E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Düşen uçaktaki yolcunun sms'i İspanya'yı karıştırıcak
- PKK’ya yönelik yeni bir çark/HASAN CEMAL
- PKK'yi suyu basıp yeneceklermiş!
- Oramar’da bir helipkopter düşürüldü!
- Ergenekon’un Çok Gizli Deli’lleri... / Şerif Kaplan
- Refahiye ve Şırnak’ta 10 asker öldü
- 'Amerika, Kürtler'e sırtını dönmeyecek'
- İzmir'de patlama: 11 yaralı
- 301,Kemalizm ve Ergenekon/ Helin Genç
- NERENİN KÜRD’ÜSÜN?/Cennet Bilek
Bu mektubum onadır. Nusaybin’e, Silvan’a dır bu mektubum. Dersim’de, Serhat’ta, Botan’da yatanlaradır bu mektubum. Yüreğimizde mezarlar açanlaradır bu mektubum. Bu gün ona yazmak geldi içimden.
Silvan deyince; küçük bir kuş olur uçarım oradan oraya, ölüm makinelerinin pervanesine takılırım.. Dicle’nin sularında balık olur ona karışırım. Balıklar ölüm kokar. Sessizliğinde boğulurum özlemin. Onu ararım gördüğüm her yüzde, duyduğum her seste.
Ne zor şeydir insanın hayatını paylaştığı kişiyi anlatması. Nerden başlayacağınızı bilemezsiniz söze. Hiç ummadığınız bir anda sokuluvermiştir hayatınıza. Ruhunuzu kuşatmış, hayatınızın anlamı oluvermiştir. Eksik yanınızı tamamlamıştır varlığıyla. Karşılıksız, koşulsuz sermişsinizdir hayatınızı önüne. Siz kendi duygularınızdan sorumlu olmuş hiç sormamışsınızdır onun sizi ne kadar sevdiğini. Sevginin teraziye konmadığını bildiğiniz için. Saçından tırnağına kadar iyidir, güzeldir, mükemmel insan yoktur dense de o mükemmeldir işte.
Özel mülkiyete kıyasıya karşısınızdır ama o özel mülkiyetlerin en kıymetlisidir. Asla paylaşmaz, hatta onu dünyaya getiren kadından bile kıskanır, bu düşünceyle savrulur gidersiniz bir bilinmeze. İster dağ başında, ister kimsesiz olsun, ama onunla olsun yeter ki varlığınız . Onun yanında çarpsın çarpacaksa kalbiniz. Gün onunla aydınlansın, onunla kararsın istersiniz. Belki de hayatta sizin olan en değerli varlık odur.
Hiç tanımadığınız bir ülkenin, hiç bilmediğiniz dilin ve kültürün asi, kırılgan çocuğudur o. Yürek gözüyle bakmış, yürek gözüyle sevmişsinizdir birbirinizi. Aranıza örülen duvarları sevginin gücüyle talan emişsinizdir. Çünkü çok iyi bilirsiniz ki sevgi her şeye çaredir. Gülüşünü, sesini, nefesini, yürüyüşünü tanırsınız binlerce kişinin arasında bile olsa. Bakışlarınız birbirine değmeye görsün, kışlar yaz olur. Yüreğinizde ki kuş kanatlanır delice çırpınışlara bırakır yerini.
Baktığınız her yerde onu görmeniz. Adının ilk harfini duyduğunuzda yüreğinizin titremesi boşuna değildir. Alfabenin en güzel harfi onunla başlar. Sözcüklere anlam kazandıran onun sözleridir.
Onu anlatmaya sözcükler yetmez. İki sözcük yeterlidir aslında; Aşk ve sevgi.
Ne zaman gitti diye sorarlar. Sadece siz bilirsiniz hiç gitmediğini. Daima sizinle olduğunu. Aylardan Hazirandı. Kana, ölüme, savaşa yazgılıydı Mezopotamya. Aşka, sevgiye rağmen kırılgan ve asiydi Mezopotamya’nın çocukları. Dicle, Fırat eski coşkusunu yitirmiş, reyhan kokuları ölüm kokusuna karışmıştı. Sonsuz bir girdaba kapılmış, kurtulmak istedikçe daha derine daha dibe çekiyordu gizli bir el onları.
