılabilirdi.
© 2009 aktuelbakis.org, All rights reserved.