E-bülten
Bu yazıyı beğendiniz mi?

Yaklaşık bir yıldır yazmadım veya yazamadım. Böyle bir ortamda yazmak içimden gelmiyor. Sorun ne konu bulmaktan zorlanmaktır ve ne de yazma yetisini veya ilhamını yitirmektir. Sorun tamamen yaşanan sürecte yaratılan kirlilikten kaynaklanıyor. Elbette bu benim cephemde böyledir. Bir türlü içimden gelmiyor yazmak. Oysa o kadar yazılması gereken konu var ki, buna bazen ben kendimde şaşıyorum; yazamadığım veya yazmadığım için. Ama Kurt puslu havayı sever. Benim yazmak istemediğim veya içimden gelmediğinden yazamadığım bu süreçte; büyük ilham alıp (!) yazanlar epey çoktur. Ama yine de bazen yazmak gibi bir etkinlikte de bulunmaya çabalıyorum. Ki, bu benim açımdan adeta bir görev olarak kendini dayatıyor. Ne var ki, bu görevlerimi bile erteliyorum. Buna hakkımın olmadığını bile bile. Dedim ya bu süreç kirliliği beni barikatlıyor.Yazmayı ya da birkaç sözetmeyi istediğim konulardan biri; Şükrü Çiçek`in geçen Festival`de bir kalb krizi sonucu yaşamını yitirmesidir. Bir birey bazında bir süreç noktalandı.
Bu insanın yaşamı, sıradan bir yaşam değildi. Bizim yakın tarihimizin bir kesitiydi dersem abartmış olacağımı sanmıyorum. Yeğen, yaşamını halkının özgürlük mücadelesine adayan ve onunla özdeşleşen insanlardan birirdir. Evet, öyle popüler biri belki değildi. Ya da popüler olmak istemedi ya da olamadı ama bu onun yaşadığı zaman diliminde halkının mücadelesine yaptığı katkıyı yadsımaz. Üstelik onun erken bize veda etmesinin arka planı; devrimci mücadelede yaşadığı zorluklar, gördüğü işkenceler ve yaşadığı kahredici koşullar ile olaylardır. Bu bağlamda Yeğen ve Yeğen gibileri, hem özgürlük mücadelesinin önemli değerleridir ve hem de benim nezdimde bu kavganının tartışılmaz şehitleridir. Bu şehit kavramını tüm dinsel ve fetişist anlamlardan bağımsız kullanıyorum. Halkının özgürlük kavgasında yaşamını yitiren ve bu uğurda ölümü kucaklayan anlamında. Onun dinsel ve tanrısal boyutu benim sorunum değildir.
Yeğen gibilerinin de sorunu değildir. Bu sorun onları ve bizi ilgilendirseydi Devrimci/ sosiyalist olmazdık; (Kürt) mücahidi olurduk. Denebilir ki, peki Yeğeni; neden Newroz veya Newroz şehitleri ile anıyorsun. Benin için o, Eylülde ölümsüzleşmiş olsa bile, o bir Newroz şehididir. Neden mi? O, Mazlum`a bir çok anlamda bağlı biri idi. Mazlum`un kaçırılma olayinın başarısızlığından o sorumlu tutuldu. Bu bir haksızlıkta olsa, bunun manevi ağırlığını ve sorumluluğunu kahredici bir biçimde omuzlarında hissetti. Mazlum`un 21 Martta ölümsüzleşmesi, onu daha da sarsttı ve ezdi. Bütün bunlar, diğer yaşadıkları ile birleşince bu yük dayanılmaz oldu. Heyecanlı ve sinirli bir mizaca sahip olan yağen bir o kadar da duygusaldı. Іşte bütün bunlar, onun sinir sistemini etkiledi, bunlar da kalbe basınç yaptı. Ve Eylülde gerçekleşen festival onun dünyasının duygusal derinliklerinde yankılandı. Newroz`u yeniden yaşadı. Yaralı kalbi daha fazla dayanamadı ve bize veda etti.
Bu hareketin kadroları ve yöneticileri; yeğeni az da olsa tanır. Hele Diyarbakır ve Batman Bölgelerinin eski kadroları onu çok iyi tanırlar. Diyarbakır 5 Nolu Zindanı ile tanışmış olanların önemli bir kesiti Yeğeni tanıma olanağı bulmuştur. En azında onun bu hareketin mütevazi bir militanı ve emektarı olduğunu bilir.
Onun bu hizmetleri ve özverileri; onu bu mücadelenin veya yakın devrimci geçmişimizin önemli değeri yaptι. Bu hakkιnι vermek gerek. Ne var ki, yükselen değerler de günümüzde değişti. Bu genel yabancılaşma, bize de ; devrimcilere de bulaştı. Mücadele ile özdeşleşmiş ve onun adeta kopmaz bir unsuru haline gelen emektar ama; bir biçimde eski resmi konum ve sıfatlarından soyutlanmış bu vefakar ve cefakar insanlar görülmezden gelinmeye başlandι.. Abartılı bir biçimde eleştiriliyor ve bazen alay konusu bile edilebiliniyor. Bu acı bir durum. Bunu yapanlar, aslında geçmişinden yabancılaşanlar veya geçmişjşnden kopuk insanlar olduklarının ayrımından değillerdir.
