BARIŞ KİMİN UMURUNDA?

Bu yazıyı beğendiniz mi?

(toplam 4 oy)

Arşiv

Pt Sa Ça Pe Cu Ct Pa
12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930


Dünyaya şöyle bir baktığımızda insanın yüreği daralıyor. Yanmış, yıkılmış evler arasında kadınların ve çocukların görüntülerine can dayanmıyor. Orta doğu sanki savaşa yazgılı. Savaşsız gün geçmiyor. Emperyal devletlerin teknolojik deney alanı Orta doğu, insanların fareler kadar değeri yok. 
 
Dün, “Dünya Barış Günü” nü ilan edenler bu gün dünyayı kan gölüne çevirdiler. Dünyanın her yerinde savaş ve çatışmalar devam ediyor. Bizim ülkemizde de çatışmanın olmadığı, bombaların patlamadığı gün yok gibi. Barış adına atılan çığlıklarımız her zaman sağır kulaklara çarpmaktan başka bir işe yaramıyor sanki! Oysa barışı öylesine özledik, huzura öylesine ihtiyacımız var ki….
 “Bingöl’de silahlı çatışma”
“Kaçak ocakta patlama”
“Bubi tuzağı patladı”
“Otomobil takla attı”
“Domuz bağıyla bağlayıp denize atılan ceset”
“Genç kıza tecavüz ettiler”
“Organ mafyası parkta oynayan çocuğu kaçırdı”
“Yasak aşk cinayeti”
“Yaşlı kadını parası için öldürdüler”
“Ambulansın şoförü alkol sınırını aştı”
“Şehit askerlerin cenazeleri evlerine gönderildi”
“Canlı bombalar sıkı takip sonucu yakalandı”
Hayatımızın her alanında şiddetten kaçamadığımızı görüyoruz. Şiddetle yaşamayı ise yaşam biçimi haline getirdik toplum olarak.  Sadece bizim ülkemiz değil, dünya kan gölü…
  
Çatışmalar aman vermiyor insana. Böyle bir dünya da  BARIŞ günü kutlamaları da ancak kişinin kendini kandırması, günü kurtarmasıdır. Birkaç ay önce Kadıköy’de gerçekleştirilen Barış mitingine giden bir arkadaşım bu mitingden sonra çok şeyin değişeceğini söylediğinde ona sadece şu soruyu sormuştum. “Bu mitingin diğer barış mitinglerinden farkı nedir?”
 
 “sanatçılar, aydınlar ve yabancı heyetlerden katılımlar olacak” demişti. Gülmemek için kendimi zor tutmuştum. Buna benzer etkinlikler defalarca yapılmıştı. Ve en görkemlisi de “Musa Anter Barış Treni” etkinliğiydi. Haa, diyeceksiniz ki yani boş mu oturalım, savaş devam ederken…
 
Elbette boş durmayalım ve fakat eski şeyleri de yeni diye kimseye yutturmaya kalkmayalım. İnsanlar aptal değil.  Halka ulaşmadan salonlarda yapılan toplantıların kimseye bir faydası olmadığını hepimiz gördük. Maddi manevi enerji tüketimi ve bazı kişilerin kendilerini bir yerlerde sanmasına neden olmaktan başka bir işe yaramıyor bu toplantılar. Birileri bana kızabilir ama gerçek bu ne yazık ki!
 
 Savaş mağduru hiçbir insanın evine gitmemiş, onun acısını içinde zerre kadar içinde hissetmemiş kişilerin heyetlere alınması, alanlara çıkarılıp söz hakkı tanınması ise daha can yakıcı bir konu.
 
İşte 1Eylül yine geldi kapıya… Hemen aydınlara, sanatçılara faks çekelim. Medyanın ilgisini çekecek kişilere söz hakkı  verelim ki tv kanallarında haber olsun etkinliğimiz.
Olur. Bu sene Bülent Ersoy çağırılmalı konuşmacı olarak. Belki de Tarkan daha etkili olabilir. Diyarbakır’da verdiği konserde halkla bütünleştiğini herkes gördü ekranlarda… Beni de şaşırtmadı değil Diyarbakır gençliği. Ciwan Haco’ya bile bu ilgi gösterilmedi.
  
İnsan yaşamında inanç çok önemlidir.
 “İnsan tanrısına en namussuz biçimde davranıyor: onun günaha girmesine izin vermiyor.”  Der Nietzsche.  İnanmıyoruz desek bile beyin kıvrımlarımızda saklıdır tanrı.  Ve bir değil, birkaç tanrımız vardır hatta.  Onlar adına cinayetler işler, kendimizi yakarız...

İnsana her şeyi yaptıran tek şey inançtır.  İnsanın inandığı şeyler uğruna yapmayacağı şey yoktur, hatta ölümü bile güzelleştirebilir bu uğurda. Düşünsenize; Bir zamanlar insanlar en sevdiği insanı tanrıya kurban ederdi. Belki de o günden bu güne kurban vermeyi çok sevdiğimizden olsa gerek tanrılara vere vere insanlığa hiçbir şey bırakmadık. Bir umudumuz kalmıştı elimizde Umudumuzu da verdikten sonra bize bir şey kalmadı zaten.
 
  İnsanlığın geldiği noktayı düşündüğümde tüylerim ürperiyor. Dünyanın hangi ülkesine bakarsak bakalım sicilleri bozuk. İnsanların güven ve barış içinde yaşayacağı bir kara parçası yok gibi…Varsa lütfen bana bildirin orada yaşamak istiyorum sonsuza kadar.
 
 İnsanlar şiddeti seviyor. Bakın çocukların ceplerine şeker yerine bıçak bulursunuz. Kadınların doğasında barış var diyoruz ama bakın kız çocuklarına, çantalarında jilet taşıyorlar. Evlerimizin kapıları çelik, pencereleri demir parmaklıklı. Birçok insan yastık altında silah saklıyor.
 Güvende değiliz.

Gökyüzüne fırlatılan güvercinler yalpalayarak, titreyerek yere düşüyor.  Uçamıyor güvercinler. Onlarda biliyor; insanların günü kurtarmak için kendilerini alet ettiğini. Dili, dini, rengi ne olursa olsun halklar kardeştir sözleri sinek vızıltısını andırıyor adeta. Kimse kimseyle kardeş olmak istemiyor. İnsanlar “özgürlük” “kardeşlik” safsatalarından bıkmışlar. Halklar birbirini boğazlıyor, kardeş kardeşi öldürüyor. Barış kimin umurunda? Dünya kan ve barut içinde…


Kim bilir nerelerde bombalar patlıyor şu saatlerde! Kentler yanıyor, dağlar ateş duman is içinde… Bir şarapnel parçası kanatıyor yürekleri. Canlar toprağa karışıyor. 1EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN.

  • email Arkadaşına gönder
  • print Yazıcı versiyonu
  • Add to your del.icio.us del.icio.us
  • Digg this story Digg this

Yorum Yaz comment Yorumlar (0 Yazılmış)

Diğer Haberler

Site Tasarımı: http://www.keditor.com