E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?
Çok Okunanlar
- Ağrı’da ölen Binbaşı, Silopi kayıplarında jandarma komutanıydı
- Çatışmalar yeniden şiddetlendi, 1 binbaşı öldü
- Kürt Sorunu Medyada Özgürce Tartışıldıkça Sıra Çözüme de Gelecek
- Öcalan'ın kitabının cezaevinde yazıldığı iddiasına yalanlama
- Kürtlerin tek bayraklı üniter Türk devletine itirazları var/Memo Şahin
- Hitler en nazik yerinden vurulmuş
- 'Sahte JİTEM'ciler Tuğgeneralin adamı çıktı!
- Yeşili ihbar edenin ses kaydı bulundu
- GÜL-DÜNYA/EDİP YALÇINKAYA
- Bağdat'tan Türkiye'ye PKK ile mücadelede yardım sözü geldi.
Çoğumuz biliriz, iki Kürt bir araya geldiğinde hemen sorarlar;
“Kürd’müsün hemşehrim?”
“Kürdüm.”
“Nerenin Kürd’üsün?”
Gördüğümüz gibi, Kürt olmak yetmez hemşehri olmaya birde nerenin Kürd’ü olduğumuz önemlidir yani…Bilelim nerenin Kürd’üdür. Alevi Kürd müdür, şafi midir, Sünni midir?
Belki de bu yüzden ulaşılamıyor amaçlara… Herkes ayrı yerden bakıyor olaylara. İşte ben ve benim gibi düşünen birçok insan anlam veremiyor bu sorulara. Oysa aynı dili konuşmak, ezilen olmak yeterlidir aslında.
Kürt tarihi ve Kürtler hakkında sayısız araştırma yapılmıştır bu güne kadar. Bence yüzyılın sorunu olarak düşündüğüm Kürt sorunu artık çözüm noktasına gelmiştir. Hangi savaş sonsuza kadar sürmüş ki bu savaş sürsün? Elbette taraflar bir gün barış masasına oturup adil demokratik bir çözüme gidecektir. Ve çağımızda bu sorun olmaktan çıkmalıdır artık. Düşünebiliyor musunuz dünyanın öbür ucundaki İtalyan, Alman bilim insanları Kürt tarihi, dili ve edebiyatı üzerine araştırmalar yapıyor. Bizim ülkemizde ise hala varlığı yokluğu tartışılıyor Kürtlerin.
Edebiyatı var mı yok mu?
Kürt dili diye bir dil yok ya!
E bu Kürtler kuş dili mi konuşuyor yani… Kürtçe eserler yanında Türkçeyle yazılan eserler edebiyat olmuyor mu yani?
Yeryüzünde kendine yaşama alanı bulan, yaratan her halkın dili, kültürü, edebiyatı tartışılmamalı diye düşünüyorum. Bunun zenginlik olarak düşünülmesi gerekir. Ve Türkiye’nin en büyük zenginliği de çeşitli halklarla tarih boyunca birlikte yaşamasında yatıyordur belki de… Ermeni’nin, Kürt’ün, Çerkez’in, Romanların olmadığı bir Türkiye düşünebiliyor musunuz? Ben bunu düşünmek bile istemiyorum. Keşke bu halkların varlığından ortak bir kültür, dil yaratabilseydik onların varlığını, yokluğunu tartışacağımıza…Demokratik bir Türkiye’de barış içinde yaşayabilseydik.
Kürtlerin kendi aralarında da bazı ayrışmalar ilgi çekici gelmiştir bana. Beni en çok şaşırtan ise Kürtlerin Botan Kürdü Serhat Kürdü, Dersim Kürdü Orta Anadolu Kürdü diye tanımlanmasıdır. Suriye, İran, Irak Kürdü dediğimizde bulundukları ülkenin kültürüyle bütünleşmiş olmaları ve o ülke adıyla anılmaları doğal gelebilir. Fakat aynı ülke sınırları içindeki bir halkın bölgelerin ismiyle anılması ilginç!
