E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- Cemil Bayık: Güney Kürdistan tarihi sorumlulukla karşı karşıya
- Yeşili ihbar edenin ses kaydı bulundu
- Bağdat'tan Türkiye'ye PKK ile mücadelede yardım sözü geldi.
Türban takmak isteyen taksın, camiye gitmek isteyen camiye, cem evine gitmek isteyen cem evine, kiliseye gitmek isteyen kiliseye gitsin. Bırakalım Çingeneler eskiden olduğu gibi yaşasınlar. Kadınlar falcılık yapsın, çılgınca dans ederken, erkekler ise çalgı çalsın, kap kacak lehimlesin. Çocukluğumda mahallemizin Arnavut kaldırımlarında Çingenelerin at arabalarının gıcırtısı yankılansın.
ÖZGÜRLÜK MÜLKSÜZLERİNDİR…/ CENNT BİLEK
Ederlezi! Her şeye rağmen hayatın yaşanmaya değer olduğu hissini uyandırıyor insanda. Kimden dinlerseniz dinleyin çok beğeneceğinizden hiç kuşkum yok. Goran Bregoviç’ten dinlediğimde ayrı bir keyif aldım ben. İnsanın kanı kaynıyor, içi ısınıyor, garip bir duygu sarmalının içinde kalakalıyor. Dağlara, ovalara doğru koşası geliyor insanın. Kaldera, Gitano ve Manuşlar yani Çingenelerin müziği EDERLEZİ… Bosnalı yetim kızlar için söylenen muhteşem bir ezgi.
Yaşadıkları büyük göçler sonucu dünyanın dört bir yanına savrulan Çingeneler benim gözümde özgürlüğün ta kendisidir. Özgürlük dendiğinde tereddütsüz sembolüm Çingenelerdir. Günümüzde karakteristik özellikleri gittikçe daha fazla yok olmasına rağmen özgürlük sevdasından asla vazgeçmeyen, yaşadıkları her ülkenin kültürüne uyum sağlamaya zorlanan Çingenelerin gün geçtikçe sistemin içine çekilmesi onlardan çok bizleri üzmeli aslında…
Ne olurdu sanki yaşadığımız dünya devletsiz, otoritesiz mülkiyetsiz olsaydı. Komünler kurulsaydı. Özgürlük sözcüğü bu kadar büyülü olur muydu, kanlar dökülür müydü yine bu sözcüğün uğruna?
Özgürlük, en çok dile getirilen, özlenen ve uğruna çok kanların döküldüğü büyülü bir sözcük. Uzun bir serüvendir insan yaşamında, hep istenen özlenen… Yüz yıllardır meşgul etmiştir insan beynini, ediyor etmeye de devam edecek. Durmadan tartışır insanlar; Neyin ve kimin özgürlüğü? Özgürlük var mıdır yok mudur?
İnsanın özgürlüğü mü, kişilerin özgürlüğü mü yoksa toplumsal özgürlükler mi önemlidir? Yeni bir soru değildir bu. İsa’dan önce sorulmaya başlanmıştır. En çok da filozofların kafa yorduğu, sıkça sorduğu, yanıtını aradığı bir sözcüktür özgürlük. İnsan özgür müdür? Özgürlük var mıdır, yok mudur?
Özgürlük var mıdır, yok mudur diye sorduğumuzda istenilen sonucu alamayabiliriz der filozoflar. Özgürlük nedir sorusudur esas olan. 18.YY kadar, insanlar özgür müdür, değil midir sorusunu soran filozofların aksine Kant, özgürlük nedir diye sormuştur. Ve “özgürlük insan aklının ürettiği bir idedir.” Demiştir. Neyi, nasıl, ne tarz istemekle ilgilidir özgürlük, her şeyden önce bir fikirdir. İstemler belirlenir, harekete geçilirse özgürlük vardır. Elbette özgürlüğün hazır bir reçetesi yoktur. İnsan iyiyi de kötüyü de isteyebilir. Bu istem, insanın onurunu ve değerini korumaya yönelik eylemlilik istemidir. Eylemlerimizin değil, istemlerimizin adıdır özgürlük.
İnsan hakları evrensel bildirgesi de çok güzel tanımlar özgürlüğü. Bütün insanlar hakları ve onurları eşit doğarlar. Akil ve vicdana sahiptirler ve birbirlerine kardeşlik duyguları ile davranmalıdırlar. Herkes ırk, renk, dil, din, cins siyasal ve ya diğer bir inanç, ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş ya da başka bir durumdan dolayı ayrıma uğramadan hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.
