KESİNLİKLE BEN KÜRTMENİM

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 42 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Dünya değişiyor. Bize sormadan değiştiriyor birileri dünyamızı. Sınırlar kalksın derken sınırlar çiziliyor. Kalın sınırlar, kan ve gözyaşıyla bezeli sınırlar bunlar.         

Ve bu  sınırlar çizilirken asla ama asla Kürt’e yer yok. “Onlar Türk, onlar Arap, onlar daima dış mihrakların oyununa gelen kendini bilmezler”  Bu aralar canım sıkılıyorsa boşuna değil. Dostlarımın olduğu gibi görünmemesi, göründüğü gibi olmaması canımı acıtıyor.

KESİNLİKLE BEN KÜRTMENİM/ Cennet Bilek

Son zamanlarda bakıyorum da etten ve kemikten ibaret insanlar. Beyinlerine n’olmuş anlayamıyorum. Aynı yolda yürüyen, aynı kavgaya gönlünü verenler bile birbirine güvenmiyor. İlk fırsatta ihanet ediveriyorlar. Can sıkıntısından dinliyorum haberleri, okuyorum gazeteleri. Doğru düzgün bir habere rastlamadım. Çok komik açıklamalar var. “simgeler suç değilmiş” Yarın sarı -kırmızı -yeşil renkli beremi giyip dolaşacağım. Mademki simgelere yasak yokmuş bakacağız!

Gazetelere bakıyorum; Leyla ile Aysel’i ameliyat masasına yatırmışlar inceden inceye  inceliyorlar. Oysa ki bana göre ikisi ay ve güneş gibi tıpkı. Kürt  ve hemcins olmaktan başka bir benzerlik göremedim  aralarında. Her ne olursa olsun içinde oldukları mücadeleyi ve onların çabalarını görmezden gelemeyiz. Sıradanlığa başkaldıran, koşulları zorlayan, ender kadınların arasında sayabiliriz onları. Düşüncelerinin aynı olmaması da çok doğal geliyor bana. Her iki insanı da içinde bulundukları koşullara göre değerlendirmek ve “sezarın hakkını sezar’a” vermek lazım. Kişiliklerine yönelmeyi onları incitmeyi haksızlık olarak görüyorum.  Bize ne Aysel’den Fatma’dan… Önemli olan Kürt sorununun çözümü değil mi?

Bu aralar önüne gelen hatta bunların içinde Kürt olduğunu unutanlarda var. Kürtlere  küfür etmeyi prim sayıyorlar. Bazı tanıdığım, Kürt olduğundan adım gibi emin olduğum insanlarında  kendilerine Türkmen’im demeleri çok şaşırtıyor beni. Bunlar Türkmen’im dedikçe bende  inadıma Kürtmenim diyorum. Özellikle Diyarbakır’da patlayan bombalardan sonra insanlara bir şeyler oldu. Akıllara durgunluk  veriyor yaptıkları açıklamalar. Sanki herkes bu konuda beyanda bulunmak zorunda hissediyor kendini gereksiz yere. Her kurumdan, her siyasi partiden bir kişinin açıklaması çok bile.

Bu aralar canım çok sıkılıyor. En sevdiğim, yanında olmaktan keyif aldığım dostlarımın yanında bile rahat hissetmiyorum kendimi. Boğuluyorum. Kaçmak istiyorum, kendimden bile kaçmak… İkinci bir hayat yaşama şansı isteğim öylesine güçlü ki. Kendim kurup kendimin planlayacağı bir hayat. Kanın oluk gibi akmadığı, en önemlisi de maskesiz insanların olduğu bir hayat. Bu gün söylediğini yarın inkar etmeyen, sağcıyla sağcı, solcuyla solcu olmayan, işine gelince Kürtçü, işine gelince Türkçü olmayan insanlar istiyorum. Umudumu yitirmeden. Mevlana’nın dediği gibi bilirsiniz yedi öğüdünü. Başucumda her gördüğümde okuduğum ve uygulamaya çalıştığım bu öğütlerden hiç pişman değilim. Hani baba öğüdü gibi gelir bazılarına burun kıvırırlar. Ben severim içime işleyen öğütleri!

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol

Hoş görülülükte deniz gibi ol
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.