Köklerinden koparılıp sürgün edilmek kolay olmasa gerek… Fakat tarihe baktığımızda nereye sürgün ederseniz edin, ne kadar asimile ederseniz edin çok başarılı olunmuyor. İnsanlar dilini, kültürünü de beraberinde taşıyorlar. Sadece değişiklik mekânda bölgede oluyor. İşte Orta Anadolu Kürtleri… Yüz yıl bile olsa sürgün edileli dillerini kültürlerini hala yaşatıyorlar. Geçmişlerine, kendilerine, sorunlarına sahip çıkıyorlar.
Doğu ve Güneydoğu illerinde yaşayan Kürtlerle, Şereflikoçhisar, Haymana, Konya, Kırşehir’de yaşayan Kürtlerle tanışma olanağım oldu. Konya ve Haymana Kürtleri bölgeden uzak olsalar da kimliklerine sahip çıkmayı kültürlerini geçmişten günümüze taşımayı başarmışlar.
Diyarbakır’da Mardin’de , Siirt’te gördüğüm dildeki şive farkı Orta Anadolu Kürtlerinde de var. Yemekleri, giyimleri, şarkıları, halayları birbirine benziyor. Fakat Orta Anadolu Kürtleri sanıyorum sürgün olmalarının getirdiği sıkıntıdan kaynaklı bölgede yaşayan Kürtlere biraz kırgınlar. Bunu en çok seçim zamanı hissettiriyorlar. Sanki Orta Anadolu Kürtlerine mücadeleden uzak ve iyice Türkleşmiş gibi bakıyor bölge Kürt’ü. Oysa her ülkenin, her bölgenin farklı sorunları olabiliyor. Ama şunu da gördüm ki dünyanın neresinde olursa olsun Kürtler birbirine sahip çıkıyorlar. Ve çok örgütlü yaşıyorlar. Bu örgütlü yaşamı kolaylaştıran neden ise sanırım aşiret mantığından kaynaklanıyor. Aşiretler bölgede olduğu gibi Orta Anadolu Kürtlerinde de yaşıyor ne yazık ki!
Orta Anadolu Kürtleri de savaşı yaşıyor. Elbette savaşın ortasında yaşamakla kıyısında yaşamak aynı değil. Mayınlara basarak tarlalarda yürümekle, tarlalarında güle oynaya ekin biçmek bir değil. Bir köyden diğer köye giderken kimlik kontrolünden geçmek aynı değil.
Fakat gördüğüm kadarıyla Kürt nerde olursa olsun “tehlikeli” damgası yapışmış oluyor yakasına. Bu damgayı yakasından çıkarıp atmak kolay değil.
Ankara Hadep il başkanlığı dönemimde bizzat yaşadım ve gerek Haymana’ya, gerekse Şereflikoçhisar’a gitmek kolay değildi bizim için. O gece sabaha kadar uyku tutmazdı beni. Saatlerce Haymana girişinde bekletilirdik askerler tarafından. Saatler süren kimlik kontrolü, GBT takibi canımızdan bezdirse de biz halay çeker, şarkı söylerdik… Haymana’ya girmekle bitmezdi işimiz. Dönüşü düşünürdük bu defa. Aynı sıkıcı ve gereksiz kontroller devam ederdi dönüş yolunda da.
Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki yeter ki insan kalabilelim. Kendimize, sorunumuza sahip çıkalım. İnsan kalmak kolay değil bu düzende. Son yıllarda savaş kişiliği gelişti toplumumuzda. İster Türk ister Kürt olsun her iki kesimden de barışı istemeyen, savaştan rant elde edenler var. Etik, insan hakları sadece kâğıtlarda sözleşmelerde saklı.
Bakınız meslek guruplarına; hiç isim vermeye gerek yok hepsi rant peşinde. Biliyorlar ki savaş biterse işsiz kalacaklar. Demokrasinin olduğu yerde avukatlar ancak sinek avlar. Demokrasinin barışın olduğu yerde silahlar pas tutar. Demokrasinin olduğu yerde halklar barış ve kardeşlik içinde yaşar. Edebiyatta, sanatta keyif verir insana. Nerenin insanı olmamız çok önemli değildir, dünyaya hangi pencereden baktığımız önemlidir. Kimin yanında olduğumuz önemlidir…
Yorum Yaz
Yorumlar (1 Yazılmış)
-
Gönderen erhan, 30 Ağustos, 2008 00:16:33bizler ic anadolu kurleri olarak herzaman asil kimligimizi ve kulturmuzu koruyacagiz



Güncel