Ölü seviciler

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 2 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031


Sevdiğimiz insanların kaybından daha amansız bir acı yoktur yeryüzünde. Biliriz ölümlü olduğumuzu ama asla kabullenemeyiz yokluklarını. Bir daha asla onun nefesini duyamayacağımızı bilmek yaman bir acıdır. İnananlar için ölüm tanrıya kavuşmadır. Gördüğüm kadarıyla onlar ölümü daha metanetle karşılıyorlar.
  
Diyalektiğe inanların tavrıdır asıl sorun. Kabul etmezler ölümü. Kahramanlaştırırlar, acayip misyonlar yüklerler yitirdikleri kişiye. Sağlığında vermedikleri değeri, sevgiyi verirler. Öyle beylik sözcükler kullanırlar ki insanın aklı şaşar! Düşüncesi, dünya görüşü ne olursa olsun geleneklerin kurbanı olur insan. İmamın hiç suçu yoktur aslında, imam bildiğini her ölüye söylediği  sözleri yineler.
   
Ölü evine gittiniz mi hiç?
Gittinizse en çok ne dikkatinizi çekti hiç düşündünüz mü?  Ölünün sessizliğine inat edercesine odadan taşan hıçkırık sesleri, buhur kokuları ve onca acı arasında neden yapıldığını bir türlü anlayamadığım un helvasının kokusu karşılar kapıda.
 
Beni en çok hayretlere düşüren, insanlardan uzaklaşmamı sağlayan ölü evlerinde gördüğüm insanların davranışları olmuştur. Kadınların ağıtları gözyaşlarına karışırken erkekler bir köşede taş olurlar adeta… Ölen ykişi evin en özel yerinde upuzun yatarken etrafındaki insanlar guguk kuşları gibidir. Hem ağlaşır, hem konuşurlar. Baba taş olmuştur adeta, anne ise acıların en dayanılmazıyla karşı karşıyadır güvercine benzer anne, ürkekçe titrer durur bir köşede... 
 
 Kuşlara benzer insanlar.  Kimileri yarasalar gibidir. Kimileri karga, kimileri de serçe gibidir. Serçenin sesi, kargaya, karganın sesi yarasaya karışır. Caklaşır, cikleşir dururlar. En güzel sözü söyleme yarışında ölen kişinin  yeteneklerini, kahramanlıklarını  anlatmaya sözcükler yetmez. Nasıl bu kadar iki yüzlü oldukları şaşkına çevirir beni.
 
 Ölüler konuşamaz, kendini savunamaz. İşte bu yüzden arkalarından hep güzel sözler söylenir. Söylenmesi gerekirmiş gibi bir yanılgı taşırız.  Peki, buna gerek var mıdır? Bunun adı riyakârlık değil midir? Sussak, hiç konuşmasak daha iyi değil midir? Hiç değilse öldüğünde susmayı becerebilsek, yaşarken göstermediğimiz saygıyı göstersek daha iyi değil midir?

 İnsanlar yaşarken birbirini sevmiyor, sever gibi görünüyorlar. Bunun böyle olmasının da elbette birçok nedeni var. En önemli neden ise, kuşkusuz güç! Gücü bir şekilde elde edenler o gücü öylesine hor kullanıyorlar ki ilk başta en yakınlarını vuruyorlar bu güçle. Oysa güç gelip geçicidir. Hiç kimse sonsuza kadar sahip olamamıştır güce. Her nedense nasıl bir psikolojiyse bu gücü elinde bulunduranlar birden zalimleşiyorlar. Gözleri kör, kulakları sağır oluyor nerdeyse... Hatta bu güç yüzünden insan sağlığından olabiliyor. İhmal ediyor kendini, sevdiklerini…
 
Yaşamın içinde ölüm olduğu sürece hiçbir şeyi ciddiye almamak lazım oysa. Kendine bir yol çizip o yolda gidebildiğin yere kadar, dürüstçe, onurluca gitmek lazım. Duyguların önüne zalimliğin geçmesine izin vermemek lazım.
   
Zalimlik diz boyuyken duygudan söz etmek ne feci!
İnsan yaşarken gözünün içine bakarak söyleyemediğin sözleri ölünce söylemek ne feci!
 Ne ölülerin ne de dirilerin ardından konuşmayı sevmiyorum. Sadece bir canlının yok olması içimi acıtıyor. Yaşarken değer vermediğim, yıldızımın barışmadığı insanları yitirince ardından övgüler düzmeyi ikiyüzlülük olarak görürüm. İnsanların samimiyetten neden bu kadar korktuğunu da anlayabilmiş değilim hala…
  
 
   Yaşarken onu  neden sevmediğimizi hiç sormayız kendimize.
  Ve benim hiç ama hiç hoşuma gitmeyen bir söz daha vardır, “Ölüm ona hiç yakışmadı” bu güne kadar hiç düşündünüz mü, ölüm kime yakışmış ki bu güne kadar, ona yakışsın?
   Ölümün yüzü soğuktur. Ölüm yalnızlıktır, bunalımdır, karanlıktır, terk ediştir, hiç dönmemek üzere bırakıp gitmektir.
 
Yaşamın ikiz kardeşidir ölüm. Yaşam, aslında her saniye ölüme yolculuktur. Bütün canlılarda ölüme yazgılıdır.  Her şeyi yarım sayarız hayatımızda, oysa  yarım olan bir şey yoktur. Bize ayrılan zamanın sonuna gelmişizdir farkında olmadan. Farkında olmadığımız öyle çok şey vardır ki hayatta, sözgelimi insani değerlerimizi yitirmek gibi. Bunu söylemek gücüme gidiyor ama gerçek bu; ölü sevici bir toplumuz biz. Yaşarken yerin dibine batırdığımız insanı ölünce yere göğe koyamıyoruz.
 
 Kim bilir belki bir elma olarak belki de bir solucan olarak dünyaya yeniden merhaba diyeceğiz. Onlar bizi bir yerlerden seyrediyorlar. Başına yıldızlar yağsın hepsinin de….
 
 Bunları hepimiz biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim.  Bilmek yetmiyor; hayata geçirmek lazım.  Bence de ölüm; sonsuz, derin bir uykuya yatmaktır.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (1 Yazılmış)

  • Gönderen iyimuz, 11 Ağustos, 2008 21:28:10
    gayet güzel bir yazı.beynine yüreğine sağlık.

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com