En önemlisi de bu son öğüt bence. Son günlerde çok ihtiyacımız var bu son öğüde. Doğa ve insanın bütünleştiği güneş gibi cömert, denizler gibi coşkulu ve berrak olmak kolay değil elbette. Ve fakat imkansız da değil bence böyle olabilmek. Sadece maskelerimizi çıkarıp atabilmekte iş. İnandığımız yolda cesurca yürüyebilmekte iş.

 Yaşadığımız coğrafya da kan, gözyaşı annelerin, babaların çığlıkları canımı acıtıyor. Sizinde acıtıyordur mutlaka. Düşünüyorsunuzdur “ne yapabiliriz acaba diye” İstersek çok şey yapabiliriz. İlk yapacağımız şey kendimizi onların yerine koymak değil midir?

Öyleyse acele etmek lazım. Zaman    akıyor, insanın gücü zamanı durdurmaya yetmiyor. Her şey aşınıyor zamanın içinde. En çok da duygular ve yaşadığımız ilişkiler payını alıyor zamandan. Zamanın bir yerinde duruyor, donuyor ilişkiler. Eritmeye gücü yetmiyor insanın donan şeyleri. Ne kadar çabalarsak çabalayalım esnemeye başlamaya görsün    kopuyor ipler. Zamanı durdurup geriye gitme gücünü başarabilseydik kim bilir kaç defa geçmişe gider, beklide hiç dönmek istemezdik oradan. Yaşadığımız hayatın içindeki bunalımları aşamadığımız, girdiğimiz depresyonlardan çıkamadığımız için mi bu günden pişmanlık duyar geçmişi özleriz. Bu günden ne farklı vardır geçmişimizin? Geçmişin izlerini sürerken yaşam dilimlerimizde en çok hangi çağımızı özleriz? Ya da en çok kimi özleriz, kimi… Kokusu burnumuzda tüten ana ve babamızı mı, yitirdiğimiz sevgilinin sıcaklığını mı özleriz?  Öldürdüğümüz, kırdığımız insanları mı? Pervasızca ağzımızdan çıkan sözleri yok saymayı mı?  

Zaman ve pişmanlık… Hiç pişman değilim diyebilen insanlara gıpta ile bakmışımdır her zaman. Kendi pişmanlıklarım birer birer dizilir gözümün önüne. En çok neden pişman olduğuma bir türlü karar veremem.  Sevdiğimle, sevdiklerimle yaşadığım her anın donmasını isterdim sözgelimi… Her şey öylesine genç ve dinamik ki anılarımda sanki şu an o zamanı yaşıyorum. Hiç zaman aşımına uğramayan sevdiklerimin hayali gözümün önünde gezinirken yanımdaki dostların sözleri havada kalıyor.

Bunları neden mi düşünüyorum? Son günlerde değer verdiğim insanların sözleri, olaylar hakkında ki yorumları canımı acıttığından olsa gerek. En önemlide bu insanlar çok değişmişler. Dönüşümü elbette desteklerim fakat olumlu, geliştirici bir değişim, dönüşümse.  Ne yapmaya, kime şirin görünmeye çalıştıklarını  anlayabilecek kadar kapasitem olduğunu sanıyorum. Bu açıklamaların onlara bir artı sağlamadığını hatta değerlerinden pek çok şeyi alıp götürdüğünü bilmeleri gerekiyor. Biliyorlar aslında.

Arkadaş, dost dediğimiz insanlarla elbette birebir örtüşmeyebilir düşüncelerimiz, dünyaya bakışımız. Fakat insani düşünceler olunca  ideolojilerimizi bir yana bırakmak gerekebilir bazen.Anlamaya çalışmak lazım.  Ülkemizdeki bazı realiteleri görmezden gelemeyiz. Sözü fazla uzattım farkındayım. Hatta bazılarınız öfkeleniyor da olabilir bana Kürtleri karıştırmadan bir yazı yazamaz mı diye.  Yazamıyorum işte. Kendimi bildim bileli Kürt realitesiyle yaşarım. Kıyımlardan söz edilir durmadan. Parça bütün olayı unutulur, hep parçalardan söz edilir. Sivas, Maraş olayları sıkça gündeme getirilir sosyalistler tarafından. Kürtlerin, Ermenilerinde uğradığı insanlık dışı olaylara gelince kıvırır, kem küm ederiz nedense?