Dağların üzerinden doğan güneş, efil efil esen rüzgar Silvan’a değmeden geçiyordu o gün. Simsiyah bir örtü vardı gökyüzünde. İnsanlar bu örtüyü aralamaya çalıştıkça, kararıyordu gökyüzü. Evler, sokaklar, caddeler öylesine yorgundu savaşmaktan… Acıya, hüzne, ölüme yazgılıydı Mezopotamya’nın çocukları.
Silvan’da hayat namlunun ucundaydı. Tetiğe dokunan ellerin amansızlığına çarpıyordu tomurcuk yaşamlar. Ölüm ve yaşam kıyasıya bir mücadeleye girişmiş, kâh ölüm yaşamı, kâh yaşam ölümü yeniyordu. Galibi yoktu hayatın. Açmadan soluyordu günler. Her evin bacasından acı tütüyor, her ev yangın yeriydi. Herkes en amansız acı benim ocağıma düştü diyor, başka bir şey demiyordu. Hala ölüm ve yaşam kıyasıya çarpışıyor Mezopotamya’da.
Silvan’da bir adam vardı. Yürürken yere dokunurcasına basıyordu. Adı Mehmet Emin Ayhan’dı. Esmer saçlarını alnına dökmüş kara gözlerindeki ışığı, yüreğinde hiç eksilmeyen umudu savuruyordu gökyüzündeki karanlığı yırtarcasına. Sağından solundan geçen panzerlere bakmadan yolun tam orta yerinde ağır ağır yürüyordu.
Yasaklı şehrin çocukları evlerin damlarına çıkmış çığlık çığlığa oyuna durmuşlardı. Sonra başını kaldırıp çocuklara baktı Mehmet Emin. Üzerine çevrildi yüzlerce masum göz. Hep bir ağızdan şarkı söylüyorlardı.
Yürüyordu Mehmet Emin...
Kendi çocukluğunu, şimdiki çocukları ve gelecekte ki çocukları düşünerek yürüyordu. Çocuklara dünyayı dar eden kötü ve ölümsüz tanrıların tanrı da olsa aciz ve güçsüz olduğunu düşünüyordu. Ve tanrıları, yalnızca; yine çocukların öldürebileceğini, diz çöktürebileceğini düşünüyordu.
Siren sesleri karışıyordu düşüncelerine. Kendiliğinden hızlanıyordu adımları…
İşyerlerinin kepenkleri yine kapalıydı. Panzerler korku saçıyordu caddelerde. Resmi dairelerin camlarında ki insanlar nefeslerini tutmuş şehri izliyordu. Şehrin üzerine çöken sessizliğin içinde kayboluyordu fısıltılar. Korkuyordu, sinmişti Silvan.
Silvan kanıyordu. Kan ağlıyordu Silvan. Her sokak başında hain pusulardaydı Allahın savaşçıları. Korucular kardeş kanı dökmeye yeminliydi. Evlerin kapılarına çarpı işaretleri konmuştu Silvan’da. Evler ağlıyordu, kapılar ağlıyordu. Toprak ağlıyordu Silvan’da.
Bahar yaza bırakmıştı yerini. Haziran sıcağı bir başka yakıyordu Silvan’ı. Bayrama bir gün kalmıştı. Kurbanlar kesilecek, küsler barışacak, çocuklar şeker toplayacak eller öpülecek, hüzün ve özlemle mezarlarda dualar okunacaktı. Yüzlerindeki, yüreklerindeki yaraları saklayarak gülüşecekti birkaç günlüğüne de olsa insanlar. Gençler halaya duracak. Birkaç günde olsa savaş yerini barışa bırakacaktı.
“Allahın savaşçıları” ölüm planları yapıyordu. Hiç tanımadıkları bir insanın peşine düşecek, sinsice ardına yaklaşacak, o çok korktukları beyinlerine bir el ateş edeceklerdi. Sinsice, haince kaçacaklardı arkalarına bakmadan. Sonra evlerine gidecek, kadınlarının koyunlarına girecek kendileri gibi hain çocuklar peydahlayacaklardı. Elleri kan, nefesleri intikam kokuyordu hainlerin.
