AŞK ANARŞİSTTİR

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 10 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031


“Aralarında ki tüm iletişim bittiği halde bir türlü ayrılamayanlara”
Aşk her insan için bir gereksinmedir. Duygunun buluşmadığı yerde aşk yoktur. Evlilikte ise mutluluk eşlerin ruhsal açıdan uyuşmasıdır. Ve bu uyuşma tutkuyla beslenirse tutku karşısında hiçbir güç duramaz. Öyleyse ne oluyor da bin bir zahmetle gerçekleştirilen evlilikler kısa sürede son buluyor? Evlilik, ahlaksal veriler üzerine oturtulmuş bir dinsel yaşam görüşünden başka bir şey değildir. Ve sistemin ayakta kalmasını sağlayan en güçlü örgüttür. Bazı bilim insanları ise; evliliği genel eve benzetir, çıkar üzerine kurulmuş anlaşmalar olarak tanımlar.  Toplumumuzdaki evliliklere baktığımızda bu tanımların hepside evliliğe uyar.
  
Ve yine çok yakınlarımıza baktığımızda, iyi kötü yürüyen birçok evlilik görürüz Bu evliliklerde karı- koca belli bir uzlaşmaya varmış, sadece aynı evde yaşarlar. Artık birbirlerinin horlamalarına, yalanlarına alışmışlardır. Aslında sıkıcı bir birlikteliktir bu. Bu sıkıcılığa son verme cesaretini bulamaz iki tarafta. Genellikle erkek kadını kendi yankısı haline getirmiştir. Her iki insanda kendine bir dünya yaratmış ve bu dünyanın etrafında döner dururlar. Birbirlerine verecekleri pek bir şeyleri kalmadığından, sadece yorgun, sevgisiz mekânların bekçileri olurlar.
 
Kadın kocasını gerçekten seviyor mudur? Erkek karısını ne kadar seviyordur? Bu iki cins ruhsal dünyalarındaki fırtınaları yok sayarak birbirini sevebilir mi?  Bu sorularla yüzleşmek kolay değildir. En yakınları bu soruları sorma cesaretini gösterdiğinde ise yalanlar peş peşe sıralanır. Kadın; “ben kocamı çok seviyorum, ondan başkasıyla kendimi düşünmek bile ihanet gibi geliyor bana.”
 Erkek; “ Ben dünyanın en namuslu, en anlayışlı, en sadık kadınına sahibim. Diğer kadınlar benim için çerezden başka bir şey değil.” Derler.
 
Aslında ilişkileri bitiren, sıkıcı hale getiren üçüncü kişinin varlığı değildir; İki insanı yaşam boyu birlikte yaşamaya zorlayan anlayışın sakatlığıdır.  Evliliğin insan doğasıyla uyuşmamasıdır. Kapitalist sistemin yanar döner insan kişiliğidir, 
  
Evli çiftler dışarıya karşı mutlu görünmeye gayret etseler de bu konuda daima sınıfta kalırlar. İlişkilerini daha dinamik hale getirme yolları vardır kuşkusuz ama bu konuda ellerini kıpırdatmazlar, ya da biri diğerinden bekler daima. Zaman içinde de birbirlerini bu şekilde kabullenirler. Bu kabulleniş sonucu ise; cinsel ve zihinsel olarak birbirlerine hiçbir şey veremezler.
 
 Oysa başka yerlerde, başka insanların yanında konuşacak öyle çok sözleri vardır ki bu insanların susmak bilmezler.  Evdeki yaşama dayanma gücü verense dışarıdaki yaşamın çekiciliğidir.
 
Aynı mekânda konuşmadan oturup iç seslerini dinlerler. Erkek; “ flört döneminde söz sözü açar, birbirimizin gözüne bakarak konuşur, nefes alışından, yürüyüşünden, öksürüp aksırmasından bile mutluluk duyardım.  Hiç kusuru da yoktu bu kadının. Şimdi neden aynı havayı solumak bile işkence haline geldi anlayamıyorum”

  Kadın; “ Bu adam bu kadar kaba mıydı? Çorbayı nasıl höpürdeterek içiyor, uyurken horlaması diğer odadan duyuluyor. Onca yıl nasıl dayanmışım bu horultulara? Kendime şaşırıyorum.”
  Görme kusurları düzelince böyle oluyor demek ki!
 
 Bu tür yaşamı seçen çiftler için, konuşma, öpüşme büyük bir zahmet haline gelmiş, kadın sıradan kadınlık görevlerine dalmış, erkek yitirdiği sevgiyi başka yüzlerde arama uğraşına girmiştir.  Kadın ve erkek için bedensel alışveriş bir kurum haline gelmiştir. İkisinin de çekip gitme, kapıyı kapatma cesareti yoktur. İnce hesaplar yapılmıştır gizliden gizliye. Kadın giderse nereye gidecek, erkek nereye gidecek? Yeni bir hayat başlamak sanıldığı kadar kolay değildir. Sevgi mi emek mi tartışmaları başlar  sinsice. Sevgi de neymiş bizim toplumumuz insanı için, sevgiyi ellerinin tersiyle itiverirler. Elbette emek kazanır. Sevgisizliğin olmadığı yerde emek nasıl beslenir,   nasıl yaşam bulur bunu da ben hiç anlayamadım…
  Sevmeyi evlenme sanarak evlenmenin bedeli de aşkı ödev haline getirir ki bu son derece korkunçtur.  Oysa sevmek, evlenmek demek değildir.  Aşk, anarşisttir, aşk özgürlüğü sever, sen onu yasallaştırırsan, işin içine tanrıyı, toplumsal baskıyı katarsan, işte o zaman en hayvani, en vahşi ilişkiye dönüşür aşk. Ve dünyanın pek çok yerinde aşkı bekleyen kaçınılmaz son da budur işte.

cennetbilek54@mynet.com

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen Danyal, 07 Haziran, 2008 19:29:04
    Bu mükemmel kurumun kuralları tek tarafın istekleri ve yaşamı çerçevesinde şekilleniyorsa; iki tarafın da vay haline. Oysa iki farklı dünyada yaşamış iki insanın SİYAH-BEYAZ olan haytları eğer yoğrulup GRİ renge dönüşebiliyorsa mutluluğun ta kendisi yakalnmış demektir. Eğer iki taraf ta kendi renginde yaşamına devam etmek istiyorsa işkencenin gözünü seveyim misali bir yaşama mahkum olurlar. Yüreğine Sağlık

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com