BİR YÜREĞE KAÇ MEZAR SIĞAR?

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 5 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Ey insanlık! Savaş tanrıları neden kana doymuyorsunuz? İnsanların birbirlerini öldürmelerini bir kazanç kapısı haline getiren tüccarlar… En değerli şey insan hayatı ve yaşam hakkı değil midir, hiç mi duymadınız bu sözleri? Bu kadar ucuz mu insan hayatı?

Neden erken çekildiler diye nara atan savaş tanrılarına, “o dağlarda bir gün kalında görelim” diyen siz değil misiniz? Vahşetin tanıklığı olmaz. Hakkari’de şimdi bahar, zap vadisi çağıl çağıl, sümbül dağının büyük çığı çoktan düştü. Dağlarına bahar gelsin memleketimizin, dağlar ağlamasın…Dağlar ağlamasın…

BİR YÜREĞE KAÇ MEZAR SIĞAR?/ Cennet Bilek

Yıllardan beri akan kan, dökülen gözyaşı ve yoksullaşan bir ülkede acıya tanıklık ediyoruz. Bir yanda acıyla, gözyaşıyla sulanan, beslenen umut fidanları taptaze büyürken, diğer yanda onu en ucuz meta haline getiren iktidarlar ve bir sistem var.

Çelişki de bu ince çizgiyle belirginleşiyor, netleşiyor; İnsanı ve insan yaşamını en yüce değer sayanlarla, “ölümlerden ölüm beğenin” dercesine bu ülke insanının önüne kapkara, kanlı bir tabloyu koyanlar ve bu tablonun sahipleri bu ülke insanına;

Gözaltında kayıp
Yargısız infaz,
Faili meçhul cinayetler,
Ve savaşla yatıp savaşla kalkmayı sunuyorlar.
Bu kara tablonun sahiplerine dur demenin zamanı çoktan geldi de geçiyor. Daha ne kadar sevdiklerimizin tabutuna sarılacağız? Sabah uyandığımızda penceremizi açtığımızda gökyüzünde ölüm makinelerini değil, kuşları güvercinleri görmek istiyoruz. Amerika’nın ipiyle kuyuya inmenin ne demek olduğunu yedi düvel biliyor. Kimse Amerika’nın emir eri olmamalıdır. Tüm bunlar yaşanmak zorunda mıydı? Elbette hayır. Savaşla bir yere varılamayacağı birçok kesim tarafından dile getirilmesine rağmen bu zorlu kış koşullarında amansız çatışmaların içine atılıp heba edildi gencecik bedenler. Onlar artık yok. Ne kadar feryat edersek edelim…Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Umarız ki bunca yaşanan trajediden sonra diyaloğ yöntemine başvurulur.
Kürt ve Türk yöneticiler senin kayıbın, benim kayıbım demez de dostça el sıkışırlar.
Sorunlarını kendileri çözer de Amerikalılara ders, Türkiye halklarına da mutluluk verirler. Bunu yapabilirler, gerçekten isterlerse yapabilirler.
Umudumu asla yitirmiyorum,

Askerlerin geri çekildiği haberlerinin özellikle bölgedeki yansımaları insanların gözlerini yaşartıyor. Halaya duranların mutluluğunu görebiliyor musunuz? Ya tili liii seslerini duyuyor musunuz ? Ben duyuyorum. Askerlerin geri çekildiği haberlerini duyunca mutluluktan çıldırabilirdim. Bu demektir ki; tabutlar gelmeyecek, dağlar ağlamayacaktı artık… Ve yine bu demektir ki ; Kürt’lere barış eli uzatılacak, uzatılmalı… Evin içinde mutluluktan pervaneye döndüm adeta. Sonra savaş çığırtkanlarının devreye girmesiyle hüzünlendim. Aman tanrım! Öyle korkunç sesler çıkarıyorlar ki hiç duymanızı istemesem de biliyorsunuz, onlardan çok var etrafımızda.Bunlar ne biçim insanlar, bu insanlarla aynı havayı soluduğuma inanamıyorum. Neden diyorlardı, “neden erken çekildiniz? Madem çekilecektiniz neden gittiniz?” “Köklerini kurutsaydınız ya!”

Onlar meşe ağacı gibidirler, üç yüz kadar türü arasında yaz-kış yapraklarını dökmeyen, kerestesi dayanıklı, kökleri de asla kurumayan bir ağaç türüdür meşe. Ben Kürtleri hep meşe ağacına benzetmişimdir.

