TUZDAN HEYKELDİ KADIN

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 6 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930





Anaların gözyaşı döktüğü, sevgililerin yüreğinin paramparça olduğu, yarım kalan kadınların hüznüyle kutlayacağız bu sene 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü…Sığınma evinin camlarından bakacağız morarmış bedenlerimizin acısını içimize gömerek…Zindanları özgürlük alanlarına çevireceğiz halaylarımızla, tilili seslerimizle…Biz dünya kadınlarına bu günü bırakan kadınları selamlayacağız meydanlarda, salonlarda…Selam olsun; Clara Zetkin’e, Aleksandra Kollantai’ye, Rosa Luxemburg’a…
  

Ne kadar insanlık tarihini birlikte başlattığımızı söylersek söyleyelim. Ne kadar Kurtlarla koşarsak koşalım, erkeklerle omuz muza savaşırsak savaşalım, Durum hep aynı değil midir? Tuzdan heykel, çiçek, böcek, cadı, baştan çıkaran, cezadır adımız.Tarihin derinliklerine yaptığımız yolculukta bu sözlerle karşılaşırız. 

Cezadır adımız; Yasak meyveyi Adem’le birlikte paylaşmışızdır.  Oysaki yasak meyveyi yemek değildi Havva’nın amacı, bilgeliğe ulaşmaktı sadece. Adem ne yaptı, gitti Tanrıya sızlandı. “Havva beni kandırmasaydı ben yemezdim.” dedi. Lilith edilgenliği ret edip, Adem’i terk ettiğinde de Adem yine Tanrıya şikayet etti onu. “Tanrım, bu kadın bana boyun eğmiyor, bana itaat etmiyor.” Demedi mi? Tanrı ne yaptı, kadını cezalandırdı. 
  

Tuzdan heykeldir adımız; Lut peygamberin karısı tanrıya karşı geldi, dönüp yerle bir olan Sodom-Gomora’ya son kez baktı, buna sinirlenen Tanrı ise onu tuzdan heykele çevirdi. Zamanla kadının bu başkaldırısını kırmak için “dönüp bakarsam, taş olayım” deyimi işlendi belleklere.
Çiçektir, böcektir adımız; zira kas gücüyle ölçülür cinsimiz. Ezilir koparılırız kolayca. Baştan çıkarandır adımız; bir erkekle birleşir bedenlerimiz, töreye kurban ediliriz. Cadıdır adımız; cadılık suçlamasıyla engizisyonlara gönderilen kadınların çoğunu bilge kadınlar oluşturmaktadır. Bu kadınların çoğu günümüzün hekimlerinin, hemşirelerinin, ebelerinin, eczacılarının görevlerini yapmaktadırlar. Buna rağmen yaşadıkları bölgelerde cadılar bilge olarak değil de kötülük simgesi olarak tanınmışlardır. Böyle görülmelerinin en büyük nedeni kiliselerdir elbette. Kadın erkek çatışmasının yanında dini çatışmaların da payını yadsımamak lazımdır. Bilge kadınların varlığını zararlı bulan kilise onları cadı kimliğinin bir parçası olarak görse de konumlarının çok önemli olmadığının bilincindedir.
 

Günümüzde de durum pek lehimize değildir. İş yerlerinde kadınlarla aynı işi yaptığı halde yönetim mekanizmaları erkek egemenliğindedir.  Erkek egemenliğinin hakim olduğu mecliste te durum çok vahimdir. Önce kadınları vurun emriyle başlarına gelmedik kalmamıştır  Fatma Kurtulan’ın, Sabahat Tuncel’in. Özel hayatlarına kadar inilmiş didik didik edilmiş, erkek egemen sistemin linç girişimleriyle karşı karşıya kalmışlardır. Onca çirkin erkek varken kadınların fiziki güzelliği, çirkinliği tartışılmıştır medyada. Kimse kadınların beyniyle uğraşmamaktadır. 
 

Devrimci, sosyalist olduğunu söyleyen yapılarda da durum kadınların istediği nokta da değildir. Kadın komutanların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Muhalif kurumlara bakalım; kaç kadın vardır yönetimlerde? Çok mu beceriksiz, yeteneksiz bu kadınlar? Elbette hayır. Erkek egemenliğini aşmak kolay değildir. Birkaç kadın vardır, onlarda kendi öz  güçleriyle değil, kota gibi eşitsizliği meşrulaştıran nedenlerle ve erkekleşerek o yönetimlere girebilmiştir kadınlar. Ne yazık ki durum böyledir.  Yönetimlere giren kadınlar erkekleşmezlerse, sırtını bir erkeğe yaslamazsa  o yerleri muhafaza edemezler ve ilk fırsatta alaşağı edilirler. Bunu bildikleri içinde kadınlar kendi hemcinsine yabancılaşıp erkekleşmeye başlarlar. 
 

Edebiyat dünyamıza bakalım;  Kadın yazarlar, kadın şairler diye ayrımcılık yapılmakta yazdıkları romanlar didik didik edilmektedir. Bir kadın erkeklere, “ Benim  hüzünlü orospularım” diye, “Lolita” diye bir kitap yazabilir mi?  Orospuluğun kadına özgü olduğu bir dünyada, yazarsa başına nelerin geleceğini hepimiz biliyoruz.

Sanat dünyamıza bakalım; Etini, cinselliğini pazarlamayan kadına yer olmadığını hepimiz biliyoruz. Hepsinin kasetleri dolaşıyor ortalarda. Birazcık direnen kadın sanatçılar olsa da onlarda bu pazarda açlığa yoksulluğa mahkum ne yazık ki. İşte bu yüzden kadın öncelikle kendi cinsiyle barışı sağlayıp, kendi cinsiyle paylaşmalıdır bulunduğu yerleri. Kadınların bastona ihtiyacı yok. Kendi başlarına da yollarını bulabilirler.
 

Ev kölelerine hiç girmeyelim en iyisi. Onların emeği kayda değer değil ki zaten, kaşık düşmanları n’olacak işte…Biliyorum, bir çoğunuz bu yazımı çok hem de pek çok feministçe bulabilirsiniz. Ne yazık ki durum böyle…Sözüm kadını kendisiyle eşit gören,  hayatı paylaşan, kadının özgürlüğü için mücadele eden, egemen sisteme karşı savaşan erkeklere değil.
Onlar kendini biliyor…

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günümüz kutlu olsun…

Rosa Luxemburg’un dediği gibi; “Kavgada varız, zaferde de var olacağız”

cennetbilek54@mynet.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com