Burnumuzun dibindeki devrimci mücadeleleri, direnişleri  görmeyiz de kilometrelerce uzakta ki devrimci mücadelelere şapka çıkarırız. Turlar düzenleriz, Küba’ya Venezüella’ya… Hatta dayanışma derneklerimiz vardır her köşe başında.  İrlanda, Filistin, Küba Venezüella olunca mangalda kül bırakmayanlar kendi ülkelerindeki özgürlük savaşçılarına terörist, milliyetçi bunlar diyebiliyorlar.

Oysa dünyanın neresinde olursa olsun sosyalistler özgürlük  savaşçılarının haklı taleplerine kayıtsız kalmamalıdır diye düşünüyorum. Militarist, sömürgecilerin yanında yer almak yerine sosyalistlerin, özgürlük savaşçılarının yanında yer almalıdırlar diye düşünüyorum. Düşüncelerim buna zorluyor beni.

Ülkemizin bir parçasında insanlar kan gözyaşı içinde yaşarken, sokaklar dar edilirken, gecenin belirsiz saatlerinde kapıları çalınıp gözaltına alınırken biz nasıl rahat uyuyabiliriz ki?

Hrant Dink in kaldırım taşlarına uzatılan cansız bedeni gözünüzün önünden gidiyor mu? Diyarbakır’da patlayan bombalar yüreğinize düşmüyor mu?  Bizden olmayanın, bizim gibi düşünmeyenin canı cehenneme mi demek gerekiyor? Deniyor da zaten. Dendiği için bombalar patlıyor İstanbul’da Diyarbakır’da. Yarın kim bilir nerede…Titreyen yürekler, kan ve gözyaşı, umutsuz çığlıklar kalıyor belleklerimizde. Bir ananın yüreğine düşen ateş asla sönmez. Yanar ince ince…Bir dostun sıcaklığını yitirdiğimizde kimse dolduramaz onun yerini.

Dünya değişiyor. Bize sormadan değiştiriyor birileri dünyamızı. Sınırlar kalksın derken sınırlar çiziliyor. Kalın sınırlar, kan ve gözyaşıyla bezeli sınırlar bunlar. Ve bu  sınırlar çizilirken asla ama asla Kürt’e yer yok. “Onlar Türk, onlar Arap, onlar daima dış mihrakların oyununa gelen kendini bilmezler”  Bu aralar canım sıkılıyorsa boşuna değil. Dostlarımın olduğu gibi görünmemesi, göründüğü gibi olmaması canımı acıtıyor.

Birilerinin acılı bakışları tenimi acıtıyor.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (3 Yazılmış)

  • Gönderen hasan, 27 Ocak, 2008 00:07:42
    kımse sizi bu uülkeden kovmuyor sarırmayın gitmek istiyorsanız kapı acık
  • Gönderen tayfun İşçi, 16 Ocak, 2008 11:36:45
    Sevgili cennet, Dorular ancak bu kadar içten ve çarpıcı anlatılabilirdi. İnsanı bir sosyal varlık yapan olguda önce kendini sonra çevresini anlamak değilmidir. En büyük üzüntüm bu anlama yatisi kaybettirilmiş insan yığınını içinde olmamızdır. Umarım dağıttığınız duygu şerbeti İnsanlığı anlamaya yardımcı olur. Saygılarımlaolmamızdır.
  • Gönderen merdan, 15 Ocak, 2008 14:35:59
    Yazinizin tum satilarina katilmamak elde degil. Diyarbakir saldiri ile ilgili herkesin aciklama yapmasi sanki farz oldu. Oysa dediginiz gibi her kurumdan adam akilli bir adam cikip aciklama yapsaydi birsey olmazdi. Pkk ye herkesin saldirdigi bir donemde aciklama yaparak ne dedigini bilmeyen bir cok insan kurt ozgurluk mucadelesine zarar veiyor. sizin bu yazdiklarinizi umarim okurlar da biraz daha vijdanli davranirlar. Siz de bir sehit esisiniz yanilmiyorsam. Sizi burada gormek bir sehit yakini olarak beni sevindirdi. Sehitlerimize ve degerlerimiz sahip cikmanin gunudur gun. Merdan

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com