Her canlı ölüme yazgılıydı elbette. Ama kim bu yaşta ölmek ister ki? Tomurcuğa durmuş çiçeği koparmaya kimin eli varır ki? Karıncayı incitmeye korkan, yere dokunurcasına basan adamı kim incitmek isterdi ki?
Cana can katan bir adamı kim neden öldürmek ister ki?
Kadife bakışlarını görseydi, sesi sesine değseydi, yüreğinin yumuşaklığını hissetseydi onu vurabilir miydi ki hain el? Ben nasıl anlatayım size Doktor Mehmet Emin’i? Bilen biliyor işte onu. Sesi sesine değen, gülüşü gülüşüne değen biliyor onu… O Mezopotamya’nın asi ve kırılgan çocuğuydu. O yürürken toprağa dokunur gibi basardı. Daha ne diyeyim ben size.
Hazirandı, sesini, gülüşünü, kokusunu alıp gittiğinde. Acı neydi, keder neydi onun yokluğunun yanında…Yakmış, yıkmış, talan edip gitmişti usulca. Ağlar, kanar, hiç susmaz gönlümün bir yanı… O günden beri…
cennetbilek54@mynet.com
Yorum Yaz
Yorumlar (5 Yazılmış)
-
Gönderen Ayfer orhan, 02 Temmuz, 2008 01:30:30Sevgili cennet hanim, boyle bir yaziyi paslastiginiz icin tkler. Yureginizden onu koparanlar utansin. Kurdistanin her yeri, her topragi gelince bir Annanin, esin, cocugun, babanin veya sevgilinin o ölür orada. Kimi Diyarbekir, kimi Dersim, kimi Van, kimi hakaride, kimi Kandilde, kimi Xakurkde deyince ölür orda.... Bizlere düsense belkide orda ölmek degil, orasi deyince orda ölmemek, orada bir kere daha inadina Yesermek, direnmek olmali. Ki onlarin hakini verelim.
-
Gönderen Danyal, 13 Mayıs, 2008 14:51:38Öncelikle gecikmiş bir yorum. Bundan dolayı özür dilerim. Daha önce bu yazıyı okumama rağmen tekrar okudum ve açıkçası okurken o günleri ve dolayısı ile o anları yaşadım adeta. Doxtor beg in içimizdeki acısı asla dinmeyecek. Anısı önönde saygıyla eğiliyorum...
-
Gönderen Hasan DENIZ, 01 Mayıs, 2008 02:11:24Silvan Diyarbakirin rengidir. Ve o renk de hep kan kokar. Faili mechullar sokak ortasi infazlari ve kacirilip haber alinamayanlarin oykusu ile doludur. Bir cogumuz yitirdik sevdiklerimizı ya sokak ortasinda kafalarina kursunlar sikildi yada kaciridilar bir gece vakti ve bir daha haber alinmadi onlardan. Kimimiz sansliydik cesetlerimizi buldugumuza kimilerimizde hala bir umutla ariyoruz kayiplarimizi. Ama oyle ya hep ates dustugu yeri yakti yureklerimiz parcalandi her yitirdigimizle sevdik sevildik ve kahpe kursunlar ayirdi bedenlerimizi. bedenlerimizi ayirmaya yeten kahpe kursunlar ya yureklerimizdeki sevgiye ne yapabildi? Hicbirsey... O hala diriligini koruyor ve hep koruyacak.... Yureginize saglik...
-
Gönderen recep ve devrim, 01 Mayıs, 2008 01:52:14selam cennet hanım bizde bu şiirinizin birer parçasıyız recep ve devrim bizde doktorumuzu unutmadık yaşadığımız sürece unutmayacağız şehitlerimizi
-
Gönderen berkayberk, 01 Mayıs, 2008 00:07:06O ve onun gibiler ölmediler Cennet hanım...ÖLMEDİLER...



Güncel