Kalmaya mı gitmişlerdi yoksa? Kendileri söylemişti zaten işlerini bitirip döneceklerini. Demek ki işleri bitti. Geriye ne kaldı derseniz hepimiz biliyoruz ne kaldığını…Savaştan geriye ne kalır ki?
Daha çok ölüm, daha çok kan isteyenlerin üzerine gölge gibi iniverdi yaşam. Kim neyi sorgularsa sorgulasın ben çok mutluyum yaşam kazandı diye…Kin ve nefretle, saldırmakla, öldürmekle bir yere varılamayacağı da görülmüş oldu bir kez daha, bin kez daha….

Birden aklıma şu masal geldi.

Vakti ile bir yerin bilgesi varmış, bilge bir kuyuda yaşayan yılanla dostluk kurmuş, Bilge her gün yılanı ziyaret eder yılana bir tas süt verirmiş,keramet ya yılanda bu süte karşılık bilgeye bir altın lira verirmiş.

Gel zaman git zaman, bu olay böyle sürmüş gitmiş.., Günlerden bir gün bilge rahatsızlanmış ve yataktan kalkamaz bir duruma gelmiş. Oğlunu çağırıp falanca kuyuda falanca yılan var, ona bir tas süt götür, sana ne verirse al bana getir demiş, Oğlu bilinmezliğin vermiş olduğu tedirginlikle kuyuya varmış ve yılana sütü uzatmış her zamanki gibi yılan bir altın lira vermiş.
Altını gören çocuk heyecanla şaşırıp kalmış. Şeytan bu ya duru mu hiç? Şeytan dürtmüş olacak ki altınların kuyuda bir yerde olduğu ve yılanı öldürürse hepsine sahip olacağını düşünmüş bizim aç gözlü çocuk.

Eline bir taş alıp yılana fırlatmış yılanın kuyruğu kopmuş, can havliyle çocuğu ısırmış. Nihayetinde bilgenin oğlu ölmüş.

Bir zaman sonra her şeyin farkında olan bilge olayın iç yüzünü de bilmesi ile birlikte yılanın yanına varmış ve şunları söylemiş:
‘’Yılan kardeş biz eskiden dosttuk hala dost kalabiliriz.’’ demiş,
Bunun üzerine yılan şu müthiş sözleri etmiş:
-Yok yok bilge kardeş. Bende bu kuyruk sende de bu evlat acısı olduktan sonra biz nasıl dost kalabiliriz? Biz dost falan olmayız. "

Masallar böyle dese de ben inanıyorum ki Kürt ve Türkler yaşadıkları acılarını yüreklerine gömüp onurlu bir barış ve uzlaşma yolunu bulacak ve aralarında yüzyıllardır sarsılan, yıkılan kardeşlik köprülerini yeniden inşa edeceklerdir. Acıların en acısı evlat acısını tadan bilge gibi elini uzatacaktır Kürt anası Türk anasına… Türk anası da Kürt anasına… Çünkü onların acısı aynı derinlikte. Çünkü onların gözlerinin rengi farklı olsa bile göz yaşlarının rengi aynı olduğu için dostluk ellerini havada bırakmayacaklardır.

Biliyorum, acılar kolay unutulmuyor. Hele ki evlat acısı… Bu ülkede yaşayan büyük çoğunluğun yüreklerine mezarlar kazıldı cellatlar tarafından. Hiç kapanmayacak yaralar açıldı yüreklerimize. Yüreklerimizde açılan derin yaralar yıllar geçse bile unutulmuyor ince ince kanayıp duruyor…. Ey cellatlar avuç içi kadar yüreklerimize daha ne kadar mezarlar kazacaksınız, bir yüreğe kaç mezar sığar? Hiç düşündünüz mü?

Ey insanlık! Savaş tanrıları neden kana doymuyorsunuz? İnsanların birbirlerini öldürmelerini bir kazanç kapısı haline getiren tüccarlar… En değerli şey insan hayatı ve yaşam hakkı değil midir, hiç mi duymadınız bu sözleri? Bu kadar ucuz mu insan hayatı?

Neden erken çekildiler diye nara atan savaş tanrılarına, “o dağlarda bir gün kalında görelim” diyen siz değil misiniz? Vahşetin tanıklığı olmaz. Hakkari’de şimdi bahar, zap vadisi çağıl çağıl, sümbül dağının büyük çığı çoktan düştü. Dağlarına bahar gelsin memleketimizin, dağlar ağlamasın…Dağlar ağlamasın…

cennetbilek54@mynet.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen berkayberk, 02 Mart, 2008 15:04:31
    Ellerine sağlık abla.Ellerine sağlık...

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com