Habil ve Kabil’den sonra olsa gerek kardeşlik duygusuyla yaşamayı da unuttuk ve ilk kardeş dediğimizi gammazlar olduk. Sanırım bizim ülkemizde özgürlükten çok esaret yaşam biçimi olmuş. Özgürlük deyince insanlar öcü görmüş gibi bakıyorlar birbirlerine. Özgürlük deyince ülkemizin bölünüvereceği geliyor akıllara. Kişiler öncelikle beyinlerini özgürleştirmediği sürece özgür kurumlar ve toplumlar beklemek hayal görmekten öteye gidebilir mi?
Özgürlük deyince bunu en güzel yaşayan, tüm engellemelere, düzene uymaya zorlanmalarına rağmen özgürlüğün ve kuralsızlığın en yakınında duran anarşistlerdir Çingeneler. Babamın anlattığına göre dedemin dedeleri yörükmüş ve bildiğiniz gibi Yörükler göçebe toplumudur. Her türlü otoriteden, teknolojiden uzak, başına buyruk doğayla iç içe yaşarlarmış. Nerede bir akarsu yeşillik görseler indirirler çadırlarını, obalarını kurarlarmış. Çingeneler gibi, Koçerler gibi… Bu özgür yaşamı bırakıp esareti seçtikleri için atalarımı hiç affetmeyeceğim. Fakat Yörükler gibi olmasa da Çingenlerde zamanla ehlileşmiş anakentlerin keşmekeşliğine mahkûm olmuşlardır. Yine de kendimi onlara yakın hissetmem, ederleziyi dinlerken yerimde duramamam boşuna değil yani.
Son günlerde türbanı bahane ederek gündeme getirilen “sınırsız özgürlük” tartışmaları aldı başını gidiyor. Kimileri sınırsız özgürlüklerden yana olduğunu, kimileride her şeyin bir sınırı vardır, sınırsız yaşam mı olur muş diyor. Ben de özgürlüğü doyasıya tatmamışken sınırsız özgürlükle karşılaşsam kesinlikle çıldırabilirim diye düşünüyorum.
Sınırsız özgürlük deyince de hemen anarşizm ve anarşizmin temsilcisi Emma Goldman geliyor aklıma. Refah, mülkiyet umurunda değildi Emma’nın. Çantasını sırtına yüklediği gibi bir başka ülkede uyanabiliyordu. Özgürlüğün sınırsızlığı beni anarşizme götürüyor. Her türlü ölçüden, devlet otoritesinden uzak ve kural tanımamaları müthiş mutlu ediyor beni.
Ne güzel, köle yok efendi yok, mülkiyet yok… Bireyler arasında ilişkiler bu toplumun üyeleri arasındaki karşılıklı anlaşmaya ve sürekli olarak geliştirilen, yenilenen geleneklere ve alışkanlıklara göre düzenleniyor. Böylece kişiye, kişisel yeteneklerini geliştirmesi için yol açılmış oluyor.
Aslında insanın doğasında var herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir koşula bağlı olmama durumu. Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu. Çağdaş bir ülkede insanların nasıl giyinecekleriyle, nasıl düşünecekleriyle uğraşılmaz. Türban takmak isteyen taksın, başını açmak isteyen açsın. Kaldı ki bu bir din ve inanç özgürlüğünden çok gurup hakkıdır. Bu tür yasaklar kalktığında görülecektir ki türban takanların sayısında ciddi bir azalma olacaktır.
Türban takmak isteyen taksın, camiye gitmek isteyen camiye, cem evine gitmek isteyen cem evine, kiliseye gitmek isteyen kiliseye gitsin. Bırakalım Çingeneler eskiden olduğu gibi yaşasınlar. Kadınlar falcılık yapsın, çılgınca dans ederken, erkekler ise çalgı çalsın, kap kacak lehimlesin. Çocukluğumda mahallemizin Arnavut kaldırımlarında Çingenelerin at arabalarının gıcırtısı yankılansın.
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen sinan, 31 Ocak, 2008 00:36:43Yaşamak ne güzeldir be sevgili Sevinerek, severek, sevilerek, Düşünerek



Güncel