Bir söz var; dostun attığı gül yaralar beni. Beni yaralayan da bu. Ölümüz, sıradan bir haber konusu bile edilmek istenmiyor. Yeğen`in ölümümde yaşananları bir dostumdan duyunca, epey canım sıkılmıştı. Yeğen, özgürlük hareketinin ilk kadrolarndan sayılır. Yani 1978 itibari ile harekete katılan ilk militan kadrolardandır. Çocuk yaşta mücadeleye başkoymuş ve ölene dek mücadeleye bağlı kalmıştır. Kendi konum ve dönemin özgünlüğüne göre önemli çalışmalar ve katkılar sunmuştur. Bir dönem Diyarbakır yerel komitesinde eylem grubu sorumluluğunu yapmıştır. Bu görev, 1979 yılının sonlarında Mazlum`un kaçırılma olayına kadar devam etmiştir.
Mazlum`un kaçırılma olayından sonra görevden alınıyor ama kısa bir süre sonra Mardin ve Van`da çalışmalara devam ediyor. Bu faaliyetler sırasında sömürgecilere tutsak düşüyor.Yeğen, cezaevinde de harekete bağlı kalıyor ve düşmana karşı direnişçi bir çizgide kalmaya ısrar ediyor. Bu nedenle de, ağır işkence ve baskılara maruz kalıyor; bütün direnişçiler gibi... Yeğen idamla yargılandı. Uzun yıllar zindanlarda kaldıktan sonra, sağ olarak dışarı çıkma “talihsizi” dir (!) Ama o da, birçok benzeri gibi, mücadeleye kaldığı yerden devam ediyor. Ama koşullar değişmiş. Yükselen değerler de. Ama o inat ediyor ve yoluna devam etmeye çalışıyor. Tökezleniyor, çelmeleniyor, düşüyor ama o, inatla ayağa kalkıyor ve yolunda ilerliyor. Türkiye ve Kürdistan`da yaşama koşulları tükenince yurtdışina çıkıyor.
Yurt dışında da görevler alıyor. Ama bir nokadan sonra, resmi görev almıyor ancak yüreği mücadele edenlerledir. Kırılıyor, alınıyor, küsüyor, öfkeleniyor ama kavgayı sürdürenlere hep saygılı kalıyor. Onları destekliyor. Ne var ki, devrimci bir coşkuyu ve havayı solumak için gittiği festivalde, kalbi dayanmiyor ve yaşama veda ediyor. Ama yoldaşlar, sadece sıradan bir haber geçiyor; “ ... Festıvalde, kalb krizi geçiren Şükrü Çiçek adında bir yurtsever yasamını yitirdi... “ Yaklaşık 32-33 yıllık bir mücadele adamının ölümü böyle veriliyor. Neyse ki, bazı duyarlı yoldaşların eleştri ve uyarıları sonucu, haber yeniden veriliyor; birkaç paragrafla.Bu yaklaşımlar düşündürücüdür. İnsanın bir beklentisi olmasa da, değerlere böyle sıradan yaklaşım bize yakışmıyor; bizim yaklaşım ve anlayışımız olamaz. Olmamalı da. Ne var ki, eski emektar ve yoldaşlara yönelik bu tarz basit yaklaşımlar epey yaygın. Ve kimse buna resmi anlamda dur demiyor ve uyarı yapmıyor.
En basiti, eski resmi sıfat ve konumundan soyutlanmış yoldaşlara hakedilen tarzda yaklaşılmıyor ; basit ve yıpratıcı yaklaşımlara ise yarım ağızla veya tam destek veriliyor. Bu emeğe karşı bir tavır olduğu bilince çıkarılmalıdır. Aksi taktirde bu tarz çürümeye yolaçar. Bu arada, söylemeden geçemeyeceğim, Mustafa Karasu (Avreş), yeğeni en iyi tanıyanlardan olsa gerek. Çünkü, 1979`da ikisi de Diyarbakır`da Diyarbakır yerelde eylem komitesinde çalışmışlardı. Bir anlamda “silah arkadaşı”dırlar. Ben, Karasu`nun Yeğen`nin anısına birşeyler söylemesini isterdim. Bunu anlamlı bulurdum.İşte böyle... Bu vesileyle,Mazlum ve Yeğen`nin şahsında; Newroz şehitlerini bir kez daha anıyor ; anıları önünde saygı ile eğiliyorum. Yeğen`in eşine ve çocuklarına başsağlığı ve sabır diliyorum.
NEWROZ PIROZ BE
Saygılarımla



